Yeni yıla girerken İran - 2
İran İslam Cumhuriyeti hş. 1396 yılında bölgede istikrar ve emniyete vurgu yaparak hareket etti. Bu alanda, Asya bölgesinde Filistin meselesi ve üç yıldır Suud rejiminin acımasız saldırıları ve cinayetlerine maruz kalan Yemen milletinin içler acısı durumu İran’ın en önemli kaygılarından sayılır.
Aslında bu meseleler bölge gerçeklerinin birer parçasıdır ve tüm milletlerin kaderi ile bağlantılı sayılır, zira toplu barış ve güvenlik sürecinin de bir bölümüdür. İran İslam Cumhuriyeti açısında bölgede kalıcı barış ve güvenliğin inşa edilmesi, bir çok etkene bağlıdır, ki en önemli olanı da ecnebi güçlerin nüfuz ve müdahalelerinin engellenmesi ve bölge ülkeleri arasında işbirliğinin takviye edilmesidir. İran İslam Cumhuriyeti stratejik ilkelerine göre bölgede ve dünyada sürekli barış ve güvenliğin peşinde olmuştur.
Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti’nin Irak, Suriye, Afganistan, Yemen ve diğer bölgelere bakışı ciddiyete dayalıdır ve İran’ın bölgesel ve küresel bazda kalıcı barış ve güvenliğin güvence altına alınmasında teamüllerini ortaya koymaktadır. İran İslam Cumhuriyeti Afganistan krizinin doruk noktasında uluslararası düzenle yapıcı teamül yaparak bu ülkede barış ve huzurun sağlanması için büyük katkıda bulundu. İran’ın Yemen, Irak ve Suriye’ye yönelik ilkeli politikası da sürekli bu ülkelerde barış ve güvenliğe destek vermek olmuştur. İran bölgede güvenliğin artması yolunda adım atarak bu yönde çaba harcamaktadır.
Amerika’nın National Interest dergisi Kasım 2017’de Amerika’nın İran’a karşı azami husumet politikasını eleştirerek şöyle yazdı:
Amerika liderliğinde Ortadoğu bölgesinde izlenen güvenlik tertibatı Amerikan halkının kanı ve bu ülkenin sermayelerinin yağmalanmasına yol açmıştır. Amerikalı stratejistlerin haddinden fazla bölgeye yönelik ilgilerine karşın aslın Amerika’nın müdahaleleri bu ülkenin gücünün kısıtlı olduğunu, yani terörü körükleyen etkenlerle etkili mücadelede acizliğini ve bölgedeki güçlerin her biriyle teamülde zafiyetini gözler önüne sermiştir.
Aslında bölgedeki gelişmeler başta ABD ve İngiltere olmak üzere ecnebi aktörlerin varlığı ve bölgedeki dengelerde kendi çıkarları doğrultusunda rol ifa etmeleri bölgede güvenliğin inşa edilmesini zorlaştıran durumdur.
İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik ilkeleri temelinde bölgede ve dünyada sürekli barış ve güvenlik istemiştir. İran’ın askeri doktrininde savaşa ve şiddete yer yoktur ve bu konu, İslamî İran’ın küresel barış ve güvenlikte aktif bir aktör olmasına ve ABD’nin bölgede güvenlikle ilgili iddialarının gerçek mahiyetini ifşa etmesine katkısı olmuştur.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei geçen yılın Haziran ayında üç erkin başkanları ve nizamın önde gelen yetkilileri ile görüşmesinde Amerika yönetiminin tekfirci IŞİD terör örgütünü kurmak ve bu örgüte askeri, mali ve lojistik destek vermekle ifa ettiği rolüne işaret ederek şöyle buyurdu: IŞİD karşıtı ittifak kurma iddiası büyük bir yalandır. Gerçi Amerikalı yetkililer kontrol dışına çıkmış bir IŞİD’e karşıdır, fakat eğer birileri de gerçekten IŞİD’i yok etmek isterse, ona karşı çıktıkları da kesindir.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei yine bir başka yerde şu vurguyu yaptı: IŞİD’i kurup Irak ve Suriye milletlerine karşı zulüm ve cinayetlerinde kullanan aynı eller, bugün bu ülkelerde hezimete uğradıktan sonra şimdi IŞİD’i Afganistan’a itikal ettirmeye çalışıyorlar. Elimizdeki belgeler ve kanıtlar Amerika yönetimi Kürdistan’da bölücü örgütleri ve Komele ve PJAK ve PKK ve diğer bölücü terör örgütlerini destekleyerek bölgeyi istikrarsızlığa sürüklediğini gösteriyor.
Bugün bölge milletleri Ortadoğu’da tüm artan güvensizliğin başlıca nedeni Amerika ve bölgede bazı malum rejimlerin tekfirci terör örgütlerini desteklemeleri ve ecnebi aktörlerin müdahaleleri olduğunu bilmektedir. Nitekim bir çok delil ve kanıt da bölgenin istikrarsızlığının baş aktörleri Amerika, korsan İsrail ve Arabistan olduğunu gösteriyor. Buna göre eğer yaptırım uygulanması gereken rejimler varsa, bu rejimler hiç kuşkusuz Amerika, İsrail ve Arabistan rejimleridir.
İran ise bölgede istikrar ve huzur kaynağıdır. İran Afganistan krizinin doruk noktasında uluslararası düzenle yapıcı teamül yaparak bu ülkede barış ve huzurun sağlanması için büyük katkıda bulundu. İran terör ve radikalizm, uyuşturucu madde kaçakçılığı, geri kalmışlık, uygun altyapıların bulunmaması, eğitim yetersizliği, kısıtlı yatırım, mali kaynak kıtlığı ve bir çok Afgan vatandaşın komşu ülkelere sığınması, bu ülkenin önemli sorunları olduğunu ve Afganistan ve komşuları tek başına bu sorunları çözemeyeceklerini ve uluslararası işbirliğini gerektirdiğini savunuyor.
Bu bağlamda İran savunma Bakanı General Emir Hatemi, Afganistan savunma Bakanı General Tarık Şah Behrami ile telefon görüşmesinde yaptığı vurguda, Afganistan’da güvenliğin sağlanması sadece bölge ülkelerinin müspet teamülü ile mümkün olacağını belirtti. General Hatemi ayrıca bu yolda bölgede tüm ülkelerin terörle mücadele ve Afganistan’da güvenliği sağlama yönündeki tüm imkanlarından yararlanmak gerektiğini ifade etti.
Aslında Amerika uzun yıllardan beri bölgede askeri varlığını sürdürüyor. Amerika İngiltere devleti 1971 yılında Fars körfezindeki askerlerini geri çektikten sonra bu stratejik bölgede askeri varlığını arttırmaya özel önem vermeye başladı ve hatta beşinci filosunu Bahreyn’de konuşlandırdı.
Amerika savunma Bakanı James Mattis ise Ocak 2018’de Amerika’nın milli savunma stratejisi belgesini açıkladı. Bu belgede altı kez İran adına işaret edilerek bir dizi yersiz ve mesnetsiz suçlamalar yöneltildi.
Amerika yönetiminin milli savunma belgesinde İran’a yönelttiği suçlamaların temelini İran’ın teröre destek verdiği iddiası, bölgede nüfuz ve hegemonyasını arttırması ve füze gücünün tehdit oluşturması gibi yaftalar oluşturuyor. Belgede Pentagon İran’ı kontrol altına alma çabalarını sürdüreceği ve bunu da bölgesel ittifaklar kurarak yapacağı belirtiliyor.
Ancak Amerika yönetiminin daha güvenli bir bölge oluşturma iddiası daha çok siyasi bir mizaha benziyor. Amerika bizzat dünyada her türlü şirreti ve güvensizliğin baş kaynağı olan bir devlettir. Amerika 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra aynı iddiayı ileri sürerek Afganistan ve ardından da Irak topraklarını işgal etti. Fakat bu çıkarmalar ve işgal bölgede güvenlik inşa etmek yerine El-Kaide terör örgütünün türemesine ve ardından da bu örgütün içinden IŞİD terör örgütünün doğmasına yol açtı ve tüm bunlar Amerika’nın Afganistan ve Irak işgalinin sonucudur.
Şikago üniversitesi hocası prof. John Merşaymer geçen sene Tahran’da düzenlenen İran ve ABD açısından Batı Asya’da bölgesel düzenin ufku başlıklı seminerde yaptığı konuşmada, Amerika’nın 2002 ila 2017 yılları arasında ve özellikle 11 Eylül 2001 olaylarından sonra izlediği dış politika sürecine işaretle şöyle dedi: rejim değiştirmek, Amerika’nın Ortadoğu bölgesine yönelik dış politika hedeflerinden birine dönüştü ve bunu Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve Mısır’da yapmak için çaba harcadı.
Bu yıkıcı politikaların devamında Batı Asya şimdi kendilerini İslamcı niteleyen radikal örgütlerin üreme ve türeme alanına dönüştü ve Batı Asya bölgesini iki yönden etkilemeye başladı. Birincisi bölgede türeyen tekfirci terör örgütlerinin güvensizlik yaratan uygulamaları ve ikincisi de Batılı devletlerin bölgeye sözde bu örgütleri yok etmek için saldırılarıdır ki bir nevi bölgenin güvenliğini bizzat telafisi olmayan uzun vadeli zararlara maruz bırakmıştır.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Tahran’da düzenlenen uluslararası Filistin intifadasına destek konferansında beyanatında siyonist rejim İsrail’i Batılı devletler bölgeye dayattıklarını ve böylece bölgeye uzun vadeli bir çatışmayı da dayatarak bölgede barış ve istikrarın sağlanmasını önlemek istediklerini, şimdi de bölgede devam eden fitnelerin ve krizlerin perde arkasında yer aldıklarını belirtti.
Oysa İran İslam Cumhuriyeti bugün bölgenen en güçlü aktörlerinden biri olarak bölgede barış ve istikrar ve bölgesel düzenin kurulması ve Ortadoğu’nun siyasi, iktisadi ve güvenlik yapılarının oluşmasında önemli rol ifa eden ülkedir.
Kuşkusuz İran İslam Cumhuriyeti’nin bu yöndeki tüm çabaları uluslararası yasalara ve BM bildirgesine uygundur ve bölgede istikrarı sağlamak üzere meşru işbirliğini geliştirme çerçevesinde gerçekleşmektedir.
İran Cumhurbaşkanı Ruhani de geçen yılın Aralık ayında Rusya’nın Sochi kentinde düzenlenen ve Rusya, İran ve Türkiye liderlerinin katıldığı üçlü zirvede yaptığı açıklamada, İran Suriye milleti ve devletinin teröristlerle mücadelede yardım talebine karşılık veren ilk devlet olduğunu, İran uluslararası terörle mücadelede ciddi olduğunu ve başka ülkelerin yardım talebinde bulunması durumunda da onlara yardım etmeye hazır olduklarını vurguladı.