Zengin ABD, yoksul ABD
BM özel raportörü raporunda Amerika’nın bazı bölgelerinde hakim olan korkunç yoksullukla ilgili yayımlanan veriler, dünyanın en zengin ülkesinde yoksulluk ve adaletsizliğin boyutlarını gözler önüne seriyor.
Amerika yılda 19 trilyon dolar gayri safi milli hasıla ile dünyanın en zengin ülkesi sayılıyor. Bu arada dünyanın en zengin firmaları da Amerika’da faaliyet yürütüyor. Yine dünyanın en zengin insanları da Amerika’nın vatandaşlarıdır. Buna karşın BM’nin yoksulluğun Amerikalı vatandaşların insan hakları durumu üzerindeki tesirlerini ve mutlak yoksulluk durumunu araştırmakla görevli özel raportör Philip Alestone, Amerika’nın Alabama eyaleti dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri arasında en yoksul insanların yaşadığı bölge olduğunu belirtiyor.
BM özel temsilcisi Alestone ayrıca Amerika’nın güneyinde yer alan yoksul bölgelerde yaşayan bir çok insan sağlıklı su yokluğu yüzünden insanların vücuduna yerleşerek büyüyen bir parazite bulaştığını kaydediyor. Bir başka ifade ile zengin Amerika’da ve 21. yüzyılın ikinci onyılında halkı Afrika katısının en yoksul insanları kadar yoksulluk ve mağduriyet içinde yaşadığı bölgeler bulunuyor. Oysa aynı zamanda Amerika’da bazı insanların serveti 70 milyar doları aşıyor ve bazı arsalar Amerikalı süper zenginlerin arasında bir kaç yüz milyon dolar gibi astronomik fiyatlarla el değiştiriyor.
Bu durum iki farklı Amerika’yı gözler önüne seriyor: servet, refah ve güç dolu bir Amerika ve yoksulluk, mağduriyet ve mazlumiyet altında inleyen ikinci bir Amerika!
Amerika’da derin eşitsizliği ve adaletsizliği yansıtan bu durum oldukça kaygı vericidir. Nitekim Amerika’nın eski Başkanı Barack Obama 2017’nin Ocak ayında Şikago’da yaptığı başkanlıktan veda konuşmasında şöyle diyor: gelişmekte olan bir orta sınıfın naçizane gelişmesi gibi bir hedefin üzerinde odaklanmakla Amerikan ekonomisi ne iyi ilerliyor, ne de hızla büyüyor. Oysa açık eşitsizlik bizim ekonomimizin ilkelerini heba ediyor. Eğer toplumda %1’lik bir sınıf servetten en büyük payından yararlanıyorsa, kentlerde ve kırsal alanlarda bir çok ailenin geri kalması doğaldır.
İktisadi endekslerin arasında Jinny katsayısı, bir ülkenin vatandaşları arasında servetin nasıl dağıldığını en iyi biçimde ortaya koyuyor. Bu katsayı sıfır ile bir arasında değişiyor. Buna göre bir ülkede Jinny katsayısı her ne kadar sıfıra yakın olursa, gelirler o ülkenin insanları arasında bir o kadar eşit düzeyde dağılıyor ve bilakis Jinny katsayısının bire yakın olduğu ülkelerde insanlar gelir dağılımındaki eşitsizlikten daha fazla acı çekiyor.
Resmi verilere göre Amerika için Jinny katsayısı yaklaşık 0.41 kadardır ki bu da Amerika’yı bu katsayı bakımından orta kesim ülkeleri arasına yerleştiriyor.
Buna karşın Amerika, iktisadi işbirliği ve kalkınma örgütü OECD üyesi olan gelişmiş ülkelerin arasında en büyük Jinny katsayısına sahip olan ülkedir. Bir başka ifade ile Amerika’da gelirlerin dağılımındaki eşitsizlik dünyanın 37 gelişmiş ülkesinin arasında en yüksek düzeydedir. Nitekim Amerika’da bir yandan sözü edilen bazılarının efsanevi serveti ve öbür yandan bazı bölgelerde korkunç yoksulluğa bakıldığında bu durum pek şaşırtıcı gelmiyor.
Her yıl dünyanın en zengin gerçek ve tüzel kişilerini açıklayan Forbes sitesinde yayımlanan verilere göre, 2017 yılında dünyanın ilk on zengin kişilerinden sekizi Amerikalıydı. Bu sıralamada Bill Gates 86 milyar dolar servetle birinci sırada yer aldı. Söz konusu 8 Amerikalı en zengin kişilerin toplam serveti ise yarım trilyon dolar olarak açıklandı.
Eğer Amerika’da her ailenin yıllık geliri ortalama 60 bin dolar olarak kabul edilecek olursa söz konusu 8 Amerikalı süper zenginin serveti 8 milyon dört kişilik ailenin ya da 32 milyon Amerikalı vatandaşın toplam serveti kadar serveti bulunuyor.
Bundan başka Amerikan toplumunda zengin kesimin %5’inin serveti bu ülkede orta gelirli ailelerin ortalama gelirinin 91 katı olduğu ifade ediliyor. Yine dünyanın ikinci zengin kurumu olan GP Morgan Chis bankasının mal varlığı tam 2 trilyon 350 milyar dolar kadardır ve Bank America, yani dünyanın üçüncü zengin kurumunun mal varlığı ile birlikte toplam servetleri 4.5 trilyon dolar oluyor. Bu rakam ABD’nin bir yıllık gayri safi milli hasılasının dörtte birine denk geliyor.
Amerika’da dünyanın en büyük zincirleme marketi olan Valmart’ın sahibi olan Walton ailesinin serveti 175 milyar dolar tahmin ediliyor. Bir başka ifade ile Amerika’da bir süper zengin aile, üç milyon Amerikalı ailenin toplam serveti kadar serveti bulunuyor. Valmart mağazalarının değeri toplam 485 milyar dolar kadardır ve dünya genelinde iki milyon çalışanı bulunuyor.
Amerikalı süper zenginler değeri yüz milyonlarca dolar olan konaklarda yaşıyor, bir kaç yüz bin dolarlık arabaları biniyor ve her birinin bir kaç özel uçağı ve yatı bulunuyor. Bu aileler sahip oldukları mali güçleri ile Newyork’ta Wall Street’te ABD ekonomisini kontrol ediyor ve beyaz saray ve kongre üzerinden Amerika’nın siyasetine yön veriyor.
Her yıl bu insanların servetine servet ekleniyor. Hatta 2007 ve 2008 yıllarında milyonlarca Amerikalı iflas ederek evini işini kaybettiği sıralarda %1 kesim olarak ün yapan bu süper zenginlerin serveti kat kat arttı.
Amerika federal rezerv kurumunun verileri, 2016 yılında Amerika’da %1 zengin kesimin yıllık gelirlerin %29 kadarını kendi elinde bulundurduğunu ortaya koyuyor. Bu rakam 2013 yılında %20 civarındaydı. Hali hazırda da %1’lik kesim 2016 yılında Amerika’da zenginlikleri %36.5 kadarını kendi elinde tutuyordu, oysa bu rakam üç yıl önce %36’nın biraz üzerindeydi.
Ancak Amerika’da bunca servet ve zenginliğin yanında, Asya ve Afrika kıtalarının en yoksul ülkelerinin en fakir mahallelerini andıran derin bir yoksulluk dikkat çekiyor. Gerçekte Amerika’da yoksulluk verileri korkunç boyutlardadır. 2015 yılında Amerikalı 43 milyon vatandaş, yani bu ülke nüfusunun %13.5 kadarı yoksulluk içinde yaşıyordu. Bu insanlar hayatını sürdürebilmek için genellikle hükümetin ve hayır kurumlarının gıda maddeleri yardımlarına muhtaçtır ve normal bir yaşam için gerekli olan bir çok ilkel imkanlardan mahrum bir şekilde yaşamaktadır.
Gıda maddelerinden başka Amerika’da milyonlarca vatandaş uygun sağlık sigortasından da yoksundur, ayrıca istedikleri seviyelere kadar eğitimlerine devam edememektedir. Öte yandan Amerika’da yoksul kesimden bir çok insan da yoksulluk yüzünden hırsızlık, uyuşturucu madde tüketimi veya satışı ve benzeri suçlara bulaştıkları anlaşılıyor. Bu insanlar genellikle Amerika’nın kalabalık semtlerinde ve suç oranı yüksek mahallelerde yaşıyor ve genellikle istemeyerek bu yollara düşüyor ve bir türlü de kurtulamıyor.
Amerika’da yoksulluk aynı zamanda yaş, cinsiyet ve ırk gibi etkenlerle doğrudan bağlantılıdır ki bu da konunun daha komplike hale gelmesine yol açıyor. Örneğin 2007 yılında evli ailelere mensup olan insanların %6 kadarı yoksulluk içinde yaşıyordu ve yine yoksul ailelerin %75 kadarına da kadınlar bakmak zorundaydı.
2010 yılında da toplumun yoksul kesiminin %15 kadarından %22 kadarı 18 yaşın altında, %14 kadarı 19 ila 21 yaş arasında ve %9 kadarı da 65 yaşın üzerinde olan insanlardı. Buna karşın Amerika’da yoksulluk oranı bu ülkenin çocukları arasında diğer yaş gruplarına kıyasla daha vahim boyuttadır. 2012 yılında Amerika’da yoksul çocukların sayısı 16 milyon gibi korkunç bir rakamla açıklandı. Bir yıl sonra ise Amerikalı yoksul çocukların sayısı yeni bir rekor düzeye ulaşarak 16.7 milyonu aştı.
Amerika’da yoksulluk ırkların arasında da korkunç ve adaletten uzak bir dağılımı gözler önüne seriyor. Örneğin 2009 yılında Amerika’da yaşayan ve İspanyol kökenli olmayan beyazların arasında yoksulluk oranı %9.9, Asya kökenliler için %12, İspanyol kökenliler için %26 ve siyahiler için %27 olarak açıklandı. Bir başka ifade ile Amerikalı siyahiler beyazlara nazaran üç kat daha fazla yoksulluk tehlikesi ile karşı kaşıya bulunuyor.
Bu içler acısı durum yüzünden BM cari yılda ve ilk kez Amerika’da yoksulluğun insan hakları üzerindeki tesirini araştırmak üzere özel raportör atadı: Philip Alestone.
BM özel raportörü Philip Alestone Amerika’da yoksulluk oranı ve durumu hakkında bir rapor hazırlamanın yanında Amerikan toplumunda yoksulluğun ne kadar insan haklarını ihlal ettiğini ve Amerikalı vatandaşların medeni haklarını ne kadar etkilediğini belirlemesi gerekiyor.
Alestone’un Amerika’nın bazı eyaletlerini gezdikten sonra hazırlaması gereken rapor Mart 2018’de yayımlanıyor. Ancak buna karşın Alestone’un hazırladığı raporun bir bölümü basına sızdı. Ancak raporun sızan bu kadarlık bölümü bile dünyanın en zengin ülkesi Amerika’da yoksulluk faciasının derinliğini göstermeye yettiği anlaşılıyor.
BM özel raportörü Alestone bu raporunda Amerika’nın bazı bölgelerinde hakim olan korkunç yoksullukla ilgili yayımlanan veriler, dünyanın en zengin ülkesinde yoksulluk ve adaletsizliğin boyutlarını gözler önüne seriyor. Alestone, Amerika’nın Alabama eyaleti dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri arasında en yoksul insanların yaşadığı bölgesi olduğunu belirtiyor.
Alestone bu eyaletin kırsal bölgelerinde korkunç çevre tahribatından söz ediyor ve bu kadar tahribatın gelişmiş ülkelerin arasında şok edici boyutta olduğunu ifade ediyor.
BM özel raportörü Alestone raporunda şöyle diyor:
Bu bölgelerde kanalizasyon suları bir çok evde yüzeyde yer alan borulardan akıyor ve açıkta ve doğrudan çevredeki kuyulara veya çukurlara akıyor.
Amerika’nın Alabama eyaletinde bu denli korkunç yoksulluk, Newyork, Los Angeles, Şikago veya Las Vegas gibi kentlerin zengin mahallelerinde insanlar servette yüzdükleri ve hatta bazı ülkelerden bile daha güçlü ve zengin oldukları düşünüldüğünde insanı iki Amerika’nın mevzu bahis olduğunu düşünmeye zorluyor. Bunlardan biri zengin Amerika ve diğeri yoksul Amerika’dır. Bu iki Amerika arasındaki uçurum ise her geçen gün biraz daha derinleşiyor.