Yeni yıla girerken İran - 4
İran İslam Cumhuriyeti nizamı hş. 1396 yılında bölgesel ve uluslararası arenalarda bölgesel ve küresel barış ve güvenliği tehdit eden etkenlere karşı mücadelede etkili rol ifa ettiğini ortaya koydu.
İran İslam Cumhuriyeti Ortadoğu gibi stratejik bir bölgede yer alan bir ülke olarak bağlantısızlar hareketinde ve uluslararası müzakerelerde aktif rol ifa ederek bölgesel krizlerin çözümüne yardımcı olmaya çalışmıştır. İran’ın Suriye krizinin çözümünde etkili rol ifa etmesi ve sonuçta Ortadoğu bölgesinde barış ve güvenliğin sağlanması için zemin oluşturması da bu tutumunun sonucu olmuştur.
Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgesel ve küresel krizlere yönelik ilkeli politikası her zaman barış ve güvenliği desteklemek olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti nizamına göre korsan İsrail’in işgalciliği ve tecavüzleri bölgede şiddet ve münakaşaların başlıca nedenidir ve İran bu konuyu bölgesel ve küresel platformlarda sürekli dünya camiasına anlatmıştır.
İran İslam Cumhuriyeti bölge ülkelerinin bölünmesine karşıdır ve sorunların ve ihtilafların diploması yoluyla çözümlenmesinden yanadır. Bu doğrultuda İran başta Türkiye, Pakistan ve Irak olmak üzere komşuları ve yine Fars körfezinde yer alan Umman ve Kuveyt gibi Güney komşuları ile hş. 1396 yılında teamüllerde bulunarak bölgesel güvenlik stratejisini takviye etmeye çalışmıştır.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu bağlamda 30. Uluslararası İslamî vahdet konferansının konukları ve nizamın yetkilileri ve İslam ülkelerinin büyükelçileri ve halk kitlelerini kabulünde beyanatında küresel istikbar ve sömürücü güçlerin Müslümanların arasında tefrika çıkarma ve onları zayıf düşürme çabalarına işaretle bugün İslam dünyası bir çok sorun ve acı ile karşı kaşıya bulunduğunu ve bunları çözmek için vahdet ve birlikteliği takviye etmek gerektiğini belirtti.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei konuşmasının devamında İslamî devletler ve milletler vahdet içinde oldukları takdirde Amerika ve korsan İsrail elebaşıları Müslümanlara isteklerini dayatma gücünü kaybedeceklerini ve Filistin davasını unutturma komploları da boşa çıkacağını vurguladı.
Müslümanların Doğu Asya bölgesinde Myanmar’dan Batı Afrika bölgesinde Nijerya’ya kadar geniş bir alanda katliama uğramaları ve Ortadoğu gibi çok önemli bir bölgede Müslümanların birbirine girmesi, küresel istikbarın tefrikacı komplolarının sonucu olduğunu belirterek, bu şartlarda İngiliz şiası ve Amerikan sünnisi birlikte hareket ederek tefrika çıkarmaya devam ettiklerini kaydetti.
İran İslam Cumhuriyeti yapıcı dayanışma ve teamülle başta terör olmak üzere ortak tehditlerle mücadele etmenin mümkün olduğunu savunuyor. Gerçekte Ortadoğu bölgesinde güvensizlik şartlarının her geçen gün tırmanması Batılı devletlerin beslediği radikal ve terörist örgütlerin dehşet saçmalarından kaynaklanıyor ve bu şartlarda toplu güvenlik bağlamında bir düzen kurmak kaçınılmaz görünüyor. İran İslam Cumhuriyeti nizamı bölgede bu düzeni kurmak istiyor.
İran İslam Cumhuriyeti stratejik ilkeleri çerçevesinde sürekli her açıdan küresel barış ve güvenlik peşinde olmuştur. İran aktif ve bağımsız bir politika izleyen bir devlet olarak bölgesel ve küresel denklemlerde yerini almıştır. Gerçekte İran’ın barıştalep mahiyeti ve bu ilkenin dış politikasında bir ilke haline gelmesi, hş. 1396 yılında da küresel barış ve güvenliğin sağlanmasında aktif rol ifa etmesine vesile olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti başta Yemen olmak üzere bölgesel krizlere karşı sorumlu bir şekilde hareket etmiş ve Myanmar’da Rohingyalı Müslümanların musibetlerinin çözümü için de uluslararası oturumlarda aktif rol ifa etmiştir.
Silahsızlanma ve kitle imha silahlarının kullanılmalarını men edilmesi alanında da İran hş. 1396 yılında aktif bir devlet konumunda rol ifa etmiştir. İran İslam Cumhuriyeti kimyasal silahları men eden kuruma üye olduğu günden bu yanan açıkladığı temel ilkelerine göre bu kurumda aktif rol ifa etmiştir. Nitekim İran’ın bu alanda aktif rol ifa etmesi yüzünden Mayıs 2017’de İran’ın Hollanda büyükelçisi ve bu kurumdaki temsilcisi Alirıza Cihangiri, kurumun gizli komisyonunun 19. Kapalı oturumunda üyelerin gizli oylamasında bu komitenin başkanlığına seçildi.
Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti’nin tüm bu çabaları ve aktif rol ifa etmesi daha güvenli bir dünya yaratmak içindir. Bu dünyada İran açısından kitle imha silahlarına yer olmamalıdır.
Öte yandan Tahran hş. 1396 yılında 13. İslam konferansı teşkilatına üye ülkelerin parlamentoları zirvesine ev sahipliği yaptı.
İslami Şura Meclisi milletvekili ve meclis araştırma merkezi Başkanı Kazım Celali şöyle diyor: bugün İslam dünyası terör adında bir sorunla karşı karşıyadır ve İslam ülkeleri parlamentoları birliği mevcut şartlarda IŞİD ve İslam düşmanı diğer terör örgütlerine karşı ciddi tavır koyabilir ve sonuçta yayımladığı bildirilerin ve sergilenen tutumların daha etkili olmasını sağlayabilir. Asya ve Afrika kıtalarından 41 ülkenin parlamentolarının temsilcisi Tahran zirvesine katıldı.
İran İslam Cumhuriyeti, İslam ülkeleri parlamentolarının arasında bu alanlarda teamüllerin İslam ülkelerine dayatılan krizlerin çözümü yönünde sarf edilen toplu çabaları takviye edebileceğine inanıyor. İran İslam Cumhuriyeti’ne göre Ortadoğu bölgesinde geniş kapsamlı adil barış ancak Filistin topraklarının işgaline son verilmesi ve Filistin milletinin kendi kaderini belirleme, anavatanına göre dönme ve kudüs başkentli bağımsız Filistin devletini kurma gibi haklarının iadesi ve Filistin’in kaderi Filistin’in ister Müslüman, ister Hristiyan, ister Yahudi, Filistin’in esas sakinlerinin katılacağı bir referandum ile belirlenmesi ile mümkün olduğuna inanıyor.
İran bu alanda İslam dünyasının birinci önceliği olarak mazlum Filistin milletinin haklarına desteğe vurgu yaparak 6. Uluslararası Filistin halkının intifadasına destek konferansını 80 heyet ve 700 kadar yabancı konuğun katılımı ile Tahran’da düzenledi.
Hş. 1396 yılında bölgenin durumu, siyonistlerin Filistin milletini hiç bir toprak hakkı olmaksızın yaşaması gerektiğin telkin etmeye çalıştığını ve direnişi de terörizm gibi göstererek bu rejime karşı teslimiyet ve uzlaşmayı normal bir durummuş gibi telkin etmeye çalıştığını gösterdi.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei ayrıca 13. İslam konferansı teşkilatına üye ülkelerin parlamentoları zirvesine katılan konukları kabulünde yaptığı konuşmada Filistin meselesi İslam dünyasının birinci meselesi olduğunu belirterek şu vurguyu yaptı: siyonist rejim İsrail ile mücadele etmenin faydasız olduğu düşünülmemeli, bilakis Allah’ın izni ve lütfu ile bu rejime karşı mücadele sonuca ulaşacaktır, nitekim direniş hareketi de önceki yıllara oranla büyük ilerleme kaydetti.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Myanmar ve Kaşmir meseleleri İslamî meclisler zirvesinde gündeme geldiğini, fakat Yemen ve Bahreyn gibi çok önemli meselelerin gündeme gelmesi unutulduğunu hatırlatarak şöyle devem etti: genellikle siyonistlerce yönetilen Batı’nın tehlikeli propaganda imparatorluğu İslam dünyasının önemli meselelerini gözardı etmelerine ve sessizlik komplosu ile İslam ümmetinin temel meselelerini yok etmelerine izin vermemeliyiz.
Ortadoğu meseleleri uzmanı Sadullah Zarei ise Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs kararını şöyle değerlendiriyor: bugün bölgesel ve küresel düzeyde şahit olduğumuz şey, Amerika ve işbirlikçilerinin Filistin dosyasını siyonist rejimin isteği doğrultusunda sonlandırmaktır, oysa direniş cephesinin art arda zaferleri İslam dünyasının önemli bir bölümünü Amerika ve korsan İsrail ve bölgesel işbirlikçilerinin sultasından kurtarmıştır.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Filistin davasında toprak işgali, toplu ve milyonluk sürgün ve katliam ve büyük beşeri cinayet olmak üzere üç tarihi hadiseye işaret ederek bunun büyük bir tarihi zulüm olmakla beraber, İslam dünyasına işgale karşı unuttuğu sorumluluğu hatırlatan bir durum olduğunu belirtti ve İslam dünyası tüm dünyaya hiç bir koşul altında bu sorumluluktan kaçmadığını ispat ettiğini vurguladı.