Kutsal Savunma Haftası üzerine - 1
Değerli dostlar, Saddam rejiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne dayattığı sekiz yıllık savaşın yıldönümünü idrak ediyoruz.
İran takviminde Eylül ayının dördüncü haftası “kutsal savunma” haftası olarak adlandırılmıştır. Kutsal savunma haftası aynı zamanda Amerika devletinin İran İslam Cumhuriyeti’ne dayattığı an acımasız yaptırımlara da denk geliyor. Nitekim İran İslam inkılabı zafere kavuştuğu günden bu yana İran İslam Cumhuriyeti hiç bir dönemde Amerika’nın birinci ve ikinci dereceden yaptırımlarına bu kadar ağır bir şekilde maruz kalmadı.
Bugün Amerika devleti İran milletine karşı tarihinin en geniş iktisadi savaşını veya daha doğru bir tabirle iktisadi terörü dayatmıştır. Amerika’nın İran milleti ve İslami nizama dayattığı bu iktisadi savaşın amacı İran İslam Cumhuriyeti nizamını dize getirmek ve beyaz sarayın isteklerini nükleer silah ve terörle mücadele maskesi altında İran’a dayatmaktır. Amerika belki de bu doğrultuda ve dünyanın birçok ülkesi ile geniş ticari ve iktisadi ilişkileri sayesinde İran’ın ham petrol satışı yolunda bazı engeller oluşturmayı ve ticari ortaklarının bankacılık hizmetlerine ulaşmalarına mani olmayı başardı, ancak bir kaç gerici Arap rejimi ve korsan İsrail’den başka hiç bir ülke Amerika’nın İran İslam Cumhuriyeti karşıtı politikalarına eşlik etmedi.
Şimdi Saddam rejiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne dayattığı sekiz yıllık savaşın üzerinden otuz yıl geçtiği bir sırada kahraman İran milleti ve İslam Cumhuriyeti nizamı Amerika’nın azami baskı politikasına karşı direnerek Washington’u ve siyonist rejim İsrail’i aciz duruma düşürerek bir kez daha bu milletin gücünü gözler önüne serdi.
İran milleti sekiz yıllık savaş sırasında, Amerika’nın yeni yeni kurulan ve ayakta durmaya çalışan İran İslam Cumhuriyeti nizamına karşı kumpaslarına destek vermek üzere Baas ordusunun barbarca saldırılarına karşı ülke topraklarını savunduğu gibi şimdi de bir kez daha azametini ve direnişini sergiledi.
Gerçekte sekiz yıllık kutsal savunma yılları büyük İran milletinin iman gücü, hakkaniyeti ve direnişinin ispatı doğrultusunda büyük bir sınav oldu. Kutsal savunma yılları İranlı gençlerin cesaret ve hamasetleri ile dolu hassas ve kader belirleyici günlerle doludur. Sekiz yıllık kutsal savunma yılları saldırganlara ve zalimlere karşı direnişin en somut ve en pratik kavramlarını gözler önüne seren en önemli bileşenlerden biridir.
Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti nizamı ne zaman direnişi, politikalarının pratik modeli olarak benimsediyse, işte o zaman Saddam rejiminin gücünü çökertmeyi başardı. Bir başka ifade ile eğer dayatılan savaşın tek kelimede özetleyecek olursak, o kelime direniş olacaktır.
İran milletinin Baas düşmanın sekiz yıllık savaşına karşı kahramanca direnişi, bu millet için sonsuz milli gurur ve onur kaynağı oldu. Bu direniş aynı zamanda Doğu ve Batı süper güçlerinin büyük İran milletini dize getirme yönündeki ortak kumpasını İran İslam Cumhuriyeti nizamının gücünü ortaya koymak üzere büyük bir fırsata çevirdi. Gerçekte İranlı cesur gençlerin kahramanlıkları ve fedakarlıkları İran İslam Cumhuriyeti nizamını sigorta etti ve halkın desteğine dayanmak ve İslam hakimiyetini benimsemek ve tüm güçlerin vahdeti ile başta ABD olmak üzere her türlü zorba ve sultacı düşmanı tüm iktisadi ve askeri üstünlüklerine rağmen hezimete uğratmanın mümkün olduğunu ispat etti.
Aslında Saddam rejiminin dayattığı savaş, İran İslam inkılabı zaferi üzerinden henüz 19 ay geçtiği bir sırada yeni yeni ayakta duran İran İslam Cumhuriyeti nizamını çökertmek için dayatılmıştı. Ancak bu savaş tam tersine İran milletinin milli vahdetini ve dayanışmasını pekiştirdi.
Saddam rejiminin İran İslam Cumhuriyeti nizamına dayattığı sekiz yıllık savaş bu yüzden İran İslam Cumhuriyeti tarihinde unutulmaz hamasetlerinden birine dönüştü. İran halkı ve özellikle gençleri Saddam’ın dişine kadar silahla donanmış Baas ordusuna karşı sekiz yıl boyunca an asgari askeri imkanlar ve teçhizatla direnerek ülkeyi ve gerçekleştirdikleri inkılabı savunma uğruna unutulmaz hamasetlere ve fedakarlıklara imza atarak dünya halkına da unutulmaz direniş dersini verdiler.
İran milleti ve gençlerinin dayatılan sekiz yıllık savaşta sergiledikleri fedakarlık ve hamaset, dünya genelinde özgürlükçü hareketlere örnek oluşturdu. Nitekim Lübnan ve Filistin gibi ülkelerde İslami direniş, İranlı genç Müslümanların sergiledikleri fedakarlık ve şehadet ruhunu örnek almıştır. İranlı on binlerce genç İslam inkılabının yüce ülkülerini ve vatan topraklarını savunma yolunda şehit düştü. İranlı gençler İran’ı ve İslam inkılabını savunmak için canını feda etmekten çekinmedi ve bu sayede İran topraklarından bir karışını bile düşmanın elinde bırakmadı.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu konuda şöyle buyuruyor:
Bu savaş savunma amaçlı bir savaştı. Savunma amaçlı savaş, taarruz amaçlı savaştan farklıdır. Savunma savaşı, insanların bağlı oldukları ülkülere derin bağlılık ve vefa ve taassubun sergilendiği alandır. Savaş, yıkım ve ölümü hatırlatır, ancak savaş ülkeyi savunma boyutu olursa, o zaman insani yüce değerler tecelli eder, kutsal hale gelir ve takdire şayan olur. İran’ın Saddam’ın Baas rejimine karşı sekiz yıllık savunması bu tür bir savaştır.
Kuşkusuz bu uğurda şehit düşen gençler, kadınlar ve erkekler direniş abideleridir ve asla unutulmazlar. Zira onlar en yüce değerleri savunma uğruna canını feda etmiştir.
İran milleti ta eski çağlardan bu yana medeniyet ve kültür inşa eden bir millettir ve bu süreç gerçi zaman zaman engebeli günleri geride bırakmış, fakat hiç bir zaman durmamıştır. Nitekim İslam inkılabı da İran’ın uluslararası meydanda siyasi hayatında yeni bir dönemin başlangıcı sayılır.
İşte bu yüzden iki Doğu ve Batı süper güçleri ve uyduları İslam inkılabı ile düşmanlık gütmeye başladılar. Zira İslam inkılabı milletlerin önünde zulüm, sömürü, istikbar ve zorbalıklarla mücadele yolunu açtı ve dönemin iki süper gücü olan Amerika ve Sovyetler Birliği’nin sömürücü politikalarını sorgulamaya başladı.
Bugün İran İslam inkılabı zaferi üzerinden kırk yıl ve dayatılan sekiz yıllık savaşın üzerinden de otuz yıl geçtiği bir sırada direniş ekseni Filistin, Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak’ta ve bölge genelinde tüm siyasi ve askeri denklemlerde ve dengelerde önemli bir bileşen olarak gözetiliyor. Nitekim direniş ekseni Amerika ve siyonistlerin Batı Asya bölgesine yönelik sultacı ve agresif politikalarının önünde en büyük engeli oluşturduğu ve bu zümreyi perişan ettiği anlaşılıyor.
Aslında sekiz yıllık kutsal savunma hamasetinin bölgesel ve küresel boyutları, en azından ikinci dünya savaşından sonra yaşanan tüm savaşların arasında en geniş düzeyde sayılır. Son dört asırda İran ve Osmanlı arasında bir kaç savaş yaşandı, fakat bu savaşların hiç biri dayatılan sekiz yıllık savaşla mukayese edilemezdi, zira Saddam’ın dayattığı savaş görecede bir ülkenin bir başka ülkeye dayattığı savaş gibi gözükmesine karşın aslında perde arkasında tüm küresel süper güçlerce yönetiliyordu.
Öte yandan birçok askeri strateji uzmanı, İran milletinin Saddam rejiminin tecavüzüne karşı sekiz yıllık savunmasını yeni klasik ordularla savaşın ilk örneği olduğunu ve İran halkı ilahi saikler ve milli vahdet ve dayanışmalarını koruyarak ve hiç bir yabancı güce dayanmaksızın sultacı güçlerin isteklerine rağmen kendi kaderlerini belirlediklerini kaydediyor.
Peki ama, Saddam rejimi neden ve nasıl İran İslam Cumhuriyeti topraklarına saldırdı? Aslında İran ve Irak arasında toprak anlaşmazlığı ta eski zamanlardan beri söz konusuydu ve bu konu Saddam’ın İran’a karşı tecavüzünün gerekçesi olamazdı. Nitekim toprak ve sınır anlaşmazlığı Saddam açısından İran topraklarına saldırmak için ileri sürdüğü bir bahane sayılırdı.
Gerçekte Saddam rejimini İran’a saldırmaya yönelten esas etken, İran’da gerçekleşen İslam inkılabının bölgesel ve küresel tesirleri ve bu inkılap zafere kavuştuktan sonra İran’da yaşanan gelişmelerdi. İran İslam inkılabı birçok bölgesel ve küresel siyasi denklemleri altüst etmişti. Üstelik bu değişiklikler dönemin her iki süper gücü ve uydularının zararına olmuştu. Saddam’ın İran’a dayattığı savaş bu zümrenin İslam inkılabına gösterdiği tepkilerden biriydi.