Yüreklerin Mimarı, Şeyh Bahai
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i107994-yüreklerin_mimarı_Şeyh_bahai
23 Nisan günü Şeyh Bahai'nin doğum tarihi sebebiyle mimar günü olarak adlandırılmıştır.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Mayıs 05, 2018 16:54 Europe/Istanbul

23 Nisan günü Şeyh Bahai'nin doğum tarihi sebebiyle mimar günü olarak adlandırılmıştır.

İnsanlık tarihinin önemli özelliklerinden biri de, yüzyıllar ve asırların geçmesiyle adlarını unutmadığımız ünlülerin hayata ayak basmalarıdır. İşte nesillerin yenilenmesi bile bu insanları bize unutturamaz. Sanki her canlıyı içine çeken ve unutturan kara toprak kimileriyle farklı muameleler yapıyor. Öyle insanlar ki ölümlerinden ne kadar geçerse geçsin düşünürler ve bilim adamları nezdinde git gide değerleri artar, nur içinde yatan vücutları daha da ışıklanır ve semavi nefeslerinin kokusu değerli düşünceler ortamında yayılmaya devam eder. İşte bir insan Allah'ın isteğine lebbeyk derse böyle ölümsüzleşir. Şeyh Bahai de Şia mektebinde yetişen bu seçkin ve ünlü insanlardan biridir. O kameri onuncu  ve onbirinci yüzyıllarında yaşayan, kendi döneminin bilim sınırlarını aşan ve pratikte ahlak ve insanlık doruklarına ulaşan Şia dünyasının önemli bilginlerindendir. 2 Ordibeheşt günü bu âlimin doğuş günü olarak onun gösterdiği çabalar ve Şia âlemine sunduğu hizmetlerden ötürü Bahai'yi anma günü ve mimar günü olarak adlandırılmıştır. Ayrıca bu ünlü bilginin astronomiye sunduğu hizmetlerinden ötürü,Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO), 2009 yılını Şeyh Bahai ve astronomi günü olarak adlandırmıştır. O kameri onuncu ve on birinci yüzyılların bilim adamlarından sayılmaktadır. Felsefe, mantık, gök bilimi ve matematikte uzmanlaşmış ve bilimin en üst seviyelerine ulaşmıştır. Şeyh Bahai'den siyaset, hadis, matematik, ahlak, astronomi, irfan, fıkıh, mühendislik, fizik ve sanat konulu 95 kitap ve risale miras olarak geriye kalmıştır.

 

Bahaaddin ve Şeyh Bahai adlarıyla da tanınan Muhammed bin Hüseyn Abdüssamed Harısi, Hicri Kameri 953 yılında (muhtemelen 17 Zilhicce ayında) Lübanan'ın Baalbek kendinde dünyaya gelen İslam ve Şia âleminin büyükâlimlerindendir. Çocukluk dönemini Şia bölgesi olarak bilinen Cebel Amil'de geçirmiştir. Bu şehir kendilerini Abbasi halifelerinin savunucusu olarak gören Selçuklu Türkleri tarafından alınmasıyla birlikte Ehl-i Beyt'i sevenlere gösterilen düşmanlıklar yüzünden artık Şii’lerin yaşaması için uygun bir yer sayılmıyordu. Bu sebepten dolayı, Bahaaddin ailesiyle birlikte, 13 yaşındayken İran'a göçerek Şia alimlerinin merkezi ve Safevi şahı Tahmasp saltanatı devrinde İran'ın başkenti olan Kazvin kentine yerleştiler. Babası İzzeddin Hüseyn Âmılî  de Lübnan'da tanınmış bir bilgin ve Şehid Sani'nin öğrencilerindendi.  Bu yüzden İran'a geldiklerinde ilgileri kendilerine çekerek Şah Abbas'ın babası Sultan Muhammed Hüdabende tarafından Herat kentinin hükümet sarayının Şeyh-ül İslam'ı olarak seçildi. Sonra babasının görevini Şeyh Bahai üstlendi.

 

Şeyh Bahai geceyi gündüze katarak ve büyük çabalarla öğrenmeye devam etti. Şeyh Bahai'nin eğitimi çoğunlukla o dönemin ilmiye havzası merkezi olan Kazvin'de geçti. Şeyh Bahai Kazvin'den sonra İsfahan'da eğitimini devam ettirdi. Onun ilk ve en önemli hocası, huzurunda hadis, tefsir, Arap edebiyatı ve felsefe öğrendiği kendi babasıdır ki ona rivayet izni de vermiştir. Şeyh Bahai kendi döneminin bütün resmi ilimlerinde uzman olmuş ve bazılarında ise eşsiz bir başarı göstermiştir. O, İslami ilimler ve maariflerine ilaveten matematik, mimari ve mühendislik, coğrafya ve astronomide de hocalık seviyesine ulaşmıştı. Onun harikulade mimari eserleri yüzyılların geçmesine rağmen hala bu alandaki uzmanların övgüsünü almaktadır. Şeyh Bahai'nin kimi mimari eserlerine değinmek istiyoruz: Bilimsel hesaplamalarla Zayenderud nehrinin İsfahan kentinin 6 bölgesine ulaşması için yapılan mühendislik, Zerrin Kemer kehrizlerinin tasarlanması, İsfahan kentinde bulunan birinin hareket ettirilmesiyle öbürleri de sallanan ve her birinin eninin 9 metre ve boyunun 17 metre kadar olan MinarCünban(Sallanan Minareler) tarihi binasının tasarımı, sesi 7 kez yankılandıran İsfahan Camisi'nin kubbesinin tasarımı, kurmaya ihtiyacı olmayan saati yapması, sadece mum sıcaklığıyla uzun bir zaman suyu sıcak tutan ünlü Şeyh Bahai hamamının tasarımı, mukaddes Meşhed kentinde bulunan İmam Rıza(a.s.)'ın türbesinin tasarımı, Necef kentinde bulunan Hz. Ali(a.s.)'ın türbesinin duvarlarının öğle ezanının saatini belli eden bir şekilde tasarlanması, onun eserlerinin sadece birkaçıdır.

 

Şeyh Bahai'nin zekası sayesinde, İsfahan şehri Şah Abbas saltanatı döneminde mimari bakımından özel bir gelişmeye sahne oldu. Şah Abbas Safevi'nin başkenti olan İsfahan'da, birçok cami, saray, köprü, cadde ve bahçe inşa edilerek Safeviler'in altın mimari devri başladı ve böylece bu sanat, İranlı kimliğin önemli parçalarından oldu. Safevi mimarisi kendinden sonraki devirlerde de büyük etki yarattı ve Hint, Irak, Kafkasya, Özbekistan, Osmanlı İmparatorluğu, Lahor ve İtalya’da da mimari etkilerini görmek mümkündür. Safevi mimarisi İran içerisinde de o kadar beğenilmişti ki, Afşarlar, Zendler, Kaçarlar gibi hanedanlar da bu mimariden vaz geçemedi ve onu taklit etmeye devam ettiler. Bu sebeplerden dolayıdır ki Şeyh Bahai'nin doğum günü mimari günü olarak adlandırılmıştır.

 

Şeyh Bahai'nin dönemin bilim alanlarında öncü olmasına rağmen bu âlimin İslam ve Şia dünyasındaki mimari, astronomi ve matematikteki başarısından daha fazla öneme sahiptir. O İslami ilimlerden sayılan fıkıh, Kur'ani bilimler, tefsir, dualar ve münacatlar, usul-i itikadat, hikmet ve felsefe alanlarında birçok eser miras bırakarak bu alanda en çaba gösteren âlimlerden birisidir.  Onun eserlerinin risaleleri ve haşiyeleri dâhil olmak üzere 123 olduğu bilinmektedir. Şeyh Bahai'nin ünlü ve eşi az bulunur Cami-i Abbasi adlı kitabı onun en önemli fıkıh alanında yazılan kitaplarındandır. Bu kitap Farsça olarak yazılmış ve fıkıh kitaplarının yazılmasında halka hitabeden ender kitaplardandır. Kimi uzmanlarca, bu kitap Farsça olarak yazılan istidlallı olmayanfıkıh dalında ilk risale-i ameliyesidir. Şeyh Bahai ayrıca önemli bir edebi şahsiyet olarak da tanınır. O ''Keşkül'' kitabı, ''Nan-ü Helva'' ve '' Şir-u Şeker'' adlı manzum eserleriyle edebi ün kazanmayı da başaran biridir.

 

Siyaset alanında da Şeyh Bahai Safevi döneminin büyük fakihleri arasında yer alarak yıllarca Şeyhülislamlık  gibi önemli siyasi-mezhepsel görevin başında bulunmuştur. O Safevilerin en güçlü ve iktidarlı şahı olan Şah Abbas devletinde onun güvenini ve saygısını kazanmayı başardı.  O dönemki Lübnan'a zıt olarak İran'da özel bir güvenlik içinde yaşayan Şeyh Bahai, ortamı Şia mezhebinin inançlarını açıklamaya uygun görerek Şia kültürünün yayılması ve Şia mezhepli Safevilerin güçlenmesi için elinden geleni yaptı. O çok kısa bir süre içerisinde Safevi sarayına girerek siyasi, toplumsal, bilimsel ve kültürel alanlarda etki yaratmaya başladı. Şah Abbas tarafından Şeyhülislam olarak seçilen Şeyh Bahai böylece sarayda en üst dini makamını üstlendi. Şeyhülislam'ın görevi ise, mazlumların zulümden kurtarılması, marufu(iyiliği) emretmek ve münkerden nehyetmek(kötülükten sakındırmak), ve halka şeriat hükümlerini anlatmaktı. İmam Humeyni(r.a.), Şeyh Bahai ve onun gibilerinin Safevi sarayına yaklaşmasından güttükleri hedefin, Şia mezhebini yaymak ve böylece nefsani mücahedette bulunmak olarak biliyor. İmam Humeyni (r.a.) şöyle buyururlar: ''Alimlerin kimileri kendi ruhani makamlarını bir kenara bırakarak, hak İslam dini ve Şia mezhebini yaymak amacıyla kimi sultanlara ve padişahlara yaklaşarak bu din ve mezhebin padişahlar tarafından yayılmasını sağlamışlar….Bunlar saray din adamları olarak tanınmamalılar… Dünyevi makama ihtiyaçları yoktu, belki nefsani mücahedet yaparak bu mezhebin yayılmasında büyük paya sahipler.''

 

Dini bilimler ve din dışı bilimlerde de öncü olan Şeyh Bahai, aynı zamanda devlet işleri ve siyasette de rolü olan güvenilir âlim olarak, manevi makamlara ulaşmak ve kendisini yetiştirmekte de başarılı olmuştur. Dünyevi işlerle uğraşması ve saraya yakınlığı, onun hareket dolu ruhunun irfan seması ve Allah'a yakınlaşmasını engelleyememiştir. Şeyh'i tanıyanlar, onun ne kadar ün ve şöhrete ilgisiz olduğunu ve ne kadar dünyevi işler karşısında kalender olduğunu bilirler. O başkalarına karşı her zaman hoşgörü ve huzu ile davranarak para ve güç peşine düşmemiştir. O riyazet ve irfanın peşinden giden kimi yolundan sapan sufilerden bile kendini ayrı tutmuştur. Onun birçok kerameti bilinmektedir ki bunları burada anlatmaya zaman yetmeyecektir. Ehl-i Beyt'e olan yoğun sevgisi, onun birçok şiiri ve eserinde de göze çarpmaktadır. İmam Mehdi(a.s.) ile ilgili kimi şiirleri hala dillerden düşmüyor. Programımızı Şeyh Bahai'nin İmam Mehdi(a.s.) konulu tanınmış şiirlerinden biriyle bitirmek istiyoruz:

Ne zamana dek sana ulaşmak için ey yegane

Göz yaşlarım aksın sel gibi

Senin yokluğun bitecek mi yegane?

Senin keder okun aşıkların yüreğine

Herkes senle meşgul ve sen ortalarda yoksun yegane

 

Bülbül çimende o gülün yüzünü gördükten sonra

Kelebek ateşe girerek sırları bildi

Arif de senin yüzünü gençler ve ihtiyarlar yüzünde gördü

Yani her yerde senin resmini gördü

İşte kapıdan kapıya giden o deli tam da benim yegane