Dayatılan 8 yıllık savaşın yıldönümü üzerine - 4
İran milleti Saddam rejiminin dayattığı sekiz yıllık savaşta bir bütün olarak düşman karşısında durdu ve tarihin en büyük hamasetlerinden birini yazdı.
Aslında sekiz yıllık kutsal savunma yılları sadece saldırgan bir düşmanın hezimeti değildi. Bu büyük sınavla birlikte İran İslam Cumhuriyeti nizamının istikrar ve güvenlik temelleri de daha sonraki her türlü tecavüze karşılık vermek üzere daha da güçlendi.
Savaş başlar başlamaz İran tarafında halk direnişi etkeni ön plana çıkmaya başladı ve bundan sonra başarılar ve zaferler İslamî İran’ın gücünü düşmanın yüzüne vuran İran milletinin bir bütün olarak direnişinin sonuçlarıydı.
Kustal savaş yıllarında halk direniş güçlerinin savaş cephelerinde varlığı ve cephelerin güçlü halk desteğinden yararlanmaları, o yıllarda zaferlerin kazanılmasında önemli anahtar unsurlar oldu ve büyük sonuçları beraberinde getirdi.
Kuşkusuz Saddam’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne dayattığı savaş belli hedeflerin doğrultusunda başlatıldı. Bu savaşın hedeflerinden biri İran’ı parçalamak ve İslamî nizamı ülkenin bazı bölümlerini işgal ederek istikrarsızlığa sürüklemekti. Ancak düşmanın art arda hezimete uğraması ve Irak topraklarının derinlerine geri püskürtülmesi Saddam ve hamilerinin İran topraklarından işgal edilen bölgeleri korumaları ve nihai zafere ulaşma kuruntularını bir bir çökertti.
Fransa’da yayımlanan Liberasyon gazetesi Hürremşehir kentinin kurtuluş hamasetine işaret ederek şöyle yazdı: Hürremşehir İranlı güçlerce geri alındıktan sonra Amerika, Avrupa ve Fars körfezinde yer alan bazı Arap rejimleri bu savaşı sonlandırmak için bir takım girişimlerde bulundular ve böylece Saddam’ın devrilmesini önlemeye çalıştılar. Kutsal savunma yılları bu açıdan İran milleti için de hem şimdiki ve hem gelecekteki kuşakları için değerli bir deneyimdi.
O yıllarda Baas rejiminin hamileri olan Amerika, Suudi Arabistan ve Kuveyt, Irak’a yaptıkları silah yardımları ile Saddam’ı bölgenin bir numaralı gücüne dönüştürdüler, ancak Saddam’ın İran’a saldırısı hiç bir zaman onların beklediği sonuca ulaşamadı.
Öte yandan Amerika Fars körfezinde denizciliğin güvenliği tehlikeye girdiğini bahane ederek bölgedeki askeri varlığını haklı göstermeye başladı ve sonuçta en büyük donanmasını da Fars körfezinde konuşlandırdı.
Amerika bu uygulamaların yanı sıra dünyanın diğer büyük güçleri ve özellikle BM güvenlik konseyinin daimi üyelerini de İran savaşına bulaştırdı ve böylece bu savaşa uluslararası boyut kazandırarak İran’a baskı uygulamak ve saldırgan tarafı desteklemek için uluslararası konsensüs sağlamak istedi. Bu yüzden kutsal savunma yıllarını, İran milletinin iç kapasitelerini tehditlere karşı koyma yönünde iktidara çevirmesi bakımından parlak yıllar nitelemek gerekir.
Ortadoğu bölgesinde münakaşaların ve savaşların köklerine bakıldığında, Amerika ve bazı bölge ülkeleri ve korsan İsrail rejimi bu tür senaryoların arkasında yer aldıkları anlaşılır. Bu şartlarda askeri caydırıcı ve savunma gücüne sahip olmak kaçınılmaz bir zaruret sayılır.
Uluslararası siyaset meseleleri uzmanı Seyyid Ahmet Hüseyni şöyle diyor: Bir ülkenin savunma gücü ve kapasitesi, düşmanların şom planları ve senaryoları ile mücadelede köklü bir etkendir ve askeri güç bileşenlerinden en ufak gaflet, Ortadoğu gibi kaos dolu bir ortamdan büyük pişmanlıkları beraberinde getirir.
İran İslam Cumhuriyeti düşmanlarının en temel stratejilerinden biri ta baştan askeri tehdit olmuştur. Bu zümre hali hazırda da İranofobia projesi üzerinde çalışmaya ve İran’ın füze gücünü bölgeye yönelik tehdit gibi göstermeye devam ediyor.
Gerçekte dayatılan savaşın deneyimleri, İran’ın savunma doktrini etkili ve aktif caydırıcı güce dayanması ve her türlü tehdide güçlü bir şekilde karşılık vermesi gerektiğini ortaya koydu.
Amerikalı ünlü düşünür ve teorisyen Noam Chamsky “şimdi demokrasi” haber sitesine neden İran’ın füze gücü istikrar ve güvenliğe yönelik tehdit sayıldığı yönündeki değerlendirmesinde şöyle diyor:
Öncelikle kimlerin bu caydırıcı güçten kaygı duyduklarına bakmak gerekir. bunlar zor kullanmak isteyen güçlerdir. Bunlar özgürce zor kullanmak isteyen güçlerdir. Bu yüzden bunlar caydırıcı güçlerden potansiyel olarak kaygı duymaktadır.
İran’ın füze gücünden kaygı iddiaları, İran İslam Cumhuriyeti hiç bir zaman askeri gücünü bir başka ülkeye saldırmak için kullanmadığı halde gündeme geliyor. Oysa asıl bu iddiayı ileri sürenler, yani Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri şimdiye kadar bir çok kez askeri güçlerini başka ülkelere müdahalede bulunmak için kullanılan güçlerdir.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bir süre önce silahlı kuvvetlerin önde gelen komutanları ve Malik Eşter festivalinde yarışmaları kazananları kabulünde yaptığı konuşmada, silahlı kuvvetlerin milletin düşmanlara karşı dokunulmazlığını korumak için fikri ve pratik, azim ve irade bakımından en iyi insan gücüne ihtiyacı olduğunu belirtti.
İran İslam Cumhuriyeti’nin politikası her türlü askeri gerginlik ve çatışmadan uzak durmaktır. İran İslam Cumhuriyeti bu bağlamda tutumunu net olarak vurgulamakla beraber, Amerika’nın bölgede maceracılıklarını titizlikle rasat ediyor ve Amerika’ya asla gerginlik çıkarma fırsatı vermeyeceğini vurguluyor. İran her zaman düşmanlara, gerektiği yerlerde kendi güvenliğini savunmakla kalmayacağı ve bunun yanında bölgenin istikrarını ve güvenliğini bozan unsurları yok etme gücüne de sahip olduğu yönünde mesaj veriyor.
Savunma Bakanı General Emir Hatemi bu konuda şöyle diyor:
Bazıları İran’la tehdit diliyle konuşmaya devam ettikleri sürece, İran savunma gücünü takviye etmeye tüm iktidarı ile devam edecektir.
Askeri ve savunma doktrinlerine göre İran İslam Cumhuriyeti bugün her türlü tehdidi engelleyebilecek caydırıcı güce sahiptir.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin de buyurduğu üzere, kutsal savunma yılları bir hazinedir ve düşmanların unutturmaya çalışmalarının aksine ülkenin kalkınması ve gençlerin çeşitli alanlarda hazırlıklı olmaları için yaşatılmalıdır.