İslami mezheplerin takribi uğruna 40 yıllık çaba
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i125211-İslami_mezheplerin_takribi_uğruna_40_yıllık_çaba
İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 11.maddesinde şöyle deniliyor:
(last modified 2023-09-08T06:51:29+00:00 )
Şubat 05, 2019 12:45 Europe/Istanbul

İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 11.maddesinde şöyle deniliyor:

انّ هذه امّتکم امّه واحده و آنا ربّکم فاعبدون ayetine göre tüm Müslümanlar tek ümmettir ve İran İslam Cumhuriyeti devleti genel politikasını İslami milletlerin ittifakı ve vahdeti temeline dayandırmalı ve İslam dünyasının siyasi, iktisadi ve kültürel vahdetinin gerçekleşmesi için ciddi çaba harcamalıdır.

Yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in birçok ayetinde Müslümanları vahdete çağırmıştır. İslam Peygamberi -s- ve tüm evliyalar da Kur'an'ı Kerim’i izleyerek sözde ve amelde her daim İslam ümmetinin vahdetini savunmuştur. Örneğin yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in Al-i İmran suresinin 103. ayetinde vahdetten Müslümanlar için büyük nimet şeklinde söz ediyor ve şöyle buyuruyor: Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.

Bilindiği üzere, tarih boyunca istikbar güçleri ve Firavun sıfatlı diktatörler sürekli halk arasında tefrika çıkararak sömürücü hedeflerine ulaşmaya çalışmıştır. Bu zalimler İslam dünyasına musallat olmak ve Müslümanları büyük İslami medeniyeti inşa etmekten alıkoymak için en iyi yolu, Müslümanların arasında tefrika çıkarmakta bulmuştur. Dolaysıyla istikbar güçleri vahabilik gibi bir dizi sapkın tarikatı kurarak başka Müslümanları tekfir ettirmiş ve ardından da öldürülmelerini caiz saymıştır.

İstikbar güçleri Müslüman toplumlarda şiddet kültürünü yaygınlaştırma ve asil İslami kültürü bastırmakla beraber, İslam ülkeleri ve Müslüman milletlerin İslam öncesi tarihlerini ön plana çıkarmaya başladı. İstikbar güçleri etnik grupları bağımsızlık için isyan çıkarmaya teşvik ederek kukla yöneticiler ve liderler yetiştirmeye başladılar ve böylece ne zaman Müslümanlar birbiriyle kardeşlik bağlarını kurup eski azametlerini ihya etmeye kalkışırsa, yetiştirdikleri kukla liderlerin üzerinden kin ve nefret ve tefrika ateşini yeniden alevlendirdiler.

İran İslam Cumhuriyeti kurulduğu  ilk günden itibaren bu önemli konuya büyük özen gösterdi. İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni -ks- Müslümanların arasında vahdeti inkılabın en temel hedeflerinden biri olarak biliyordu. İmam -ks- İslam inkılabının zaferinden 15 yıl önce 1964’de şöyle demişti: Bizim İslam’ın programı olan programımız, Müslümanların vahdetidir; İslami ülkelerin vahdetidir; tüm İslami mezheplerin kardeşliğidir; dünya genelinde tüm İslam devletleri ile ittifak kurmaktır.

İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni’nin -ks- İslam dünyasının vahdetine vurgu yapması ve tek İslam ümmeti ülküsünü gerçekleştirmek üzere çaba harcaması, İslam ülkelerini birbirine yakınlaştırdı ve İslami mezheplerin takrib ve yakınlaşmasından iyi örnekleri hayata geçirdi.

İmam Humeyni -ks- İslam ümmetinin vahdetine ve bu vahdetin İslam devletini kurmakta etkisine inanırdı. İmam -ks- Necef kentinde bulunduğu yıllarda yaptığı konuşmalarından birinde şöyle diyordu: Bizler İslam ümmetinin vahdetini gerçekleştirmek için, İslam topraklarını sömürücülerin ve onların kukla rejimlerinin elinden kurtarmak ve özgür yapmak için hükümet kurmaktan başka çaremiz yoktur. Zira vahdeti gerçekleştirmek ve Müslüman milletleri kurtarmak için zalim ve kukla rejimleri devirmemiz gerekir ve ardından halkın hizmetinde olan İslami adil bir hükümet kurmalıyız. Hükümet kurmak, Müslümanların vahdetini ve nizamı korumak içindir.

İran İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra İslami vahdet hedefi İslam Cumhuriyeti nizamının iç ve dış politikasının en önemli temellerinden biri olarak belirlendi. İran İslam Cumhuriyeti anayasası da Kur'an'ı Kerim ayetlerine istinat ederek devleti genel politikalarını Müslüman milletlerin arasında vahdet ve birliktelik hedefini gerçekleştirecek biçimde belirlemekle yükümlü hale getirdi, öyle ki anayasanın 11.maddesinde şöyle denildi: انّ هذه امّتکم امّه واحده و آنا ربّکم فاعبدون ayetine göre tüm Müslümanlar tek ümmettir ve İran İslam Cumhuriyeti devleti genel politikasını İslami milletlerin ittifakı ve vahdeti temeline dayandırmalı ve İslam dünyasının siyasi, iktisadi ve kültürel vahdetinin gerçekleşmesi için ciddi çaba harcamalıdır.

İran topraklarında yaşayan çeşitli etnik grupların vahdeti ile oluşan İran İslam Cumhuriyeti nizamı işin ta başında vahdet haftası meselesini gündeme getirdi ve bu hafta Şii ve Sünni Müslümanların vahdetinin simgesi oldu. Vahdet haftası adlandırılması ve İmam Humeyni’nin -ks- İslam ümmeti arasında dini değerleri izleyen çabaları, İslami toplumların ortak paydasıydı.

Buna göre İslam Peygamberi’nin -s- Ehl-i Sünnet’in rivayetine göre 12 Rebiülevvel gününden Şia Müslümanların rivayetine göre 17 Rebiülevvel günleri arasında kalan günler her yıl vahdet haftası olarak adlandırıldı. Bu adlandırmanın ardından İran ve İslam dünyası genelinde vahdet konferansları ve kutlamaları düzenlendi ve böylece İslami kardeşlik ve vahdet ilkeleri pekiştirilerek büyük İslami medeniyete doğru uzanan yol açılmaya başladı. Bu konu İran İslam Cumhuriyeti anayasasına da yansıdı. Buna göre İslami mezheplerin mensupları kendi inançlarına göre yaşamaları güvence altına alındı ve herhangi bir anlaşmazlık durumunda kendi inançlarına gören karar veren mahkemelere başvurma hakkına kavuştu.

İmam Humeyni’den -ks- sonra Ayetullah Hamanei de İslami vahdet ve dayanışmaya özel özen gösterdi. Ayetullah Hamanei İslami nizamın lideri seçildiği ilk günlerde yaptığı konuşmada ihtilafların giderilmesine vurgu yaparak şöyle dedi: Eğer vahdet sloganı atıyorsak, bunda iki önemli noktayı unutmamalıyız. Bu noktalardan biri, asırlarca öncesinden günümüze dek Müslümanların arasında süregelen ihtilafları, çelişkileri, tezatları, çatışmaları ve sabotajları bertaraf etmektir, zira bu durumlar her zaman Müslümanların zararına olmuştur.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei ikinci noktayı şöyle açıklıyor: ikinci nokta şu ki vahdet İslam hakimiyeti doğrultusunda ve onun hizmetinde olmalıdır. Eğer İslam alimleri Kur'an'ı Kerim’in Nisa suresinin 64.ayeti:

“Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik.” Şeklinde buyurduğunu kabul ediyorsa, bunun anlamı şu ki peygamber sadece nasihat etmek ve bir şey söylemek ve halk da kendi bildiklerini yapmaya devam etmek ve o peygambere de saygı göstermek için gelmedi, bilakis peygamber itaat edilmek için geldi; toplumu yönetmek için geldi; İslami nizamı kurmak ve insanları doğru hedeflere yöneltmek için geldi. Dolaysıyla hareket, İslam hakimiyetine doğru olmalı ve İslam’ın İslami toplumlarda ve ülkelerde hakimiyeti mümkün olabilecek bir durumdur.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei beyanatında her daim İslami vahdet meselesine özel özen göstermiştir. Ayetullah Hamanei pratikte de Uluslararası İslami mezhepler takrib kurumu UİMTK’nın kurulması ve uluslararası İslami vahdet konferansını desteklemesi ile bu konunun önemini ve zaruretini ortaya koydu. UİMTK’nın risaleti İslami mezheplerin arasında uzlaşı bilincini derinleştirmek ve karşılıklı saygıyı pekiştirmek ve İslami tek ümmet amacına ulaşmak üzere Müslümanların arasında İslami kardeşlik bağlarını güçlendirmektir.

Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı da uluslararası bir STK olarak bundan yaklaşık 28 yıl önce ve İslami vahdete hizmet doğrultusunda kuruldu. Bu kurultay başta Ehl-i Beyt hayranları olmak üzere tüm Müslüman milletlerin arasında vahdet oluşturmayı ve İslam dünyasında yaşayan tüm Müslümanları desteklemeyi amaçlıyor.

Kuşkusuz İslami mezheplerin müçtehitlerinin fetvaları İslami vahdet  üzerinde önemli etkisi olacaktır. Eğer müçtehitler Müslümanların birbirinin merasimlerine katılmaları yönünde fetva verirlerse, vahdet ve dayanışmalarına zemin hazırlamış olurlar. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin Şia Müslümanların taklit mercii olarak Şia Müslümanların Ehl-i Sünnet’in cemaat namazına katılabilecekleri ve ayrıca Ehl-i Sünnet’in başta İslam Peygamberi’nin -s- eşine iftira atmak olmak üzere, dini simgelerine saygısızlık ve hakaret etmenin haram olduğu yönünde fetva yayımlaması, İslam dünyası ve özellikle Ehl-i Sünnet alimlerce olumlu karşılandı ve Şii Sünni yakınlaşmasında etkili oldu.

Kuşkusuz İslam dünyasının en önemli meselesi, Filistin ve Kudüs meselesidir. Kudüs Müslümanları hangi mezhepten olursa olsun bir araya getiren vahdet simgesidir. Bilindiği üzere İran İslam Cumhuriyeti bölgesel bir güç olarak korsan İsrail’in en önemli düşmanıdır. Nitekim İmam Humeyni’nin -ks- İsrail’i kanser tümörü ilan etmesi ile ilgili görüşü Filistin’i gasp eden siyonistlere karşı direniş gruplarının oluşması şekilde hayata geçti.

Siyonist rejim İsrail kendi sınırlarını Nil’den Fırat’a şeklinde biliyordu ve hatta siyonist askerler, ayak bastıkları her yerin İsrail olduğunu iddia ediyordu. Ancak İran İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra siyonist rejim korkudan çevresine duvar örmek zorunda kaldı. Kuşkusuz bu başarı İran, Lübnan, Irak, Afganistan ve diğer İslam ülkelerinde gençlerin vahdeti ve dayanışması ile elde edildi. Bundan daha da önemlisi İsrail’in çökmeye yüz tutmuş olmasıdır, öyle ki bugün hatta ABD istihbaratı bile bu rejimin ömrünü 20 yıl olarak tahmin ediyor.

Ve son olarak İran İslam Cumhuriyeti son kırk yılda İslami mezheplerin yakınlaşması ve İslami vahdet uğruna elinden gelen çabayı sarf ettiği ve bu konuya stratejik bir açıdan yaklaştığı söylenebilir. Alman ilahiyatçı Ludwig Hagemann ise bu konuda şöyle diyor:

İran İslam inkılabının liderleri Şia oldukları ve Şia Müslümanlar dünya Müslüman nüfusunun küçük yüzdesini oluşturdukları halde gerçekleştirdikleri inkılabın Şii bir inkılap veya İranlı bir inkılap olmadığını, bu inkılabın İslam ümmetinin vahdetini amaçlayan bir inkılap olduğunu ortaya koymuştur.012