26 Dey Günü ve İran Milletinin Komplolar Karşısındaki Zafer Şifresi Vahdet
Muhammed Rıza Şah Pehlevi'nin bu tarihi günde kaçması aslında İran'da Şah rejiminin saltanatına son noktayı koydu ve İran toplumunun siyasi, sosyal ve kültürel hayatında yeni bir dönemin başlamasına yol açtı.
İran devrimci halkının Şah rejimine karşı mücadelesi 1979 yılının ilk aylarında şiddetlendi ve böylece Pehlevi rejimi ve hamileri arada sıkışıp kaldı. Öyle ki Beyaz Saray makamları bile tek çözüm yolu Pehlevi Şah'ının İran'dan çıkması olduğunu söylediler.
Tabii Pehlevi Rejiminin hamileri İran milletinin devrimi ile mücadele etmek ve Muhammed Rıza Şah yönetimini kayıtsız şartsız desteklemek için her girişimde bulundu. Ancak İran halkının 1979'da zafere kavuşan devrimi başarıya kavuştu ve böylece yabancı devletlerin Şah Rejimine verdiği desteklere ve iç ve dış muhaliflerin Şah'ı ülkeye geri getirme çabaları ve entrikaları boşa çıktı. İmam Humeyni liderliğindeki halk kıyamlarının şiddetlenmesi ile rejim güçleri ve askeri yönetim bile devrimci güçler tarafından ele geçirildi.
Saltanat Rejimi ise Şah'ın kaçışından bir ay sonra düştü ve 2500 yıllık Şahlık rejimi, zulüm ve gaddarlık dönemi 1979 yılında kapanmış oldu. Muhammed Rıza Şah ise devrimin tam bir zafere kavuşmasından bir ay önce eşi ile beraber özel uçağı ile İran'ı terk etti ve giderken de şöyle dedi: "Tedavi görmek ve dinlenmek için gidiyorum. " Rahmetli İmam Humeyni, Şah'ın İran'dan kaçmasına tepki olarak aynı günde bir bildiri yayımlayarak Şah'ın kaçmasını 50 yıl kadar İran'a sulta kuran cinayet işleyen Pehlevi Rejiminin sonlanmasının ilk etabı olarak değerlendirerek bu zaferden dolayı İran milletini tebrik etti. Şah'ın kaçmasından 26 gün sonra ise İran devrimi 11 Şubat 1979'da kesin zafere ulaştı. Şimdi de İslam İnkılabı zaferinin üzerinden 41 yıl geçiyor ancak tağut Şah rejimi kalıntıları eski dönemleri tekrar yaşatmak hayalleri ile yatıp kalkmaktadırlar. Aslında Amerika 1953 darbesi sırasında sokakları kaosa sürükleyip İran'ın yasal başbakanı Dr. Muhammed Musaddık'ın devrilmesine zemin hazırlayarak İran'da daha sonra beklenmedik sonuçlara yol açan müdahalede bulundu. Bu doğrultuda görünen o ki Amerika'nın devirme siyasetleri ve müdahaleleri hala devam etmektedir. Bu çerçevede kimi devrim karşıtı tağut pehlevi yanlısı kimi yapılanmalar son kaos olayları sırasında İran'ın farklı şehirlerinde açık bir şekilde BBC gibi kanallara verdikleri mülakatlarda Amerika hükümetinin yaptırımlarından dolayı İran'da kararlar alınacağından haberdar olarak İran içerisinde önceden yapılar oluşturarak sokaklarda kaoslar çıkartmaya kamu malları ve mekanlarını ateşe vermeye hazır olduklarını söylediler. 10 yıl önce yaşanan 1388 fitnesi sırasında ve benzer 1396 yılındaki olaylarda ve son olarak da yakın zamanda benzin fiyatlarının düzeltilmesi ve zam yapılması sırasında da dış müdahaleci yapıların izlerine rastlanmaktadır. Kimi Batılı devletlerin resmi makamlarının kaosçuları açık ve pervasızca desteklemesi ve hatta kimi durumlarda açıkça provokasyonu o kadar ilerledi ki Beyaz Saray küstahça bir girişimde bulunarak resmi bir bildiri yayınlayıp sözde İran halkını destekleme adına kaosçuları desteklediğini bildirdi. Amerika yaptırımları ve İran'ın ticari ve bankacılık işlemlerinden mahrum bırakılması arzusu aslında İran halkını ilaç ve tıbbi donanım ihtiyaçlarından bile mahrum bırakmış ve halkın sağlığını tehlikeye düşürmüştür.
Ülke dışında faaliyet gösteren Farsça, Arapça ve İngilizce yayın yapan medya organları bile devrim karşıtı hareketleri özellikle de saltanat ve kaos yanlısı grupları desteklemekte eşgüdümlü hareket etmektedirler. Bu kaoslar ancak toplumun güvenlik güçleri ve halkın tepkileri ile etkisiz hale getirildi ve böylece münafıklar ve kaosçular halk ve güvenlik ve istihbarat yapıları tarafından tutuklandı.
Kaoslar sırasında ise saltanat yanlısı medyatik akımlar düşman devletlerin medya organlarından yardım alarak tam bir kaos yanlılarına destek verme ve onlar için eğitim mekanizması merkezine dönüştü. Bu medya organları propagandalarında şehirlerde sokaklara inenlerin hepsinin saltanat yanlısı olduğunu ve Pehlevi kalıntılarının İran'a dönmesinden yana olduklarını iddia ediyorlardı. Geçmişteki tecrübeler, fitneler sırasında çoğu gerçekler bu fitnelerin çıkardığı ve yarattığı muğlak ortamda gizli kaldığını gösteriyor. Böylece olaylar yatıştıktan sonra ancak kimlerin bu fitneleri hangi hedefler ile kızıştırdığı anlaşılır. Amerika'nın İran'ın yasal hükümetini devirmesindeki rolüne dair müdahalelerinin de yıllar sonra yayımlandığı gibi durum yaşanacaktır. Bu çerçevede Amerika ve Britanya'ya ait gizli belgeler yıllar sonra arşivlerden çıkarıldı ve kamuoyu da yıllar sonra Amerika'nın İran milletinin kaderini değiştirmesi doğrultusundaki müdahalelerinin farkına vardı. Bu çerçevede Amerika İslam İnkılabı Zaferinden sonraki yıllarda da devrim karşıtı hareketleri ve unsurları destekleyip palazlandırarak İran İslam Cumhuriyetini içten zayıflamak ve dağıtmak istemiştir. Amerika 3 Ocak 2020'de ise başka bir terör eyleminde bulunarak İran milletinin gücünün temellerine darbe indirmek amacı ile İran Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani'yi ve yol arkadaşlarını Bağdat havalimanı etrafında şehit düşürerek İran'a yönelik kin ve nefretinin çok derin olduğunu sergilemiş oldu. Bu davranışlar aslında Amerika ve İran düşmanlarının İran milletinin gücü ve büyüklüğü ve basireti karşısında kafalarının karıştığını ve yanlış hesaplar içerisine girdiklerini gösteriyor. İran milleti ise tam bir duyarlılık ve uzak görüşlülüğü ile sahada varlık göstererek hiçbir zaman düşmanların hedeflerine varmasına müsaade etmeyeceğini duyurdu.