Milli savunma, gençler ve basireti arttırmak
Her ülkede gençler o ülkenin en önemli ve en etkili insani sermayeleri sayılır.
Coşku, neşe, umut, hareketlilik, ülkücülük, çaba ve değişlik yaratmak, gençliğin belli başlı özellikleridir ve doğru biçimde yönetildiği ve kullanıldığı takdirde bir seddin ardında biriken su misali büyük enerji üretebilir ve bunun yanında toplumu fikri ve kültürel yapısının gelişmesine vesile olur.
Her ülkede gençler, hareket etmenin ve ilerlemenin ana eksenidir. Eğer bu hareket inkılapçı ve kıyam, özgürlükçü olursa, gençler en ön saflarda yer alır. İmar veya kültürel hareketlerde de yine gençler en önde boy gösterir ve çabaları başkalarından daha etkili olur. Hatta ilahi enbiya ve peygamberlerin hareketlerinde ve özellikle İslam Peygamberi’nin -s- döneminde gençler yine hareket ekseni ve çabaların odak noktasıydı. Gençler ve gençlik aslında ilahi yaratılışın en parlak ürünlerinden biri sayılır.
Çağdaş tarihte vuku bulunan inkılapların arasında İran İslam İnkılabı bağımsız dini bir inkılap olarak diğer inkılaplardan ve hereketlerden tamamen farklı olmuştur. Bu yüzden bu inkılap küresel istikbar güçlerinin muhalefeti ve düşmanlığı ile karşılaştı.
22 Eylül 1980 tarihinde Irak’ın Baas rejiminin devrik lideri Saddam üç günde zafere ulaşacağı ve İran İslam Cumhuriyeti nizamını devireceği kuruntusu ile İran İslam Cumhuriyeti topraklarına saldırdı. Gerçekte bu savaş, İran İslam İnkılabı karşısında hezimete uğrayan küresel istikbarın entrikalarından biriydi.
Sekiz yıl süren bu savaş, İmam Humeyni -ks- önderliğinde mazlum ve direnişçi bir milletin yüce Allah’a iman ve tevekkül ederek İran tarihinde Müslüman gençlerin şecaati ve fedakarlıklarından altın bir sayfayı kayda geçirdiği bir hadisedir. Dişine kadar silahlanan düşmanın, iç arenada inkılapçı güçlerin büyük bir bölümü inkılap karşıtları ile mücadele ile uğraşırken namertçe İran topraklarına saldırması, İran milletinin mazlumiyetini ve tek başına zalimlerin zorbalıklarına direndiğini ortaya koydu.
Ancak buna karşın İranlı ihlaslı ve yiğit gençlerin savaş cephelerinde ülkelerini savunmak ve direnişten en güzel hamasetleri yazması, o güne kadar böylesine bir azim ve irade ve şecaati görmeyen aciz düşmanı hayrete düşürmüştü.
O günlerde İran İslam Cumhuriyeti nizamının büyük kurucusu İmam Humeyni -ks- İslam mücahitleri ile görüşmesinde şöyle buyurdu: İslam tarihi asrı saadet dışında İranlı gençler gibi gençleri görmemiş ve İran milleti gibi bir millet de tarihte kaydedilmemiştir. Siz tarihin neresinde bir ülkenin gençleri bu denli büyük bir aşkla ülkelerini savunduklarına şahit oldunuz? Nerede gençlerin büyük bir aşkla şehadet talebinde olduklarını gördünüz? Ben sizin şu nurani ve mutlu yüzünüze ve şevkten akan gözyaşınıza gıpta yiyorum.
Gerçekte İran’da sekiz yıllık kutsal savunma tarihinin büyük bir bölümü sırf vatanını savunmak için büyük bir fedakarlıkla er meydanına ayak basan ve dayatılan savaş yıllarında sayısız zaferlere imza atan ve bazen de bu zaferlerde belirleyici rol ifa eden ve hatta adları bile bilinmeyen gençlerin fedakarlıklarının sonucudur.
İran milletinin savunma öyküsü, okulları, üniversiteleri, fabrikaları, tarlaları ve işyerlerinin bırakıp cephelere koşan ve sergiledikleri direniş ve fedakarlıkla gelecek kuşaklara direniş dersi öğreten bir öyküdür.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle diyor: kutsal savunma, İslamî vatanın sınırlarını savunmak ve İslam ve Kur'an'ı Kerim uğruna canını feda eden bir milletin tüm onurlarının bir arada toplandığı bir mecmuanın göstergesidir. Bu parlak mecmuanın parlayan taşı ise şehitleri ve anılarıdır. Şehitler yüce bilinç ve idrak güçleri ile ülkenin hassas şartlarını idrak eden ve Allah yolunda cihat görevini seve seve üstlenin kahraman ve cesur yiğitler ve gençlerdi. Hangi millet bu denli cesur ve bilinçli gençleri kendi eteğinde yetiştirmişse, onlarla övünebilir ve onları tüm devranlarda gençlerini yetiştirme örneği olarak görebilir.
İranlı cesur gençlerin küresel istikbara karşı takdire şayan direnişi, fedakarlık ve şehadetten eşsiz hamasetleri yarattı. O günlerde maneviyatın hakim olduğu bir ortamda İranlı gençler muhteşem ve eşsiz hamasetlere imza attılar. Kutsal savunma yıllarında ilahi saikler ve meselenin manevi boyutu çok koyu ve gerçekte savaşçıların ve komutanların en önemli saiki sayılıyordu. Allah’a tevekkül etmekle beraber yılmazlık, maneviyat, sadelik, safa ve samimiyet ve iddiasızlık, tüm genç savaşçıların ortak özellikleriydi.
İranlı genç mücahitler savaş cephelerinde gece namazı kılıyor ve Allah yolunda cihat etmeyi kendileri için büyük bir onur olarak görüyordu. Bu gençler rahat yaşam ve duyarsızlığa galip gelmiş ve savaş cephelerine katılmak için birbiriyle adeta rekabet etmeye başlamıştı, öyle ki savaş cephesinde bir genç yere düştüğünde yerini aynı aileden bir başka genç alıyordu.
İslam inkılabı sırasında da gençler halk kitleleri arasında inkılapçı şevk ve coşkuyu yaratmakta ve ayrıca bu inkılabı zafere ulaşmak için yılmaz çabalarda önemli rol ifa ettiler. O günlerde yürüyüşler genellikle gençler tarafından organize edilerek uygulanıyordu ve gençler kentlerde ve beldelerde çeşitli sorumlulukları üstlenmişti.
İranlı gençler inkılap sırasında dini ve milli kimliklerini yeniden buldular ve ülkenin geleceğini inşa etmek üzere sorumluluk hissetmeye başladılar.
Öte yandan İmam Humeyni’nin -ks- gençlere ve gençlerin de büyük önderlerine karşılıklı güven duyguları, İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra da gençlerin büyük bir azim ve irade ile çeşitli meydanlarda kendilerini göstermelerine sebebiyet verdi. Nitekim İslam inkılabından sonraki ilk yıllarda ülkenin bir çok yöneticileri mümin ve inkılapçı gençlerin arasından ortaya çıktı ve yeni aynı gençler savaş meydanında saldırgan Saddam ordusuna karşı koyarak büyük hamasetlere imza attılar.
İran topraklarını ve sınırlarını savunan gençlerin gözünde cihat, mal ve mevki veya iktisadi çıkar elde etme anlamında değildi. Bu gençler o günlerde sadece Allah yolunda cihat etmek ve zorba güçlere karşı direnmek için savaş cephelerine koşmuştu. Kutsal savunma yıllarının kahraman komutanlarından şehit Hüseyin Harrazi şöyle diyordu: hepimiz yükümlü ve sorumluyuz ve tüm yetersizliklere rağmen önderimizin emri üzerine savaşı sonuna kadar sürdüreceğiz, zira biz sırf zafer için savaşmıyoruz, biz dini görevimiz gereği savaşıyoruz.
Sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında gençler de yetişkinlerle omuz omuza İslamî İran topraklarını savunmak için canından ve malından fedakarlık yaptılar. Gençler küçük yaşlarına rağmen yüce ruhları ile bu onurlu kafileden geri kalmadılar. İslam savaşçılarından biri şöyle anlatıyor. 17 yaşında bir gençle karşılaştım, yüzü nurani ve mutluydu, gerçi yüzünde yorgunluk izleri de vardı. Üzerinde sade bir kıyafeti vardı. Zayıf ve inceydi, ama yüzünden acayip bir safa ve paklık vardı. Küçük yaşına bakıldığında savaşabilecek biri olacağı düşünülemiyordu, ama o genç bakışı ile cepheler küçük büyük tanımaz, sadece aşkı tanır, diyordu. Ona neden okulu bıraktın?diye sordum. Şaşkın bakışı ile şöyle dedi: cephe okulun ta kendisidir, hemde aşk ve fedakarlık okulu, mükemmel insan yetiştiren bir okul. Ardından gülümsedi ve şöyle devam etti: ben önderimizin nidasına lebbeyk demek için geldim. Yıllar sonra annesi fotoğrafını bana gösterdi ve Kerbela-5 operasyonunda şehit düştüğünü anlattı.
Sekiz yıllık dayatılan savaş sona erdikten sonra ülke yeniden inşa edilmeye ve savaşın hasarları onarılmaya ihtiyacı vardı. Bu meydanda da yine ilk önce gençler ayak bastı ve imar sürecine üye olup ülke genelinde yeni bir hareket başlattılar.
O günlerde tüm gençler seferber oldu ve yetkililerle omuz omuza ülkeyi yeniden inşa etmeye ve onarmaya başladı. Düne kadar eline silah alan ve düşmanla çarpışan gençler şimdi düşmanla başka türlü mücadele etmeye başlamıştı, ki o da ülkeyi yeniden imarlı hale getirme savaşıydı.
İmar yıllarından sonra İranlı gençler başta nükleer teknoloji olmak üzere bir çok bilim ve teknoloji alanında ülkeyi zirvelere taşımaya başladı ve İran’ın adını dünya ülkeleri arasında en üst sıralara yazdırdı. Bugün yine İranlı gençler basiret ve bilinç silahları ile tüm meydanlarda zafer kazanmaya ve ülkeyi kalkındırmaya devam ediyor.