Amerika’da ahlakın çöküşü
https://parstoday.ir/tr/news/world-i88765-amerika’da_ahlakın_çöküşü
Amerika’da ahlaki değerler çökmeye yüz tutmuştur.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Kasım 06, 2017 08:23 Europe/Istanbul
  • Amerika’da ahlakın çöküşü

Amerika’da ahlaki değerler çökmeye yüz tutmuştur.

Bu cümle, Galop anket müessesesinin gerçekleştirdiği ve bir süre önce yayımladığı araştırmanın sonucudur. Bu araştırmaya göre Amerikalıların %77 kadarı Amerikan toplumunda ahlaki değerler geçmişe kıyasla daha kötü durumda olduğuna inanırken, %81 kadarı da toplumda ahlaki değerlerin geçmişe kıyasla orta veya zayıf konumda olduğu yönünde görüş beyan ediyor. Oysa 2013 yılında Amerikalıların sadece %40’ı ahlaki değerlerin zayıf olduğuna inanırdı ve şimdi 2017 yılında bu oranın %45’e yükseldiği anlaşılıyor.

Yine aynı zaman diliminde ahlaki değerleri orta derecede değerlendirenlerin oranı %41’den %36’ya gerilediği ve ahlaki değerleri çok iyi veya iyi değerlendirenlerin oranı da %18’den %17’ye gerilediği anlaşılıyor.

 

 

Bundan başka Galop anket kurumu ilk kez ankete katılanlara acaba ahlaki değerler daha mı iyileşti, yoksa daha mı kötüleşti? Sorusunu yöneltirken çoğunluk daha kötüleştiği yönünde görüş bildirdi.

2001 yılında Amerikalıların %64’ü ahlaki değerlerin kötüleştiğini belirtirken bu oran 2017 yılında %77 seviyesine yükseldi. Yine aynı zaman diliminde ahlaki değerlerin iyileştiğini savunanların oranı %8 gerilediği ve 2001 yılında %24’ten 2017 yılında %16’ye düştüğü gözleniyor.

Peki ama, Amerikan toplumunda ahlakın çöküşüne neden olan etken nedir?

 

Bir toplumda ve örneğin Amerika toplumunda ahlak meselesi üç düzeyde irdelenebilir. Bu düzeyler bireysel ahlak, sosyal ahlak ve siyasi ahlak düzeyleridir.

Buna karşın bu konu üzerinde her türlü araştırmaya başlamadan önce Amerika’da ahlakın çöküşü nisbi bir süreç olduğu ve bu ülkede ahlak ilkelerinin tamamen yok olduğu anlamına gelmediği belirtilmelidir. Bir başka ifade ile Amerika’da bir çok vatandaş, sosyal kurumlar ve hatta bazı politikacılar ve sosyal alanların aktivistleri ahlak ilkelerine bağlıdır ve bir çok ilişki de ahlaki değerlere dayanarak şekillenmiştir. Ama aynı zamanda ve verilere göre Amerika’da ahlak ilkelerine bağlılık veya daha doğru bir ifade ile sosyal değerlere uyma konusunda güven duygusu zayıflamıştır.

 

 

Amerika’da yaşanan bu durum için çeşitli nedenlerden söz ediliyor. Örneğin nefsin selameti, ahde vefa, aile ocağını korumak, Allah ve maneviyata inanç gibi bazı sosyal değerlerin değer kaybetmesi yüzünden Amerikalı vatandaşlar geçmişe nazaran daha fazla yalan söylüyor, daha fazla sözünü tutmuyor, daha fazla maneviyatan uzaklaşıyor ve sonuçta daha fazla ahlaki ve değersel hasarlara maruz kalıyor. Veriler ise bu gerçeklere ışık tutuyor.

Amerikalı yazar Stephan Hill “gerçek çöküş” adlı eserinde Amerika’da ahlakın çöküşüne değinirken bu ülkeyi Titanic gemisi gibi batmakta olan bir gemiye benzeterek şöyle diyor: biz kendimizi derin, karanlık ve bilinmeyen sularda gören bir milletiz ve bizi doğru yola götürecek bir cevap, bir işaret ve bir yol aramaktayız.

 

Amerika’da yapılan başka araştırmalarda Amerikalı vatandaşlara Hz. Musa’ya nazil olan on emir soruldu. Yapılan araştırmalara göre Amerikalıların çoğu ya on emire inanmıyor veya böyle bir şeyin varlığını bilmiyor. Bir araştırmanın sonuçlarına göre ise Amerikalılardan sadece %31 kadarı on emire inanıyor.

Öte yandan Amerika’da aşırı biresyelciliğin de bu ülkede ahlaki çöküşü körüklediği gözleniyor. Bir ankete göre Amerikalıların %93’ü bir şeyin doğru veya yanlışlığı hakkında tek başına karar veriyor. Yine Amerikalıların %75 kadarı bir şeyin doğru veya yanlış olduğunu ispat edecek hiç bir standart bulunmadığına inanıyor. Bu oran gençlerin arasında %83 seviyesindedir. Böyle bir atmosferde Amerikalı vatandaşların kişisel çıkarlarını azami seviyeye ulaştırma uğruna başkalarının maslahatını gözetlememeleri ve ahlak dışı davranışlarda bulunmalarına şaşırmamak gerektiği anlaşılıyor.

 

 

Amerika’da bireysel ahlakın çöküşü bu ülkede sosyal ahlakı da şiddetli bir şekilde etkilediği gözleniyor. 2010 yılında Amerika’da kayda geçen ve mal sahiplerinin 15 milyar dolar zararına yol açan 9 milyon kadar hırsızlık vakası yaşanmış bulunuyor. yine aynı yılda 16 bin vatandaş da öldürüldü, ki bu da günde 45 cinayet demektir. Amerika 2 milyon mahkumla dünyada en yüksek oranda mahkumu bulunan ülkedir, üstelik hapis cezasının yerine başka cezalara çarptırılan suçluların sayısı bu rakamın bir kaç katı kadardır. Bu durum Amerikalı ergenlerin ve gençlerin arasında daha vahim olduğu ifade ediliyor. Örneğin Amerika’da her gün bin kadar genç kız evlilik dışı anne oluyor, 1100 genç kız kürtaj yaptırıyor ve 500 genç kız da uyuşturucu ve 1000 genç kız da alkol tüketmeye başlıyor.

 

 

Amerika’da 1973 yılında federal yüksek mahkeme kürtajı yasal ilan ettiği günden beri şimdiye kadar bu ülkede 57 milyon kürtaj vakası gerçekleştiği belirtiliyor. Yine Amerika’da her yıl üç milyon çocuk tacizi vakası yaşanıyor ve her gün dört çocuk bu yüzden hayatını kaybediyor. Yine Amerika’da her yıl 800 bin çocuğun ve her gün iki bin öğrencinin kaybolduğu rapor ediliyor. Amerika’da her yıl 237 bin kişi cinsel tacize uğruyor ve araştırmalara göre Amerikalı kadınların beşte biri cinsel tacize uğradığı anlaşılıyor.

 

 

Amerika’da aile kurumunun yok olması da beraberinde bir çok olumsuzlukları getiriyor. Bazı araştırmalara göre Amerikalı evli insanların %53’ü eşine ihanet ediyor ve %65 kadarı evlilik dışı ilişkilerin sorun olmadığını düşünüyor.

Amerika’da 1960’lı yıllarda yarım milyon çift evlenmeden birlikte yaşarken bu rakam 2013 yılında 6.4 milyon çifte ulaştı. Yine Amerikalıların %54 kadarı evlilik dışı ilişkilerden evlat sahibi olmanın ahlaki açıdan kabul edilebilir olduğunu düşünüyor.

2008 yılında Amerika’da doğumların %41 kadarı bekar kadınlara aitti. Oysa bu oran 1963 yılında sadece %7 kadardı. Yine yapılan araştırmalara göre Amerikalıların %52’si de eşcinselliği ahlaksızlık olarak görmüyor.

 

 

Amerika’da değerlerin çöküşü bireysel ve sosyal ahlakı etkilemekten başka siyasi ahlakı da olumsuz yönde etkiliyor. Örneğin Amerika Başkanı evli olduğu halde beyaz sarayda stajyer bir genç kızla ahlak dışı ilişki kuruyor ve ülkesini siyasi krize sürüklüyor. Amerika’nın eski başkanlarından Bill Clinton’la Monika Luinski arasındaki ahlak dışı ilişki, bu ülkede ahlaksızlığın nerelere kadar tırmandığını açıkça ortaya koyan örnekti.

Eğer 1990’lı yıllarda bu tür bir ilişki ifşa edildikten sonra Amerika’nın en yüksek yürütme makamını gensoru durumuna kadar sürüklediyse, bugün bu ülkenin yarısı kadın düşmanı ve kadınlara karşı en çirkin lafları eden bir popülisti beyaz saraya Başkan olarak sokuyor.

 

 

Bugün Amerika’da artık halkın çoğunluğu için bu ülkenin en yüksek mevkilerini işgal edecek kimselerin ahlaksızlığı pek önem arz etmiyor. Nitekim bu yüzden Amerika’da geçen sene başkanlık seçimleri sırasında seçmenlerin yarısı elektronik postası hakkında yalan söyleyen demokrat aday Hillary Clinton’a oy verdiler.

Eğer geçmiş onyıllarda olsaydı Clinton gibi emaillerini gizleyen veya yok eden biri siyaset arenasından ebediyen silinirdi, ancak şimdi anlaşılan o ki sahtekarlık ve yalan söylemek, Amerikalı politikacıların arasında sıradan bir durum gibi telakki ediliyor.

Amerika’da politikacıların arasında mali fesat yönündeki ahlaksızlık ise daha da vahim boyutlardadır. Nitekim Washington’da adı mali fesada bulaşmamış veya şaibeli mali kaynak kullanmamış politikacıyı bulmak neredeyse imkansızdır.

 

 

Amerika’da federal yüksek mahkeme seçim kampanyaları bağışları için bir tavan belirlediği günden beri yürütme ve yasama erklerinin adayları daha çok %1’lik olarak anılan Amerikalı zengin kesime bağımlı hale geldiği gözleniyor. Bu yüzden sözde milletin temsilcileri olan bu zümre halkı savunmak yerine onlara mali destek veren %1’lik zengin kesimin çıkarlarına destek veriyor. Nitekim bu yüzden son yıllarda Amerika’da federal yönetim ve kongreye olan güvende ciddi gerileme yaşanıyor. Hali hazırda Amerika’da halkın ancak %30 ila %35 kadarı başkanına güveniyor. Bu oran kongre konusunda daha da düşüktür. Gerçi Amerikalı politikacıların arasında ahlaki çöküşe bakıldığında bu oranların düşük olmasına şaşmamak gerekiyor.

 

 

Ahlak filozofları ve sosyologlar, her toplumun kıvamı ve bekası ahlaki değerleri ve inancının korunmasına bağlı olduğunu belirtiyor. Eğer bu değerler zayıflar veya halkın bu değerlere yönelik inancı azalırsa, toplumun çöküş sürecine gireceği kesindir.

Gerçi Amerika’da hala bazı ahlaki, ailevi ve manevi değerler bazı vatandaşların gözünde saygın sayılıyor, fakat yine de geçmişe kıyasla bu alanda ciddi gerileme söz konusu olduğu anlaşılıyor. Nitekim bu durum düzelmezse ve Amerika’da bir nevi ahlaki rönesans yaşanmazsa, bu ülkenin toplumu ciddi zarara uğrayacağı ve bu zararları telafi etmenin pek de kolay olmayacağı ifade ediliyor.