Şafak’ta On Gün; İslam inkılabı, çağın yeni fenomeni - 7
İran İslam inkılabı 1979 yılında dünyada uluslararası ilişkilere iki kutuplu düzen hakim olduğu bir dönemde zafere ulaştı.
O günlerde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin elebaşılığında Batı bloku ve eski Sovyetler Birliği liderliğindeki Doğu bloku iki kutuplu düzeni oluşturuyordu. Batı blokunun ideolojisi kapitalizme dayanıyordu ve Avrupa’da rönesanstan sonraki gelişmelerin getirisi ve Fransa’da 1789 yılında gerçekleştirilen devrime sebep olmuştu. Bu düzen o dönemde en temel düşmanını, 1917 devriminden sonra Rusya’ya hakim olan Sovyetler Birliği’nin sosyalist düzeni biliyordu. O dönemde iki süper gücün dünya üzerindeki sulta ve nüfuzu, hiç bir siyasi gelişme bu iki gücün iradesi dışında yaşanamayacağı kadar fazlaydı ve bu yüzden hiç kimse dini büyük bir hareketin zafere kavuşacağını düşünemiyordu.
Ancak İslam inkılabı Doğu ve Batı bloklarının tüm çerçeveleri dışında gerçekleşti ve büyük bir ideolojik ve kültürel destekten yararlanarak çerçeveleri kırmayı başardı. İslam inkılabı o güne kadar hakim olan tüm kalıpları sorguladı ve din ve dünyayı bir arada gündeme getirdi ve artık yeni bir çağın açıldığını ilan etti. Bu inkılabın en önemli özelliği halkçı ve İslami bir inkılap olmasıydı. Ne Doğu, ne Batı İran İslam inkılabının teml şiarlarından biriydi ve İran milleti inkılap sırasında düzenledikleri yürüyüşlerde sürekli bu sloganı atarak İslami Cumhuriyeti nizamını istediklerini haykırdı.

Böylece İran İslam inkılabı Doğu ve Batı kutuplarının yanında üçüncü bir kutup oluşturdu ve dünya 1980’li yıllarda üç kutuplu oldu. İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra üçüncü kutbu pekiştirmek üzere diğer milletleri de ne Doğu, ne Batı politikasına davet etti. İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle buyurdu:
Ben şimdi tüm şerefli ve zulme uğrayan milletleri ve sevgili İran milletine ne kafir Doğu ve ne de zalim Batı’ya bağlı olan ve sırf Allah tealanın onlara verdiği basirete dayanan şu ilahi doğru yoldan şaşmamalarını ve bu yola bağlı kalmalarını tavsiye ediyorum.
Ancak sapkınlık ve zulüm elebaşılarının bu gelişmeye çeşitli boyutlarda tepki verecekleri kesindi. Aslında o günlerin uluslararası hakim düzeni maddi temellere dayandığı için İslam inkılabının ortaya koyduğu yeni duruma tahammül edemiyordu. Bu düzen kendi görüşlerini başkalarına dayatmak ve kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için savaş, tecavüz, terör, işkence, uluslararası anlaşmalardan çekilmek, ülkelere ticari savaş açmak, sınır ötesi yaptırımları dayatmak ve insan haklarını ihlal etmek gibi birçok fiili mübah gören bir düzendir. Ancak bu düzenin son kırk yılda aralıksız devam eden tüm tepkileri başarısızlıkla sonuçlandı.1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Doğu bloku da dağıldı ve dünyanın üç kutuplu düzeni on yıl sonra yok oldu ve bu kez yeni kutuplar ortaya çıkmaya başladı, ki bunun sonucu da İslam’la istikbarın karşı karşıya gelmesi oldu. Şimdi inkılabın üzerinden kırk yıl geçtiği bir sırada İslam inkılabı yeni çağın en seçkin fenomeni olarak tüm sloganlarından taviz vermeden yoluna devam ediyor ve bundan sonra inkılabın ikinci adımını atmaya hazırlanıyor.

İslam inkılabında gerçek İslam hurafe ve bidatle doldurulan İslam’ın yerine geçti; kulluk ve akılcılığa vurgu yapan İslam, cahilliğe, zillet ve esarete yol açan İslam’ın yerine geçti. Bu İslam ilim ve marifeti ön plana çıkararak gericiliği ve gafleti yok etti. İslam inkılabından sonra diyanet ve siyaset İslam’ı, laubali ve duyarsız hale getirilen İslam’ın yerine geçti. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin tabiri ile öz Muhammedi İslam, Amerikan patentli İslam’ın yerine geçti.
İslam inkılabı dini düşünceyi ihya ederek İslam dini ve Müslümanların çeşitli alanlarda rolünü belirgin hale getirdi ve siyasi İslam’ı yaygınlaştırmakla İslam dinine yönelik talebi birçok Müslümanın içinde uyandırdı ve onları İslami kimliğini yeniden kazanmaya yönelterek dünya genelinde İslami uyanış dalgasını yükseltti.
Buna göre İran İslam inkılabı Müslümanlara siyasi eğilimlerine bakmaksızın yeniden özgüven kazandırmakta önemli rol ifa ettiği söylenebilir. Bu durum sadece İslam dünyası için değil, dünya genelinde getirdiği getirileri ile 1917 devriminden sonra çağın en önemli hadisesi oldu.
Gerçi İran İslam inkılabı İslam’ı ihya ederek Batı ile yüz yüze geldi ve uluslararası düzenin ağır baskılarına maruz kaldı, fakat bu durum aynı zamanda Batı’yı İslam’ı daha iyi tanımaya teşvik etti ve böylece İslami etüt ve İslam bilimciliği yavaş yavaş şarkiyatçılığın yerini aldı ki bu da hiç kuşkusuz İslam inkılabının bölgesel ve küresel düzeylerde tesirinin sonucuydu.
İran İslam inkılabı İslam dünyasını saran krizlerden tek kurtuluş yolu öz Muhammedi İslam’a dönmek olduğunu belirterek yeni bir söylemin temelini attı. Bu söylem dünyanı diyalog, barış, ahlak ve maneviyata davet eden İslami söylemdir ve İran bugün bu kültür ve medeniyetin simgesidir.
Gerçekte İran İslam inkılabı ve İslami nizam tüm taraftarlarını yeni bir yaşam tarzına davet eiyor, üstelik İslam dini hiç bir zaman hiç bir şeyi hiç kimseyi şiddete ve zora başvurarak dayatmıyor ve her zaman isteğine davet yapıyor. İslam dini Kur'an'ı Kerim ve nebevi sünnetin değerlerine dayanan bir dindir. Bu dinin temeli düşünceye ve düşünmeye davet etmeye ve hak ve hakikati delillerle insanlara sunmaya dayanır.
Allah teala Kur'an'ı Kerim ayetlerinde sevgili peygamberini muazzam ahlakı ile takdir ederek, şöyle buyuruyor:
O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.
Bugün dünya genelinde İslam inkılabı sayesinde İslam dini günümüz insanlarına yeni sözleri olduğunu ve beşeri toplumlarda nüfuz ederek geliştiğini ortaya koyduğu gerçeği bilinmektedir. Nitekim birçok toplum şeytani ve tağut güçlerinin zulümlerinden usanmış ve yeni bir düşünce ve yeni bir yol arayışındadır. Bu toplumlara Afrika ve Asya kıtalarında ve hatta Avrupa’da bazı ülkeleri örnek vermek mümkün.
Bugün Avrupa’da yaşayan Müslümanlar birçok kısıtlama ve kırmızı çizgi ile karşı karşıyadır ve Batı’da birçok İslam karşıtı proje uygulanmaktadır. Ancak resmi verilere göre Avrupa’da Müslümanların ve İslam dinine yönelenlerin sayısı son yıllara nazaran iki kat artmıştır ve tahminlere göre üçüncü milenyumun üçüncü onyılının sonunda Avrupa tamamen İslami bir görünüme bürünecektir.
Öte yandan Amerikalı ve Avrupalı bazı seçkin şahsiyetlerin de İslam dinini benimsemeleri, bir yandan bu ilahi dinin Batılı toplumlarda tüm düzeylerde nüfuz ettiğini ortaya koyarken, öbür yandan birçok araştırma kurumunun da itiraf ettiğine göre İslam dini tüm provokasyonlara ve radikal örgütlerin muhalefetine rağmen Avrupa ve Amerika halkı arasında hızla yayılıyor. CNN kanalı 4 Nisan 2015’te yayımladığı verilerde İslam dini dünyada en hızlı gelişen din olduğunu belirtti. CNN haberinde ayrıca İslam dini diğer dinlere nazaran daha büyük bir ivme ile geliştiğini vurguladı.

CBS kanalı ise “Nedan birçok Batılı insan İslam dinini benimsiyor” başlıklı raporunda şu ifadelere yer veriyor:
Belki ABD’de Müslüman olanların çoğu Afrikalı – Amerikalı olabilir, ancak önemli sayıda da Anglo ırkına mensup olan insanlar Müslüman oluyor ve birçokları da yüksek eğitimli insanlardır.
İtalya’nın Ensa haber ajansı da şöyle yazıyor:
İslam tüm dünyada sınırları aştı ve hayatı yeniden inşa etmek üzere krizlerle uğraşan dünyamızda bir sisteme dönüştü.
Bir süre önce BBC kanalına İmam Humeyni -ks- evlatları adlı bir program yapan Rojer Hardi ise şöyle diyor:
Bugün İslam, Batı’nın en büyük meselesidir; hatta küresel bir meseledir. İslam bugün sadece Batı Asya bölgesinde değil tüm alemde yayılmaktadır ve onunla mücadele etmek çok zordur.
Şimdi İran İslam inkılabı beşinci onyılına girdiği bir sırada tarihi değişim sürecinin en hassas merhalesini geride bırakıyor. Bu inkılap İslami eğilimi il beraber çok yönle iktisadi ve sosyal kalkınmaya doğru kazandığı ivme ile hayattan yeni bir yaşam tarzı sunuyor. Bu tarzda insan kimliğini yeniden kazanmış ve izzet, bilim, istiklal ve onur peşindedir. İslam inkılabı beşeri dünyevi ve uhrevi saadete ve erdeme yönlendiren aydınlatıcı yasaları olan bir dini tanıtıyor. Kur'an'ı Kerim Nahl suresinde şöyle buyuruyor:
bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.
Evet, bugün dünyanın ufku, öz Muhammedi İslam’ın dünya genelinde ana eksen ve kutup olarak yer aldığını ve dünyanın yolunu değiştirdiğini ve yeni İslami medeniyet şekillendiğini gösteriyor. Gerçi bu süreçte sultacıların huzuru iyice bozularak ızdıraba dönüştüğü anlaşılıyor.