Kutsal Savunma Haftası üzerine - 2
Bugünkü sohbetimizde Saddam rejiminin sekiz yıl süren tecavüzü karşısında sergilenen sekiz yıllık kutsal savunmanın kazanımlarını gözden geçirmek istiyoruz.
Evet, bilindiği üzere Saddam rejimin İran’a dayattığı sekiz yıllık savaşın yıldönümünü andığımız kutsal savunma haftasındayız. Saddam rejimi 22 Eylül 1980 tarihinde İran topraklarına karadan, havadan ve denizden geniş bir saldırı başlattı. Bu saldırı daha sonra sekiz yıl süren bir savaşın başlangıcı oldu. Saddam rejimi tam sekiz yıl boyunca Doğu ve Batı süper güçleri ve uydularının destekleri ile İran milletine yıkıcı bir savaşı dayattı
Irak’ın devrik diktatörü Saddam İran topraklarına karşı tecavüzünü başlattıktan bir kaç gün sonra da Bağdat’ta kameraların karşısına geçerek 1975 yılında imzalanan Cezayir sınır anlaşmasını yırttı. Oysa bu anlaşma İran ve Irak arasında onlarca yıl süren sınır anlaşmazlığına son vermişti. Üstelik Saddam bizzat 1975 Cezayir anlaşmasını imzalamıştı. Fakat devrik lider bir dizi muğlak bahaneyi ileri sürerek anlaşmayı yırttı ve kendince İran’ın Huzistan eyaletini işgal etmek ve yeni yeni ayakta duran İran İslam Cumhuriyeti nizamını devirmek için İran’a saldırdı.
Amerikalı savunma meseleleri uzmanlarından Edward Woodluck Irak’ın Baas ordusu İran topraklarına saldırdıktan sadece dört gün sonra şu açıklamayı yaptı:
Muhtemelen Irak rejimi İran ile savaşta üç hedefi gözetliyor. Iraklıların birinci hedefi Ervend ırmağını ele geçirmek ve Fars körfezine akan bu ırmağın kontrolünü kendi ellerinde bulundurmaktır. Iraklıların ikinci hedefi Huzistan eyaleti ve üçüncü hedefleri de (İmam) Humeyni rejimini devirmektir.
Amerikalı savunma meseleleri uzmanı Woodluck Saddam rejiminin bu hedeflere aşamalı olarak ulaşmak istediğini belirterek şöyle devam etti:
Birinci hedefe ulaştıktan sonra, yani Ervend ırmağına musallat olduktan sonra savaşı ikinci hedefine yani Huzistan’ı ele geçirme hedefine ulaşmak için sürdürecek ve ardından üçüncü hedefine ulaşmak için bastıracaktır.
Saddam rejiminin Başbakan birinci yardımcısı ve Baas ordusunun komutanı Taha Yasin Ramazan Ocak 1980’de Baas partisinin resmi gazetesine verdiği özel mülakatta şöyle dedi: Bizce bu savaş, İran’a hakim olan nizam tamamen imha edilmediği sürece son bulmayacaktır.
Saddam rejimi İran topraklarına saldırdığı günlerde İmam Humeyni’nin -ks- savunma yüksek konseyinde temsilcisi olan İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei, Saddam’ın İran’a saldırmasının sebebi hakkında şöyle diyor:
Bunun sebebi gayet net ve açıktır. Savaşı başlattılar, zira İslam nizamı yok etmek veya teslim olmaya zorlamak istediler. Onlar için bu iki durum fark etmiyordu. Onlar İslam Cumhuriyeti nizamı işgal edilerek veya savaş sorunları yüzünden düşmesini istiyordu ve eğer düşmezse de bu tür musibetlere maruz kalan başka ülkeler gibi bir süper güce yönelmesini ve yardım talep etmesini istiyordu. Yani belki İran milleti ve bu milletin büyük imamı düşmanlara karşı teslim olmak zorunda kalabilirdi . onlar bize elimizi uzatıp “tamam biz teslim oluyoruz, ama artık Irak bize bu kadar darbe vurmasına müsaade etmeyin” dedirtmek istiyordu. Kuşkusuz hedefleri buydu, ama bu arzuları kursaklarında kaldı.
Saddam rejiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne dayattığı savaşın bir özelliği, Doğu ve Batı süper güçleri ve uydularının Saddam rejimine tam destek vermesiydi. Onlar ne Saddam İran’a tecavüz ettiği günlerde ve ne de sonraki yıllarda BM güvenlik konseyinde Saddam’ın tecavüz eden taraf ilan edilmesine müsaade ettiler ve konseyde onaylanan her bildiride veya kararnamede sadece iki tarafa sağduyu çağrısı yapmakla yetindiler.
Saddam İran’a dayattığı sekiz yıllık savaş yıllarında Amerika, Sovyetler Birliği ve yine elli ülkenin iktisadi, askeri ve istihbarat desteğinden yararlandı. Saddam rejimi sivilleri katliam etmek ve kimyasal yasak silahları kullanmaktan asla çekinmiyordu. Saddam savaş meydanlarında uğradığı hezimetleri telafi etmek için kentlere, köylere, hastanelere ve altyapı tesislerine saldırıyordu. Bu arada insan hakları iddiasında bulunan Amerika ve Avrupa ülkeleri bunun için Saddam’a en gelişmiş silahlarını veriyor ve böylece İran karşısında hezimete uğrayarak çökmesini engellemeye çalışıyordu.
Yine ilginçtir ki sekiz yıllık dayatılan savaş 1988 yılında sona erdikten sonra Amerika devleti bu kez 2003 yılında Saddam rejiminin kitle imha silahlarını bahane ederek Irak topraklarına saldırdı. Oysa Amerika Saddam rejimine İran’a karşı kullanılmak üzere bu tür silahları veren devletlerden biriydi. O yıllarda İran İslam Cumhuriyeti Saddam rejiminin 1200 km boyunca uzanan ortak sınırda geniş çaplı ve eşit şartlarda olmayan tecavüzü ile karşılaştı. Ancak İran milleti var gücüyle zaferi üzerinden 19 ay geçen İslam inkılabını ve İran topraklarını savunmaya koştu. Üstelik İran o günlerde Doğu ve Batı süper güçlerinin kin ve düşmanlığına maruz kalmış ve türlü iktisadi ve askeri yaptırımlarla karşı karşıya gelmişti.
İran milleti ve özellikle gençleri Saddam’ın dişine kadar donanmış ordusuna karşı asgari imkanlarla sekiz yıl boyunca direnerek tarihte büyük bir hamasete imza attılar ve tüm dünyaya iman gücünü gösterdiler. Kuşkusuz Batılı en gelişmiş silahlarla donanmış bir düşmana karşı tam sekiz yıl boyunca direnmek, beşeriyet tarihinde unutulmaz bir hamaseti kayda geçirdi. Nitekim İran milletinin sekiz yıllık kutsal savunmasının her günü, Doğu ve Batı istikbar güçleri ve uyduları tarafından desteklenen bir diktatörün tecavüzüne karşı şanlı direniş günü olarak unutulmaz günler oldu.
Gerçekte İran milletinin Saddam rejiminin sekiz yıllık tecavüzüne karşı direnişi İran İslam Cumhuriyeti nizamı için kalıcı kazanımları oldu. Bu kazanımları kültürel, sosyal siyasi, askeri ve iktisadi açılardan ele almak mümkün.
Öz güven ve öz inanç duygusunu geliştirmek, bu kazanımların en önemli olanlarından biridir. Kutsal savunma İranlı gençlerin kendi imkanlarına dayanarak ülkeyi yönetebilecekleri inancını güçlendirdi. İranlı gençler kutsal savunma yıllarında savaş cephelerinde sergiledikleri şecaat ve yenilikçilikleri ile Doğu ve Batı süper güçlerinin desteklediği ve bu iki gücün en gelişmiş silahları ile donanmış Baas ordusunu taarruz pozisyonundan savunma pozisyonuna çekilmeye zorladı ve nihayetinde hepsini İran topraklarından atarak sınırların ötesine geçirdi. Bu öz güven duygusu savaştan sonra da çeşitli sosyal, iktisadi, savunma alanında yeni teknolojilerin alanlarında etkisini sürdürdü.
Bugün İran İslam Cumhuriyeti iktisadi, askeri ve teknolojik açılardan dünyanın en üstün ülkeleri arasında yer alıyor. İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni -ks- sekiz yıllık kutsal savunma yıllarının siyasi kazanımları hakkında şöyle buyuruyor:
Bu istemeyen savaşın üzerinden zaman geçtikçe İslam’ın ve İslam Cumhuriyeti nizamı ve İran milletinin askeri gücü ve milletin direnişi daha da belirgin hale gelerek gelişiyor ve istikbar güçleri ve uşaklarının rezilliği de bir o kadar artıyor ve sapkınların ve münafıkların ve bozguncuların gerçek yüzü daha da gün yüzüne çıkıyor.
Kutsal savunma yıllarının siyasi kazanımlarından biri de İran’ın askeri ve siyasi gücünün sergilenmesi ve süper güçlere karşı yönetici gücünün ortaya çıkmasıydı. İmam Humeyni -ks- bu konuda da şöyle diyor:
Bizim cesur askerlerimiz ve cesur büyük milletimiz hiç kimsenin bu ülkeye nüfuz edemeyeceğini ve hiç kimse bu ülkeye zarar veremeyeceğini ispat ettiler.
Kutsal savunma ayrıca İran’da çeşitli siyasi kanatların ve etnik grupların ve devletle milletin arasında vahdeti pekiştirdi.
Gerçekten de kutsal savunma yıllarının en önemli kazanımlarından biri başta siyasi gruplar ve partiler olmak üzere çeşitli halk kesimleri arasında milli birlik ve beraberliği pekiştirmesiydi, öyle ki herkes kişisel veya parti veya grup çıkarlarını bir kenara bırakarak ülkenin ve nizamın milli çıkarlarını ve maslahatlarını ön planda tutmaya başladı.
Bölgesel ve küresel boyutta da İran İslam Cumhuriyeti nizamı sekiz yıllık kutsal savunmanın ardından gücünü tüm düşmanlarının yüzüne vurdu ve böylece hiç kimse İran topraklarına saldırmayı aklının ucundan bile geçirmemesini sağladı.
Kuşkusuz eğer bugün İran İslam Cumhuriyeti nizamı bölgede ve dünyada siyasi dengelerde önemli bir ağırlık ve etkili bir devlet ve terörle mücadelede önemli bir bileşen olmuşsa, bunu tamamen sekiz yıllılk kutsal savunma yıllarının getirilerine borçlu olduğu söylenebilir.