ABD'nin İran’ın uranyumu zenginleştirme hakkına karşı çıkması - 2
Bercam nükleer anlaşması ile ilgili son gelişmeler ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmediği için bazı yükümlülüklerini askıya alması ve en son zenginleştirilmiş uranyum miktarında anlaşmada belirlenen 300 kg sınırını aşması, Amerika devletinin açıkça tepki vermesi ve İran’ın barışçıl nükleer programı hakkındaki gerçek amacını gün yüzüne çıkardı.
İran İslam Cumhuriyeti 1 Temmuz Pazartesi günü bir açıklama yaparak, Avrupalı tarafların Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği için anlaşmanın 36. maddesi uyarınca zenginleştirdiği uranyum miktarında anlaşmada belirtilen 300 kg sınırını aştığını, fakat bu hareket Bercam nükleer anlaşmasının ihlali sayılmadığını belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump ve beyaz saray ayrı ayrı açıklamalarda ve bildirilerde İran’ın bu hareketini eleştirerek bu kez Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkını temelden inkar etmeye başladılar ve aynı zamanda İran’ı tehdit ettiler.
Amerika yönetimi İran’ın Bercam nükleer anlaşmasında bazı yükümlülüklerini askıya almasına gösterdiği tepkide beyaz saray sitesinde yayımladığı bildiri, çeşitli medya organlarında alaylı tepkilere yol açtı.
Washington Post muhabiri John Hadson twitter sayfasında bu bildiriyi tuhaf niteleyerek şöyle yazdı: İran hatta Bercam anlaşması imzalanmadan önce bu anlaşmayı ihlal ettiği yönünde ciddi kuşkular varmış!!!
Aslında uzmanları şaşırtan nokta, İran devletinin nasıl bir anlaşma imzalanmadan, yani var olmadan önce o anlaşmayı ihlal ettiği konusudur.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de, İran hatta Bercam anlaşması imzalanmadan önce bu anlaşmayı ihlal ettiği yönündeki tuhaf iddiaya twitter hesabında gösterdiği tepkide “cidden mi!? İfadesini kullandı.
Amerika Dışişleri Bakanlığı da İran İslam Cumhuriyeti’nin zenginleştirilmiş uranyum miktarını arttırmasına tepki gösterdi. Konu hakkında resmi bir bildiri yayımlayan Amerika Dışişleri Bakanlığı, hiç bir nükleer anlaşma İran yönetimine hiç bir düzeyde uranyum zenginleştirme hakkı tanımaması gerektiğini ileri sürdü.
Öte yandan beyaz sarayda milli güvenlik danışmanı John Bolton’la birlikte güvenlik takımında İran karşıtı sert bir tutum sergileyen Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da bir açıklama yaparak Washington yönetiminin İran’ın barışçıl nükleer programına yönelik tutumunu ifşa etmiş oldu.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 1 Temmuz 2019’da attığı tweetinde şöyle yazdı: İran nükleer hedeflerini ilerletmek üzere yeni adımlar atmıştır. İran bir kez daha nükleer programından uluslararası camiayı haraca bağlamak ve bölgesel güvenliği tehdit etmek için yararlanıyor, fakat dünyada terörizmin en büyük hamisi hiç bir zaman hiç bir düzeyde uranyumu zenginleştirme hakkına sahip olamaz.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İran’ya yönelttiği suçlamalar, İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına karşı etkili ve ciddi tutumundan duyduğu öfkeyi yansıtıyor. İran bir yandan Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerini yerine getirirken, öbür yandan Bercam’ın Avrupalı tarafları yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için bu anlaşmadaki bazı yükümlülüklerini askıya alma yolunu izlemeye başladı ve bu durum ve özellikle İran’ın uranyumu zenginleştirme sürecinde 300 kg sınırını aşması ve uranyumu bundan sonra da yüzde 3.67 seviyesinin üzerinde bir seviyede zenginleştirmek istemesi beyaz sarayda paniğe yol açtı.
Aslında Amerikalı yetkililer Bercam nükleer anlaşmasından çekilmelerine rağmen İran İslam Cumhuriyeti hatta Avrupalı taraflar yükümlülüklerini yerine getirmeseler bile bu anlaşmaya bağlı kalmaya devam edeceğini zannediyordu. Ancak şimdi Amerikalı yetkililer her zaman büyük korku duyduğu bir durumla, yani İran’ın Bercam nükleer anlaşmasında belirlenen sınırları aşması durumu ile karşı karşıya bulunduklarını fark ettiler ve bu yüzden tehditvari edebiyatlarının dozunu arttırmaya başladılar.
Ancak Donald Trump yönetiminin Bercam nükleer anlaşmasına yönelik tutumu ABD kongresinde demokrat partililerin üst düzey yetkililerinin eleştirileri ile karşılatığı gözleniyor. Demokratların senatoda önde gelen senatörlerinden Bob Menendez, beyaz sarayın azami baskı politikası azami diplomasi çabasına dönüşmesi ve böylece İran’ın müzakere masasına geri dönmesi sağlanması gerektiğini açıkladı. Senatör Menendez Amerika yönetimini İran’a karşı bir ittifak kuramamasını eleştirerek, beyaz sarayın tutumu İran’ı daha hızlı bir şekilde nükleer silah yapma noktasına ilerlettiğini belirtti. Gerçekte Menendez, Obama’nın aksine hatta İran’a karşı bir ittifak bile kuramayan Donald Trump yönetiminin tek yanlı politikalarını eleştirmiş oldu.
Amerika Başkanı Donald Trump yönetimi son bir yılda İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı azami baskı politikası izliyor. Amerika kendince İran nizamından normal bir devlet gibi davranmasını ve nükleer silah elde etme çabası, füze programını geliştirmesi, teröre destek vermesi ve diğer gerginlik yaratan uygulamalarından el çekmesini istiyor. Oysa İran’ın nükleer programı tamamen barışçıl ve Bercam nükleer anlaşması çerçevesinde devam ediyor ve füze gücü de tamamen caydırıcı ve savunma amaçlıdır. İran aynı zamanda bölgede siyonist rejim İsrail karşıtı Hamas ve Hizbullah gibi hareketlere destek veriyor ve bölgede terörün baş hamisi Amerika devleti olduğunu vurguluyor. İran’ın bölgesel politikaları ise tamamen ABD ve korsan İsrail ve bölgedeki Suud rejimi gibi Arap müttefiklerinin gerginlik yaratan uygulamaları ile mücadele etmeye yöneliktir ve bu yüzden istikrara katkı sağlayan bir mahiyeti vardır.
Şimdi ise Amerika Başkanı Donald Trump’ın Bercam nükleer anlaşmasından çekilmek için bahane araması ve İran’ı bu anlaşmayı ihlal etmekle suçlaması, tamamen İran’ın uranyumu zenginleştirme hakkına yönelik olumsuz tutumunu haklı göstermek için gündeme geldiği anlaşılıyor. Oysa İran UAEK tüzüğü ve ayrıca BM güvenlik konseyinin 2231 sayılı kararnamesi gereği uranyumu zenginleştirme hakkına sahip olan bir ülkedir ve hiç bir ülke bu hakkı İran’ın elinden alma yetkisi yoktur.
Aslında İran ve aralarında Amerika’nın da bulunduğu 5+1 grubu arasında Haziran 2015 tarihinde imzalanan nükleer anlaşmada İran İslam Cumhuriyeti’nin uranyumu zenginleştirme hakkını tanınmış ve anlaşma, İran’ın bazı nükleer faaliyetlerine ve nükleer maddeleri ve tesislerine getirilen kısıtlamaların karşılığında BM ve Amerika ve Avrupalı ortaklarının İran’a dayattıkları tek yanlı yaptırımları kaldırmıştır. Ancak şimdi Amerika uluslararası hukuk ve yasalara aykırı bir şekilde ve özellikle BM güvenlik konseyinin 2231 sayılı kararnamesini ihlal ederek Bercam nükleer anlaşmasından çekildi ve ayrıca İran’dan bir dizi mantıksız ve haksız isteklerde bulundu ve bununla da kalmayarak Tahran yönetiminden Bercam’daki yükümlülüklerine bağlı kalmasını istedi.
Burada esas soru, Bercam nükleer anlaşmasından hiç bir haklı gerekçe göstermeden çekilen Trump yönetiminin hangi yüzle İran’dan bu anlaşmadaki yükümlülüklerine bağlı kalmasını isteyebildiği sorusudur. Aslında beyaz sarayın izlediği bu politika resmen çifte standart bir tutumdur. Bir başka ifade ile, Trump yönetimine göre eğer Bercam ABD ve İsrail çıkarlarına hizmet edecek olursa iyi ve geçerli bir anlaşmadır, ama ne zaman Amerika yönetiminden bu anlaşmaya bağlı kalması talep edilirse, anlaşma kötü oluyor ve anlaşmaya bağlı kalmaktan kaçınıyor.
Gerçekte Donald Trump yönetimi Bercam nükleer anlaşmasına bir malzeme gibi bakıyor, bir başka tabirle Trump yönetimi bu anlaşmayı İran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlamak ve kontrol altına almak için faydalı ve etkili bir araç olarak görüyor. Ancak İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına yönelik son tutum değişikliği, yani anlaşmadaki bazı yükümlülüklerini askıya alması, beyaz sarayın tüm planlarını suya düşürdü ve bu da Trump ve takımının pasif ve tehditvari tepkilerine yol açtı.
Amerikalı yetkililer Bercam nükleer anlaşmasından çekilmeleri ve Avrupalı tarafların da yükümlülüklerini yerine getirmemelerine rağmen Tahran yönetimi bu anlaşmadaki yükümlülüklerin bağlı kalmaya devam edeceğini zannediyordu. Ancak şimdi İran’ın sergilediği tutum beyaz sarayın tüm hesapları yanlış olduğunu ortaya koydu ve bu yüzden Trump ve takımı bu tutuma karşı pasif ve tehditvari bir tavır sergilemeye başladı.
Bu süreçte dikkat çeken bir başka nokta, kendisi Bercam nükleer anlaşmasının en büyük muhaliflerinden biri olan korsan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun da İran’ın Bercam’da belirlenen 300 kg sınırı aşmasına tepki göstermesiydi.
Netanyahu bir bildiri yayımlayarak İran’ı Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerini ihlal etmekle suçladı. Netanyahu, İran’ın bu hareketi nükleer bomba yapma doğrultusunda atılan belirgin bir hareket olduğunu, İsrail İran’a nükleer silah elde etmesine asla müsaade etmeyeceğini iddia etti.
Gerçekte siyonist rejim İsrail ta baştan Bercam nükleer anlaşmasının en büyük muhaliflerinden biriydi ve sürekli bu anlaşmanın iptal edilmesini istiyordu. Ancak şimdi aynı İsrail ve aynı Başbakanı, yani Netanyahu Tahran’dan şimdiye kadar sürekli iptalini istediği Bercam anlaşmasındaki yükümlülüklerine bağlı kalmasını istiyor.
Ancak buna karşın İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına yönelik tutumu gayet net ve açık bir şekilde ortadadır. Tahran yönetimi Bercam’a tek taraflı uyma meselesini reddederek, bu anlaşmaya ancak çıkarları karşılandığı sürece bağlı kalacağını belirtiyor. Bu yüzden ister ABD ister Avrupa olsun, Batılı devletlerin İran’dan tek yanlı bir şekilde bu anlaşmaya bağlı kalmaya devam etmesini istemeleri gerçekten mantıksız ve haddini aşan bir taleptir.
Cumhurbaşkanı Ruhani 3 Temmuz Çarşamba günü Avrupalı yetkililere hitap ederek, 60 günlük sürenin sonunda İran’ın uranyumu zenginleştirme seviyesi artık %3.67 seviyesinde olmayacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Ruhani Avrupalı yetkililere hitaben ayrıca 60 günlük süre sona erdikten sonra İran artık uranyumu zenginleştirmede %3.67 seviyesinde kalmayacağını ve istediği düzeyde zenginleştireceğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Ruhani’nin bu açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın sert tepkisine yol açtı. Trump Çarşamba günü attığı tweetinde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerini askıya almakta ikinci adımı atacakları yönündeki açıklamasını yeni bir tehdit niteledi ve bu tehditlerin nihayetinde İran’ın kendisine geri döneceğini ileri sürdü.
ABD Başkanı Trump tweetinde şu ifadelere yer verdi:
İran yeni bir tehditte bulunmuştur. Ruhani diyor ki, eğer yeni bir nükleer anlaşma olmazsa, onlar uranyumu istedikleri düzeyde zenginleştireceklerini söylüyor. Ey İran, tehditlerine dikkat et, zira kendine dönebilir.
Trump’ın bu tweetinde kullandığı edebiyat ve sözcükler, cevap vermeye bile değeri olmayan yüzeysel ve argo bir edebiyattır. Trump şimdiye dek birçok kez İran’ı tehdit etti, fakat şimdi tüm dünya Trump’ın bu tür tehditleri içi boş tehditlerden ibaret olduğunu anlamış bulunuyor.
Amerika Başkanı Donald Trump İran’ı nükleer meselede defalarca tehdit etmesine karşın birçok kez de müzakere talebinde bulundu, nitekim Amerikalı diğer yetkililer ve özellikle Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da benzer iddiaları tekrarladı.
Aslında beyaz sarayın İran’a karşı hedeflerine azami baskı politikası ile ulaşamaması ve hatta İran’ı askeri saldırı ile tehdit etmesinin fayda etmemesi ve özellikle yaptırımların da istenilen etkiyi yapamaması, Trump’ı açıkça tutum değiştirmeye ve doğrudan İran ile müzakere talep etmeye zorladı.
Ancak İran İslam Cumhuriyeti hiç bir zaman ne iktisadi yaptırımlar ve ne de Amerika’nın bölgede askeri varlığını arttırmasından korkarak Washington yönetimi ile müzakere etmeyecektir.
Amerika devletinin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı tutumu tamamen tehdit, zorlamak ve zorbalığa dayanıyor. Donald Trump yönetimi İran’a karşı tutumunda tüm uluslararası yasaları ve hukuku ihlal ediyor ve sadece azami baskı politikasına vurgu yapmakla kalmıyor, bölgeye daha fazla savaş gemisi ve asker sevk ederek bölgede gerginliği tırmandırıyor.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ise bu konuda şöyle diyor:
Amerika’nın İran’a uyguladığı baskı, Amerika’nın gücü ve İran İslam Cumhuriyeti’nin zayıflığı yüzünden değildir. Bu baskılar Amerika devleti bölgesel ve küresel platformlarda sürekli İran karşısında hezimete uğradığı içindir. İran İslam Cumhuriyeti son kırk yılda sürekli Amerika’nın sultacı politikalarına ve uygulamalarına karşı durdu ve pratikte Washington’un tüm komplolarına boşa çıkardı.
Amerikalı uzman Trudy Rubin ise şöyle diyor:
Trump’ın İran’ı aleni bir şekilde eleştirmesi ve müttefiklerinden İran’a karşı birlik olmalarını istemesi, izlediği politikaların hezimetini garanti ediyor. Trump hattı Avrupalı ortaklarını bile İran karşıtı mücadelede kendi yanına çekemedi ve bu yüzden de şimdiye dek Bercam konusunda da herhangi bir başarı elde edemedi. Oysa İran Trump’ın başta nükleer mesele olmak üzere hasmane politikalarına karşı koyabileceğini başarılı bir şekilde ispat etmiştir.