Analiz | Pete Hegseth: ABD'nin Askerî Gücünü Daha da Yıpratan Savaş Bakanı
https://parstoday.ir/tr/news/world-i300538-analiz_pete_hegseth_abd'nin_askerî_gücünü_daha_da_yıpratan_savaş_bakanı
Parstoday: ABD'nin New York Times gazetesi, Pete Hegseth'i “ABD ulusal güvenliğinin yıkım topu” olarak nitelendirdi.
(last modified 2026-09-10T05:27:33+00:00 )
Eylül 09, 2026 16:13 Europe/Istanbul
  • Analiz | Pete Hegseth: ABD'nin Askerî Gücünü Daha da Yıpratan Savaş Bakanı

Parstoday: ABD'nin New York Times gazetesi, Pete Hegseth'i “ABD ulusal güvenliğinin yıkım topu” olarak nitelendirdi.

Parstoday'in haberine göre, New York Times gazetesi, Donald Trump ve Pete Hegseth'i sert bir şekilde eleştirerek, İran'a karşı yürütülen savaşın ardından ABD'nin silah ve mühimmat stoklarının azalmasının, ittifakların zayıflamasının, Pasifik'ten çekilmenin ve ordunun siyasallaştırılmasının ABD ve Batı'yı rakipleri karşısında daha savunmasız hale getirdiği uyarısında bulundu.

Gazete bir haber-analizinde şu değerlendirmelere yer verdi: Donald Trump ve onun Savaş Bakanı Pete Hegseth'in politikaları; İran'a karşı yürütülen saldırgan savaşın ardından yaşanan kritik mühimmat eksikliği, Çin ile gerilimlerin tırmandığı bir dönemde filonun Pasifik'ten çekilmesi ve ABD ordusundaki üst düzey komutanların yerlerine kişisel olarak sadık isimlerin getirilmesi amacıyla görevden uzaklaştırılması gibi uygulamalar, ABD ulusal güvenliğini “Soğuk Savaş döneminden bu yana en tehlikeli duruma” sürükledi. Bu politikalar aynı zamanda Batı ittifaklarının “tahrip olmasına” ve düşmanların “daha da cesaretlenmesine” yol açtı.

New York Times, Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde ABD hükümetinin ve özellikle Pete Hegseth başta olmak üzere kabine üyelerinin mevcut durumuna değinerek şöyle yazdı: “Başkan Trump'ın ABD ulusal güvenliğine verdiği zararı anlamak zor. Ülkeyi Soğuk Savaş'ın en karanlık günlerinden bu yana hiç olmadığı kadar savunmasız bir hale getirdi.”

New York Times gazetesinin ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth'e yönelik sert eleştirileri, yalnızca Donald Trump yönetimi etrafındaki siyasi ve medya tartışmalarının bir parçası olarak değerlendirilemez. “ABD ulusal güvenliğinin yıkım topu” ifadesi, devam etmesi halinde ABD'nin askerî gücünün, kurumsal bütünlüğünün ve uluslararası itibarının aynı anda aşınmasına yol açabilecek bir dizi gelişmeye işaret ediyor.

Temel mesele şu: Hegseth, dünyanın en büyük askerî teşkilatının yönetimini, ABD'nin aynı anda İran savaşı, Çin'le giderek artan rekabet, Avrupa'daki taahhütleri ve diğer savaşlardan kaynaklanan baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde üstlenmiş durumda. Washington'un her zamankinden daha fazla istikrarlı karar alma mekanizmasına ve komuta bütünlüğüne ihtiyacı bulunuyor.

Bu durumun en önemli göstergelerinden biri, İran savaşı sonrasında ABD'nin mühimmat ve füze stoklarında yaşanan azalma. Son raporlar, Patriot, THAAD, Tomahawk ve diğer gelişmiş füze sistemlerinin yoğun biçimde kullanılmasının ABD stokları üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu ve bazı stokların yeniden oluşturulmasının yıllar sürebileceğini gösteriyor.

Bu durumun önemi şu noktada yatıyor: Askerî güç yalnızca uçakların, uçak gemilerinin ve savaş uçaklarının sayısına bağlı değildir. “Mühimmat stoklarının derinliği”, bir ordunun gerçek gücünün temel unsurlarından biridir. Çok sayıda gelişmiş silaha sahip olan ancak uzun süreli bir savaşta mühimmat sıkıntısı yaşayan bir ordu, görünüşte güçlü olsa bile pratikte ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya kalabilir.

Bu durum, ABD'nin gelecekte ortaya çıkabilecek krizlerle mücadele kapasitesini doğrudan etkiliyor. ABD füze stoklarının önemli bir bölümünün İran savaşında kullanıldığı dikkate alındığında Washington; Batı Asya'daki operasyonlarını sürdürmek, müttefiklerinin ihtiyaçlarını karşılamak ve Doğu Asya'da ortaya çıkabilecek muhtemel bir kriz için gerekli stokları korumak arasında denge kurmak zorunda.

Bu mesele özellikle Çin karşısında büyük önem taşıyor. Zira Tayvan konusunda veya Güney Çin Denizi'nde yaşanabilecek herhangi bir çatışma, çok büyük miktarda hassas güdümlü mühimmat ve savunma sistemine ihtiyaç duyacaktır.

Dolayısıyla Trump ve Hegseth'in üretim kapasitesini ve stratejik stokları yeterince dikkate almadan yıpratıcı bir savaşa girmeye dayalı askerî politikası, kısa vadede ABD'nin gücünü sergileyebilir; ancak uzun vadede Washington'un caydırıcılık kapasitesinin önemli bir bölümünün zayıflamasına yol açabilir.

Ancak belki de askerî teçhizatın yıpranmasından daha tehlikeli olan husus, ABD ordusunun insan kaynağının ve kurumsal yapısının aşınmasıdır.

Hegseth, görev süresi boyunca üst düzey komuta kademesinde geniş çaplı değişiklikler gerçekleştirdi. Çok sayıda üst düzey komutan görevden alındı veya görevlerini bırakmaya zorlandı. Son raporlarda, bazı önemli komuta makamlarında boşluklar oluştuğu ve Pentagon'daki anlaşmazlıkların derinleştiği dahi bildiriliyor.

Bu gelişme ulusal güvenlik açısından son derece önemlidir. Çünkü ABD ordusu, onlarca yıl boyunca uzmanlık, deneyim ve profesyonel hiyerarşi temelinde şekillendiğini savunmuştur.

Trump ve Hegseth'in bu anlayışın yerine siyasi veya ideolojik sadakat gibi ölçütleri koyması, fiilen ABD ordusunun profesyonel bağımsızlığını zayıflatmaktadır.

Ordunun siyasallaşmasının iç politikada da önemli sonuçları bulunmaktadır. ABD ordusu geleneksel olarak kendisini partiler arası siyasi rekabetten uzak tutmaya çalışan az sayıdaki kurumlardan biridir.

Eğer komutanlar ve subaylar, kariyerlerinin geleceğinin profesyonel yeterliliklerinden ziyade başkana veya Savaş Bakanı'na ne ölçüde bağlı olduklarına göre belirlendiğini düşünmeye başlarsa, ordunun kurum kültürü de değişecektir.

Bu yıl yayımlanan çeşitli araştırma ve analizler de ABD ordusunun geleneksel tarafsız ve partiler üstü niteliğinin zayıflaması konusunda uyarılarda bulunmuştur. Böyle bir sürecin sonucu; kamuoyunun güveninin azalması, komutanların daha fazla otosansür uygulaması ve siyasi makamlara profesyonel, hatta rahatsız edici değerlendirmeler sunma kapasitesinin zayıflaması olabilir.

Öte yandan Hegseth'in müttefiklere yönelik politikası da birbiriyle çelişen iki boyut taşıyor. Hegseth, müttefiklerin savunma harcamalarındaki paylarının artırılması gerektiğini savunuyor ve NATO toplantısında Avrupa'nın kendi konvansiyonel savunmasının sorumluluğunu daha fazla üstlenmesini talep etti.

Ancak bu yaklaşım, ABD'nin taahhütlerini azaltması ve müttefiklerde güvensizlik duygusu oluşturmasıyla birlikte yürütülürse, sonuç tam tersine dönebilir.

Hint-Pasifik bölgesinde bu mesele daha da hassastır. Çin, ABD'nin en önemli stratejik rakibi olarak görülüyor. Washington, Pekin'in gücünü dengelemek için Japonya, Güney Kore, Avustralya ve bölgedeki diğer ortaklarıyla iş birliğine ihtiyaç duyuyor.

Bununla birlikte mevcut tablo tamamen tek yönlü değildir. ABD ve Avustralya, son günlerde savunma iş birliğinin genişletilmesi ve ABD'nin Avustralya'daki askerî varlığının artırılması konusunda vurgu yapmıştır.

Dolayısıyla Hegseth'in politikasının basitçe “ABD'nin Pasifik'ten çekilmesi” anlamına geldiği söylenemez. Asıl mesele, ABD'nin geniş kapsamlı taahhütleri ile askerî kaynakları üzerindeki giderek artan baskı arasındaki çelişkidir.

Bu çelişki yönetilemezse, Washington'un aynı anda birden fazla cephedeki caydırıcılık gücünün güvenilirliği sorgulanabilir.

Görünen o ki Hegseth'in temel sorunu birkaç gelişmenin birleşiminde aranmalıdır: silah ve mühimmat stoklarının yoğun biçimde tüketilmesi, komuta yapısı üzerindeki baskı, ordunun siyasallaştırılması, Pentagon'daki iç anlaşmazlıkların derinleşmesi ve ABD'nin ittifak ağları üzerindeki baskının artması.

Bu faktörlerin her biri tek başına yönetilebilir nitelikte olabilir; ancak bunların aynı anda ortaya çıkması, taktik bir sorunu stratejik bir krize dönüştürebilir.

ABD'nin çok sayıda savaş ve krizle karşı karşıya olduğu bir dönemde, Ordu Bakanı gibi üst düzey yetkililerin istifası, Washington'un savunma yönetiminin istikrarı konusunda olumsuz bir mesaj vermektedir.

Bu açıdan bakıldığında “yıkım topu” ifadesi, Hegseth'in kişiliğine yönelik sıradan bir saldırıdan ziyade, ABD'nin gücünü aşındırabilecek bir sürece ilişkin endişeyi ifade ediyor.

Bu hikâyedeki çelişki ise şu: ABD'nin askerî gücünü güçlendirmekle görevlendirilen bir bakan, uyguladığı politikalarla gerçekte aynı gücün temellerini daha kırılgan ve daha yıpranmış hale getirebilir./