Amerika Başkanı Trump'un Korumacı politikaları konusunda AB'nin endişe duyması
-
Amerika Başkanı Trump'un Korumacı politikaları konusunda AB'nin endişe duyması
AB Ekonomi ve Mali İşleriyle Vergilendirme ve Gümrük Birliği Komiseri Pierre Moscovici, Amerika'nın yeni başkanı Donald Trump'un koruyucu politikalarının yarım asırda elde edilen ticari gelişmeleri tehdit ettiğini söyledi.
Kriz, çatışma ve istikrarsızlıkların dünya genelinde yaygınlaştığı bu dönemde Trump yönetimini ve küresel ekonomik ilişkileri oldukça zor ve çalkantılı bir süreç bekliyor. İlk bakışta 1980’li yıllarda Ronald Reagan’ın uyguladığı arz yanlı iktisat politikalarını (Reaganomics) andıran Trump’ın ekonomi politikaları konusundaki yaklaşımına bakıldığında, ülkede üretimin azalmasının ve bunun doğurduğu işsizliğin en önemli sorumlusu olarak ucuz ithalatı ve üretimini yurtdışına kaydıran Amerikan şirketlerini gördüğü anlaşılmaktadır. Bu bağlamda korumacı politikalarla ithalatın kısılması, yurtdışına yatırım üzerine doğrudan veya dolaylı kısıtlamalar konulması ve eş zamanlı olarak ülke içi yatırımların mali teşvikler çerçevesinde cazip hale getirilmesi gibi hususlar çözümün adresi olarak görünüyor.
Trump’ın politikaları genel olarak ülke içinde daha az düzenlemelerin olduğu, dışa karşı daha korumacı devlet politikalarının yoğun bir şekilde yürürlüğe konulacağı bir döneme işaret ediyor. Ancak, 2008 küresel krizinin ardından emareleri görülmeye başlanılan korumacı politikaları azaltma yönündeki girişimlerden beklenen sonuçlar alınamamış ve Trump’la birlikte “Önce Amerika” sloganıyla bu politikalar en üst düzeyde dillendirilmeye ve uygulamaya geçirilmeye başlanmıştır.
AB ise Trump'un korumacı ekonomik ve ticari politikalarından endişe duymakta ve bu sürecin AB gelir, üretim, refah, Barış ve güvenliğini tehdit edeceğini belirtmektedir.
Trump’ın bazı bazı ekonomik uygulanma ihtimalleri küresel ekonomik ilişkiler açısından tehlikeli sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor. “Amerika’da Amerikan malı kullanın ve Amerikalıları çalıştırın” sloganı doğrultusunda; *Yıllık yüzde 4 büyüme hedefi ve 10 yılda 25 milyon kişiye istihdam imkânları oluşturulması hedefine dönük olarak genişlemeci maliye politikaları uygulanması * yatırımcılar ve sermaye sahiplerine vergi indirimleri ve altyapı harcamalarının artırılması * askeri harcamaların önemli bir kısmının altyapı yatırımları için harcanmasına vurgu yapılması * Çin karşısında ABD şirketlerinin rekabet güçlerini kaybetmesine yol açtığı vurgusu* *Dolardaki değerlenmenin dış ticaret üzerindeki olumsuz etkisini gidermek için Amerika federal merkez bankasının yeniden düzenlenmesi * Trump’ın, sağlık reformunun (Obamacare) bazı düzenlemelerini iptal etmesi ve sosyal yardımlara karşı mesafeli duruşu Amerikan toplumunda huzursuzluk doğurdu. Bunun devamı gelirse, çok sayıda kişinin sigortasız kalacak. *Trump, özellikle 2008 küresel finans krizi sonrasında konulan bir takım yönetmelikleri değiştirip, iş dünyasının rahatlatılmasını amaçlıyor. Yurtdışındaki ABD şirketlerinin üretimlerini ülke içine taşımalarını sağlayacak mali tedbirlerin de uygulanması öngörülüyor. Amerika başkanının diğer saldırgan uygulaması Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmesi ve küresel ısınma tehlikesini arttırmasıdır.
ABD hâlihazırda 4 trilyon dolara yaklaşan dış ticaret hacmiyle dünyanın en büyük mal ithalatçısı, Çin’den sonra en büyük ikinci mal ihracatçısı ülke ünvanına sahip. Diğer taraftan Amerikan ekonomisinin önemli düzeyde cari işlemler açığı bulunuyor.
Trump ve ekibine göre serbest ticaret anlaşmaları ABD için özellikle imalat sanayinde üretimin dışarıya kaymasına ve dolayısıyla istihdam kaybına yol açan bir içeriğe sahip. Bu nedenle yeniden gözden geçirilmeleri gerekiyor. Bu bağlamda Trump “serbest değil, adil ticaret” söylemini dillendiriyor. Bu söylem çerçevesinde özellikle Çin ve Meksika’dan ithal edilen mallara yönelik vergilerin konulması öngörülüyor.
Trump bir diğer ticaret anlaşması olan ve dünya ekonomisinin yüzde 40’ını oluşturan 12 ülkenin taraf olduğu Trans-Pasifik Ortaklığı Anlaşması’ndan (TPP) çekildiğine ilişkin bir kararnameyi 23 Ocak’ta imzaladı.
İngiltere’nin Brexit kararı ve bazı AB üyelerinin ciddi ekonomik sıkıntı içerisinde olması nedeniyle güç ve itibar kaybı yaşayan ve hâlihazırda ABD’nin en büyük dış ticaret ortaklarından biri konumunda bulunan AB; yeni ABD yönetiminin serbest ticaret karşıtı söylem ve yaklaşımlarından, İngiltere ile ilişkileri geliştirmekten yana tavrı, önemli ticari rakip olarak gördüğü Almanya’yı AB’yi kendi çıkarları peşinde kullanmakla itham etmesi, AB yöneticilerini ABD yönetiminin öngörülemeyen strateji ve politikalarının AB’nin geleceğini olumsuz etkilemesinden endişe ediyorlar.
Bu endişe AB’yi yeni arayışlara itiyor. Bu arayışların somut yansımalarından birisi, Meksika ile 2000 yılında yapılan serbest ticaret anlaşmasının güncelleştirilmesine yönelik müzakereleri hızlandırma kararıdır. Bu kararın sembolik bir anlamı olduğu ve yeni politika arayışlarının habercisi olduğu düşünülebilir.