Yeni yıla girerken İran - 5
Hş. 1396 yılı AB için İran ile ilişkilerini sürdürmek ve ABD’nin nükleer anlaşma üzerinden yaptığı baskılarına karşı direnmek bakımından önemli ve zorlu bir sınav yılı oldu.
Aslında beklendiği gibi, Bercam nükleer anlaşması yürürlüğe girdikten sonra İran ve AB ilişkilerinde yeni bir dönem başladı, öyle ki son bir yılda ABD Başkanı Donald Trump’ın tüm sabotajlarına karşın bu ilişkiler ve karşılıklı işbirliği devam etti. Buna göre İran ve Avrupa iktisadi, kültürel ve nükleer alanlarda ilişkileri her geçen gün biraz daha gelişti ve İran’da AB ile ilişkilerin 2020 ufku başlığı altında bazı oturumlar bile düzenlendi. Tüm bunlar AB’nin İran ile ilişkilerini iyileştirmekte kararlı olduğunun işaretleriydi.
İran ve 5+1 arasında imzalanan Bercam nükleer anlaşmasının Ocak 2016’da yürürlüğe girmesinin ardından İran ve AB nükleer işbirliğini anlaşmanın üçüncü eki çerçevesinde ve barışçıl nükleer işbirliği başlığı altında başlatarak sürdürdü.
Teknik meselelerin dışında İran ve AB’nin iktisadi ilişkileri ve iki tarafın Bercam nükleer anlaşmasının uygulanması yolundaki engelleri bertaraf etme çabaları da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Nitekim Bercam uygulanmaya başladıktan sonra İran ve AB arasında karşılıklı heyetlerin ziyaretinde büyük bir artış yaşandı ve Tahran ve yeşil kıtanın ağır topları olan Fransa, İtalya ve Almanya gibi ülkelerin arasında enerji, kara, deniz ve hava nakliyat sektörleri ve yeni teknoloji gibi alanlarda büyük ticari anlaşmalar imzalandı.
Aslında Bercam nükleer anlaşmasının uygulanması yolunda var olan tüm engellere karşın veriler İran ve AB arasında ticaret hacminde göz kamaştıran artışı ortaya koyuyor. Fakat bu gelişen ilişkileri gölgeleyen ve bazı soru işaretlerin gündeme gelmesine yol açan konu, Amerika’da popülist Donald Trump’ın beyaz saraya girmesi oldu.
Bazı uzmanlar, Trump yönetimi orta bir yol olarak Bercam nükleer anlaşması veya en azından bir bölümünün yeniden müzakereye açılmasını gündeme getirdiğini ve bu konuda Avrupalı liderlerle lobi yaptığını belirtiyor.
Gerçi Avrupalı yetkililer şimdiye kadar bir kaç kez bildiriler yayımlayarak Bercam üzerine yeniden müzakere etmeye karşı çıktılar. Gerçekte AB Bercam nükleer anlaşmasının taraflarından biri olarak bir yandan bu anlaşmayı iktisadi çıkarları için korumaya ve tam olarak yerine getirilmesine destek vermeye çalışıyor ve öbür yandan ABD yatırımları ile uğraşmanın bedelini düşürmek için Bercam anlaşmasını füze konusu ve diğer meselelerden ayrı tutmak istiyor.
Stohkolm barış müessesesi şöyle yazıyor: Amerika’nın yaptırımları AB’nin İran ile ticaret yasaları ile çeliştiği takdirde AB’nin seçeceği seçenek Bercam nükleer anlaşmasının kaderini belirlemekte hayati rol ifa edebilir.
Her halükarda şimdi Bercam nükleer anlaşmasının uygulanması üzerinden yaklaşık iki yıl geçtiği bir sırada AB ülkelerinden her biri farklı ve bazen benzer gerekçelerle İran ile iktisadi iyi ilişkileri olmasını istiyor. Ancak İran ve AB ilişkileri Amerika’nın İran’ın füze gücü ve bölgesel politikaları ve insan hakları durumu ile ilgili iddiaları ile düğümlendiğinden, AB ile İran ilişkilerinin marjinal konuları ön plana çıkabilir, nitekim AB yetkililerinin bazı açıklamaları da bu iddianın doğru olduğunu gösterir niteliktedir.
Bu bağlamda Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron bir açıklamasında İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçlayarak İran’ın bölgesel faaliyetleri ve füze programına karşı kesin tavır koymaktan dem vurdu.
Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Federica Mogherini ise Washington Post için yazdığı bir yazısında Bercam hakkında yeniden müzakere etmek, AB’nin seçeneği olmadığını belirtti, fakat aynı zamanda AB bölgenin durumu ve İran’ın balistik füzeleri konusunda ABD ile aynı kaygıları paylaştığını vurguladı.
Amerika’nın demokrasiyi savunma düşünce kurumu da Amerika’nın Bercam nükleer anlaşmasına yönelik muhtemel seçeneklerini ele aldığı bir raporunda şu ifadelere yer verdi: Avrupalıların İran’da yatırım yapması bugüne kadar bir gerçekten ziyade bir arzudan ibaretti. Avrupa bankaları ise hala İran ile mali işbirliği yapmaya pek sıcak bakmıyor. Aslında Avrupa’nın İran ile işbirliği iştahını azaltmak beyaz saray için pek de zor bir iş sayılmıyor.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bir süre önce İranlı seçkin genç bilim adamlarını kabulünde AB yetkililerine hitaben şu tavsiyede bulundu: Avrupalı yetkililer Amerika’nın Bercam nükleer anlaşmasına yönelik uygulamaları ve kongreden çıkmasını bekledikleri yaptırımların karşısında durmaları ve İran’ın savunma gücü veya bölgedeki varlığı gibi meselelerde Amerika ile eşgüdümlü hareket etmekten kaçınmaları gerekir, zira biz de mutlaka Avrupalı yetkililerin Amerikalıların zorbalıklarına uymalarını asla kabul etmeyiz.
Şimdi hş. 1396 yılının son günlerine gelindiği bir sırada AB’nin Amerika ile iktisadi yüzleşmek üzere gerekli siyasi iradeye ve ittifaka sahip olup olmadığı konusunda pek emin konuşulamıyor. Nitekim ortada acaba AB’nin tutumu ne kadar ABD’yi etkileyeceği sorusu da duruyor.
Rusya stratejik etüt merkezi Başkanı Sergey Mihiyev şöyle diyor:
Küresel şartlar değişmiştir ve Washington’un eski sovyetler birliği dağıldıktan sonra iddia ettiği tek kutuplu düzen de yerine çok kutuplu bir düzene vermiştir. Dolaysıyla Amerika’nın sözünü tutmaması, güçlü olduğunun işareti olamaz. Bugün bir çok ülkenin lideri ve hatta beyaz sarayın Almanya gibi müttefikleri olan Avrupa ülkeleri Amerika’dan uzak durmaya çalışıyor. Bu bağlamda Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Mogherini de İran meselesinde Bercam dışında her konuyu tartışabileceklerini belirtiyor.
Hş. 1396 yılı bu doğrultuda İran ve AB yetkililerinin karşılıklı ziyaretleri ve çok sayıda ortak oturumuna şahit oldu. Gerçi AB şimdiye kadar Trump’ın isteklerinin etkisi altında kalarak Bercam nükleer anlaşmasındaki çıkarlarından vazgeçmek istemediğini ortaya koydu, fakat Bercam’ın dışındaki meselelerde pek de şeffaf ve net bir tavır sergilemedi.
Carngey düşünce kurumu bir raporunda şöyle yazıyor: İran Avrupa için iyi bir fırsattır ve Avrupa bu fırsatı kaybetmek istemiyor. Gerçekte bazı gelişmeler başta Fransa olmak üzere bazı AB ülkeleri Bercam anlaşmasına iktisadi açıdan baktıklarını ve bu yüzden korunması üzerinde ısrarla durduklarını gösteriyor.
İran ile Bercam nükleer anlaşmasından sonra en çok iktisadi anlaşmaya imza atan Fransa yetkilileri arada bir çelişkili ve tabi ABD’den yana ağır basan tutumları ile İran’ın füze programlarından kaygı duyduklarını göstermeye çalışıyor.
Kuşkusuz AB ile İran ilişkileri stratejik ilişki düzeyindedir ve tüm siyasi, güvenlik, iktisadi, ticari, sosyal ve mali alanların hem milli ve hem uluslararası düzeyde kapsayacak şekilde tasarlanmıştır.
AB açısından ABD Başkanı Donald Trump’ın Bercam nükleer anlaşmasını onaylamama yönündeki kararı Amerika’nın iç politika alanını ilgilendiren bir konu olarak telakki ediliyor. Bu telakki, AB’nın Bercam anlaşmasından elde ettiği çıkarları Amerika içinde bazı psikopat unsurların isteklerine feda etmek istemediğini gösteriyor. Buna karşın AB daha önceden de tahin edildiği gibi İran hakkındaki iddialara pek de uzak durmadığı anlaşılıyor. Ancak AB bu iki yoldan birini seçmesi gerekiyor. Birinci yol bağımsızlık temelinde karar almaktır ki bu da AB’ye uluslararası düzeyde kabul edilebilir bir mevki ve itibar kazandıracaktır. Ancak ikinci yol ABD karşısında teslim olmaktır ki bu da sadece Bercam’ın değil, AB’nin geleceği ve itibarının da sonu olur.
Görünen o ki AB şimdilik bu iki yolun dışında kestirme bir yolu izlemeye çalışıyor, böylece bir taşla iki kuş vurmak ve bir yandan hem Bercam anlaşmasının iktisadi ve siyasi çıkarlarını korumak ve hem de Amerika’ya yüzde yüz muhalefet etmekten kaçınmak istiyor. Bu çerçevede Brüksel yetkilileri kendi seçeneklerini ABD yönetimine sunmak istiyor. Fakat bu düşünce Amerika’ya haraç ödemektir ki bu da tam tersine bir sonuç doğuracağı kesindir. Her halükarda en iyimser yorumda AB yetkililerinin Bercam nükleer anlaşması hakkında tutumu beyaz ve gri renginde tanımlanabileceği söylenebilir.