İslam inkılabı ve sanat - 5
Geçen bölümlerde inkılap sanatında en temel konulardan biri, İslam inkılabı ile ilgili muhtevaları yansıtan eserleri yaratmak olduğunu anlattık. İslam inkılabı sanatının dayatılan savaş ve İran milletinin kutsal savunması ile bağlantısı, bugünkü sohbetimizde ele almak istediğimiz konulardır.
İslam inkılabı sanat tarihinde kutsal savunma yılları İran’ın sanat dünyası üzerinde derin ve acayip düzeyde etkisi olmuştur.Bu yüzden kutsal savunma döneminin sanatını İran’ın sanat tarihinin en parlak dönemlerinden biri nitelemek mümkün. Bu dönemde bir çok sanatçı çeşitli sanat tarzlarından yararlanmak ve İranlı sanat unsurlarını kullanmak ve İslamî kültürle eşgüdümlü bir manevi atmosferde hareket etmekle çeşitli sanat alanlarında muazzam eserleri yarattılar. Bu yüzden araştırmacılar inkılabın ilk onyılında sanatın en önemli özelliğini dini kavramların ve inkılap ve kutsal savunma yıllarının sahnelerinin varlığı şeklinde ifade ediyor.
İran’da Saddam rejiminin dayattığı savaşın başlamasından sonra İran milleti bir bütün olarak inkılabı ve ülkeyi savunmak üzere kıyam etti, ki bu da dünyanın diğer savaşlarından farklı bir duruştu. Bu savaş inkılap ülkülerini, toprağı, malı, canı ve namusu savunmak üzere yürütülen kutsal bir savunma oldu. Nitekim bir savaş ütopik savunma şekline dönüşünce artık mutlak şiddet boyutu olmaz ve daha çok sosyal bir fenomen haline gelir ve sanatın çeşitli türleri ile beyan edilerek tarihi açıdan ebedileştirilir.
O yıllarda savaş ve kutsal savunma, o güne kadar İran’de tecrübe edilmemiş yeni yaratıcılıkların ortaya çıkmasına zemin oluşturdu. İranlı sanatçılar da halkın diğer kesimleri gibi cephelere koştu ve savaş zemininde sanat eserleri yaratmaya başladı. Savaş yıllarının sanatı aslında inkılabın ilk gününden itibaren başlayan hareketi devamıydı, fakat savaş yıllarında başta akademik eğitim alan sanatçılar olmak üzere daha fazla sayıda sanatçı bu harekete katıldı. Savaş sanatı ve sanatçısı bu dönemde en çok İranlı mücahitlerin derin inancını ve imanını yansıtmak ve yaşatmak üzerinde odaklandı. Bu sanatçılar daha çok simgesel sanat eserleri yaratmaya yöneldiler. Bunun en önemli sebebi de sanatçının kavramların özünü beyan etmek için görüntüden yardım almaya yönelmeleri ve ayrıca iç değerlere ilgi göstermesiydi.
Savaş yıllarında İran sanat arenasında ortaya çıkan durumlardan biri şehitlerin portrelerinin çizilmesiydi. Bu portreler yavaş yavaş kentlerin büyük duvarlarını kaplamaya başladı, oysa bundan önce böyle bir uygulama yoktu. Bazı sanat araştırmacıları bu gelişmenin yeni ve eşsiz bir gelişme olduğunu ve başka hiç bir yerde böyle bir gelişme yaşanmadığını belirtiyor. Duvar resimleri çok büyük ölçeklerde savaş kahramanlarını o güne kadar görülmemiş bir şekilde yansıtmaya başladı.
Gerçekte dayatılan savaş İran’da resim sanatında ciddi bir hareketlilik ve değişim yarattı ve realizm ve sürrealizm resim alanlarını da kapsamı içine aldı. Bu bağlamda şehitlerin yanında “anne – vatan” imajı ressamların en çok ilgisini çeken temalar oldu. Bu tür eserlerde ilk kez figüratif resim alanında yavaş yavaş İranlı çehre ve yapının koordinatlarını keşfetme eğilimi ortaya çıkmaya başladı. Gerçekte kutsal savunma, İran milletini resimlerde şecaat, iman ve nur özelliklerini yansıtacak şekilde uygun zemin oluşturdu.
O yıllarda savaşla ilgili tüm eserlerde kararlı, azimli ve acı çeken çehreler çizildi. Bu çehrelerde zalim karşısında kesinlikle durmak isteyen şahsiyetler yer alırken, karşılarında korkak ve batıl saflarında yer alan çehreler çizildi. Tüm bu simgeler ise bir nevi hakkın batıla karşı zaferini sergilemeye çalışıyordu. Hak grubu ülküsünü, namusun ve vatanını savunmak için savaş meydanına ayak basmış ve batıl grubu ise tecavüz ve sultacılık çerçevesinde savaşı başlatmıştı ve hezimete uğrayacakları kesindi.
Dini sanatta “Gök” simgesi ta eski zamanlardan beri var olan bir simgedir. İslam inkılabı sanatı ve edebiyatında de gök simgesi dini muhtevası itibarı ile İranlı sanatçıların ilgi odağında yer almıştır. Savaş ressamlarının eserlerinde gök dini sembollerin yer aldığı, maneviyat nurunun saçıldığı yer ve mirac mekanı olarak çizilmiştir. Gök, insan ve yaşam alanının aksine sınırsız ve dipsizdir ve göğü seyretmek gerçekte dini tecrübeyi ortaya çıkarmaktır. Bu dönemin sinema eserlerinde, kutsal savunma üzerine yapımı gerçekleşen filmlerde gök simgesi ve bu simgeye yönelik eğilim, sanatçıları ilahi imdad kaynağı ve miraç mekanı olarak görüntülemeye teşvik etmiştir.
Öte yandan kutsal savunma sanatçılarının ilk yıllardaki eserlerinde dikkat çeken bir nokta, savaşın şiddet boyutunu gösterme peşinde olmamaları ve daha çok aşık insanların ulaştığı yüce ruhu görüntülemeye çalışmalarıdır. O yıllarda sanatçılar bir şehidi görüntülerken beyan etmek istedikleri şey, insan böyle bir meydanda tecrübe ettiği manevi ve ruhani duygularıydı.
O yıllarda savaş İranlı sanatçılarca çeşitli açılardan ele alınmıştır. Nitekim bazıları savaşın görece yüzüne bakmış, bazıları ise iç yüzüne önem vererek üzerinde durmuştur. Gerçi bu eserlerin çoğunda bir milletin istemediği bir savaşa karşı fedakarlıklarını gösterilmekte, ama bazı sanatçılar da beşerin girdiği savaşlara genel bir açıdan bakarak savaşın yıkıcı ve olumsuz boyutunu anlatmaktadır. Bu sanatçılar tarihin hafızasına baş vurarak kutsal savunma alanının yiğit insanlarının kalıcı fedakarlıklarını ebedi görüntülerle kayda geçirmiş, ama aynı zamanda dünyada barış ve huzurun de zaruretine vurgu yaparak tüm insanlar için güvenli ve savaşsız bir dünya arzu etmiştir.