Kutsal Savunma Dönemi-2
Bu bölümde düşmanların İran aleyhinde başlattığı savaştaki yenilgisinin nedenleri ve koşullarını ele almaya çalışacağız.
Saddam Rejimi'nin İran aleyhinde başlattığı savaş İran'da İslam İnkılabı zaferinden 19 ay sonra Amerika'nın yeşil ışığı ile belli bir plan çerçevesinde başlatıldı.
İran'a dayatılan sekiz yıllık savaş döneminde Amerika ve Avrupalı ülkeler Irak Baas Rejimini topyekun bir şekilde destekledi. Batılı devletler Baas Rejimini donatıp kuşatarak İran halkının katliamında büyük rol oynadılar. Onlar bu çirkin destekleri ile Irak'ın İran'a karşı saldırganlığının devam etmesini sağlayıp bir yandan da müdahaleci siyasetleri ile bölgedeki kolektif güvenliği de tehlikeye soktular. İşte bugün olup bitenler de geçenlerdeki bu müdahalelerin aynısının sonuçlarıdır. Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri Irak Baas Rejiminin İran'a karşı başlattığı savaşta Saddam'a hiçbir siyasi ve askeri yardımdan geri kalmadılar.
Batılı ülkelerin bölge ülkeleri aleyhine koalisyon oluşturma gibi müdahaleci girişimleri aslında Batı dünyasının sömürgeci ve sultacı siyasetlerinden kaynaklanmaktadır.
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi tarih araştırmacısı İbrahim Muttaki, Amerika ve Avrupa'nın İran milleti aleyhindeki tarihi birlikteliğinin ister İslam İnkılabı zaferi öncesi ister sonrası örnekleri hakkında şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: "İran ile ilişkiler bağlamında, 19'uncu yüzyılın sonlarında büyük güçlerin Büyük Oyun teorisi çerçevesinde interaktif etki modelinin oluşturduğunu görüyoruz. "
Bu tarih araştırmacısı İran'da Batı tarafından yönetilen 1953 darbesine değinerek şöyle diyor: "Bu darbe yeni anlaşmalar ve paktların imzalanması için zemin hazırlamış oldu. İran'ın bölgesel anlaşmalara dahil olması ise Amerika ile askeri ve güvenlik alanındaki iş birliklerinin arttırılmasını kaçınılmaz bir hale getirdi. İşte böyle bir ortamda 12 bini aşkın Amerikan müsteşarı farklı askeri alanlarda İslam İnkılabının zaferine dek İran'da faaliyetlerini sürdürdü. Bu gerçeklerden yola çıkarak İran'ın 1953 ila 1978 yılları arasında işgal edilmiş bir ülke olduğu söylenebilir. Bu süre içerisinde İran, Amerika'nın Batı Asya bölgesindeki güvenlik masraflarını karşılamakta idi. Bu masrafların karşılanması ise İran halkına ait servet ve mal varlığından temin ediliyordu. "
Amerika ve Avrupa Ağustos 1953 darbesinin ardından İran'da güçlerini kurumsallaştırmaya yöneldiler. Zaten bu darbe de bunun için yapıldı. Ancak İslam İnkılabı zaferinin ardından hem Amerika hem Avrupa çıkarlarını kaybedince hemen yeni kurulan İslam Cumhuriyeti karşısında dikildiler.
İşte böyle bir dönemi geride bırakan Batı, Irak Baas Rejiminin İran'a karşı başlattığı savaşta hiçbir eleştiri yapmayıp hatta bu açık saldırganlık örneğine destek bile oldular. İran tarafından kabul edilen, saldırgan ve başlatan tarafın belirlenmesi hususundaki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 598 sayılı kararı hariç, tüm uluslararası kararlarda Amerika ve Avrupalı ülkelerin Irak Baas Rejimini açıkça desteklediği bile bunun açık bir örneğidir. Bu kararlarda hep ateşkes konusu ele alınmıştır. Tabii bu kararlarda ele alınan ateşkes, Irak Baas Rejimi'nin İran'a yönelik saldırısının kabulüne dayalı idi.
İşte hep İran İslam Cumhuriyeti aleyhine çalışan bu sürece rağmen Batı'nın tüm hesaplamalarına ve planlarına karşın bu savaşın sonucu herkesi şaşırttı. Irak Baas Rejimi'nin İran'a yönelik geniş çaplı hava ve kara saldırılarına umut bağlayanların umudu suya düşmüş oldu.
National İnterest Dergisi Amerika'nın Irak Baas Rejimi'nin İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde başlattığı savaş hakkındaki hoş görüsü hususunda şöyle bir yazı yayımlamıştır: "Amerika bu savaşın hemen neticeye varacağını düşünüyordu ancak tarih, yanlış hesaplarla yanlış düşüncelere kapılan liderler ve toplumlarla doludur.".
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei ise İran İslam Cumhuriyeti Ordu Deniz Kuvvetleri komutanları ve yetkilileri ile görüşmesinde düşmanların İslam Cumhuriyeti karşısındaki geniş çaplı cephelerine değinerek şöyle bir açıklamada bulunmuşlardır: "İran İslam Cumhuriyeti kimseye karşı savaşı başlatan taraf olma niyetinde değildir. Ancak kapasitesini o kadar arttırmalıdır ki düşmanlar İran'a saldırmaktan korksun ve bundan kaçınsın. Bunun yanı sıra silahlı kuvvetlerin birliği, gücü ve etkin varlığı sayesinde İran milletine yönelik her türlü tehdit de ortadan kalkmalıdır. "
Amerika hükümeti İran aleyhindeki en son girişiminde, NATO'ya benzer bir askeri Arap birliğini oluşturmak istemiştir. Wall Street Journal'ın raporuna göre bu Arap NATO'su, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinden meydana gelmektedir. Aslında Amerika tarihteki İran milletine karşı düşmanca siyasetlerini bugün de aynı şekilde devam ettirmektedir. Tabii Amerika bölgesel koalisyonlar oluşturarak krizleri hem bölgeye hem İran'a dayatmak istiyor. Amerika krizleri, savaşlara ve savaşları da ticari bir ortama dönüştürmek istiyor. Zaten Amerika son yıllarda da gerginlikler yaratarak Fars Körfezi çevre ülkelerine milyarlarca dolar silah ve askeri teçhizat satmayı başarmıştır.
Trump da defalarca Suudi Arabistan gibi gerici Arap ülkelerinin güvenliklerinin sağlanması karşısında masraf yapmaları gerektiğini söylemiştir. Bu yaklaşım Trump'ın silah satışının yanı sıra güvenlik meselesini de ticarileştirmek istemesini gösteriyor. Trump bu alanda ciddi bir yatırım yapmaktadır. Kimi medya organları bile tüccar kafalı Trump'ın İranofobi'yi gerici Arap ülkelerine şantaj yapmak için kullandığını söylüyorlar. Trump bu ülkeleri kendi aşiret savaşlarında boğarak, bölgedeki korkularından yararlanarak güvenliği ticarileştirmiştir.
Üç Amerikan başkanının yardımcılığını yapmış olan tecrübeli analist Patrick Buchanan ise American Conservative dergisindeki yazısında Trump'ın İran'a yönelik siyasetleri ile ilgili şöyle yazmıştır: "Amerika'nın İran ile savaşması, Donald Trump başkanlığını yok edebilir."
Amerikan Deniz Kuvvetleri emekli Tuğamirali James Stavridis ise bu hususta şöyle diyor: "İran savaş yolunu seçerse çok etkili olacaktır. Aslında askeri açıdan İran'ın kapasitesi çok yüksektir. Onlar farklı alanlarda asimetrik savaşlarda ciddi kapasiteye sahiptirler. Siber saldırı, hızlı taktiksel hücumbotları, denizaltıları, özel kuvvetleri ve yüzeyden yüzeye seyir füzeleri, İran'ın ileri imkanlarından sayılır. Onlar Batı Asya bölgesinde bu imkanları ve donanımı kullanmakta deneyimli sayılırlar. "
Tanınmış Arap uzman ve analist Abdülbari Atvan ise Amerika'nın bölgedeki koalisyon oluşturmasından güttüğü hedef ile ilgili şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: "Bu koalisyonun gerçek hedefi İran aleyhine savaş ilan etmek değil afaki düşünceler ürünü olan İran'ın büyük tehlike olması iddiasından yararlanarak Arap ülkelerinin Siyonist Rejim ile ilişkilerini normalleştirmelerini sağlaması ve bunun yanı sıra Fars Körfezi çevre ülkelerinin servetlerini yağmalamasıdır. Trump başkanlık seçimleri kampanyasında verdiği altyapı projelerinin masraflarını buradan karşılamak istiyor. "
Geçmişten günümüze kadar özellikle de dayatılan sekiz yıllık savaştan bugüne kadar olan sürede Amerika devlet adamlarının davranışlarının analizini yaptığımız zaman onların İran karşısında yeni krizler yaratma siyaseti üzerinden yürüdüğünü hep savaş çıkarma peşinde olduklarını ve sekiz yıllık savaş dönemindeki safları tekrar oluşturmak istediklerini söylemek mümkün.
İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif ise son zamanlarda Amerika'nın bölgedeki temsilcileri sayılan Binyamin Netanyahu, Bolton, Bin Zayed ve Bin Selman'dan oluşan B takımının savaşa susamış olduklarını söylemişti.
Zarif Twitter'den paylaştığı mesajda şöyle demişti: "Donald Trump Amerikan ordusunun Fars Körfezi ile bir alakası olmadığını söylemesinde yüzde yüzde haklıdır. Güçlerini Fars Körfezi'nden çekmesi tamamen Amerika ve dünya çıkarları lehine olacaktır. Ancak şimdi de B Takımının Amerika çıkarları konusunda endişeli olmadıkları, diplomasiden uzak savaşa susamış oldukları aşikardır."
Amerika bölgeye ve İran'a yönelik farklı senaryoları hayata geçirmek istiyor. Hürmüz Boğazı'nın güvensiz olarak gösterilmeye çalışılması, Devrim Muhafızları Ordusunun terör örgütü ilan edilmesi, Fars Körfezi'nin güvensizleştirilmesi amacı ile Britanya yardımı ile yapılan deniz korsanlığı ve sözde bölgede gemiciliğin güvenliğinin sağlanması bahanesi ile küresel bir koalisyonun oluşturulmaya çalışılması bu senaryolardan bir kaçıdır.
Ancak tüm bu komplolara rağmen İran İslam Cumhuriyeti duyarlı bir şekilde bu hareketlenmeleri gözetim altına alıp güvenlik ve askeri arenadaki tutumlarına vurgu yaparak Amerika'ya hiçbir zaman gerilim yaratma fırsatı vermemiştir.