Şafak’ta On Gün; 41. Zafer yıldönümü kutlamaları - 11
11 Şubat 1979 tarihi dünya tarihinin takviminde önemli ve kader belirleyici bir gündür. Bu günde büyük mücahit ve din adamı İmam Humeyni -ks- önderliğindeki İran İslam inkılabı zafere ulaştı.
İran İslam inkılabı dünyanın en despot ve en zalim krallıklarından birini devirmekle kalmadığı ve tüm Batı Asya bölgesini ve dünyayı etkilediği için tarihte en önemli ve en büyük hadise olarak kayda geçti. Bu yüzden uzmanlar İran İslam inkılabını dünyanın en büyük inkılapları arasında ele alıyor.
Gerçekte İran İslam inkılabının dünya genelinde yankıları, İran’da 2500 yıllık despot bir krallığı devirme önemi kadar önemli oldu. İran İslam inkılabı siyasi, sosyal ve diktatörlük karşıtı bir hareket olduğu kadar sömürü karşıtı bir hareket de oldu ve halen de öyle, nitekim 41 yıllık hayatı boyunca da sömürü karşıtı mücadelesini ve sultacı ve zorba güçlerle savaşını sürdürdü ve sürdürüyor.
İran İslam inkılabı dünyada her türlü siyasi ve inkılapçı hareket liberalizm ve Marksizm akımlarından birine bağımlı olarak gerçekleştiği bir sırada bu iki hareketten bağımsız olarak gerçekleşti. Nitekim bu inkılap ve önderi İmam Humeyni -ks- ta 1963 yılından itibaren Doğu ve Batı ideolojilerinden bağımsız bir şekilde ve sırf İslam tealimine dayanarak dünyanın sultacı güçleri ile mücadelede zafere ulaştı.
Bu yüzden Pehlevi rejiminin son kralı Muhammed Rıza’nın İmam Humeyni -ks- liderliğindeki İslami hareketi Marksizm ideolojisine bağımlı gösterme çabası hiç bir zaman ne İran kamuoyu ne de siyasi ve akademik çevrelerce ikna edici olmadı. Gerçi Pehlevi hanedanının despot kralı hiç kimseye kral Muhammed Rıza’nın bu görüşünü eleştirme izni de vermiyordu. Kuşkusuz İran kralının Batılı hamilerinin görüşü de onun İran’da yaşanan sosyal ve siyasi gelişmeleri yanlış okumasında etkili olmuştu. Nitekim Batı dünyasında birçok siyaset çevresi ve düşünce kurumları da o günlerde İran’da saltanat düzeninin istikrarlı olduğu yönünde yorum yapıyordu.

Gerçekte Pehlevi rejimi Batı Asya bölgesinde dünyanın iki kutuplu düzeni için istikrarlı ve güvenli bir ada gibiydi. O günlerde Amerika, İngiltere ve Fransa 1978’de düzenledikleri G-7 liderler zirvesine kadar halâ Pehlevi rejiminin ayakta kalacağına inanıyordu. ABD dönem Başkanı Carter bir yıl önce, Ocak 1978’de Tahran ziyareti sırasında İran şahını halkın sevdiği lider ve İran’ı da istikrar ve güven adası nitelemişti. İngiltere’nin dönem Dışişleri Bakanı David Oven de bir açıklama yaparak ülkesi İran’da halkın inkılabına karşı Pehlevi kralı Muhammed Rıza’ya destek verdiğini açıkladı. Batılı devletler desteklerini komünistlerle mücadele çerçevesinde haklı göstermeye çalışıyordu. Ancak Ocak 1978’den 11 Şubat 1979’a kadar geçen sürede yaşanan sosyal gelişmeler, İran şahını destekleyen bu zümrenin İran meselelerini idrak etmekte ne denli aciz olduklarını ortaya koydu.
Aslında özgürlük ve demokrasi iddiasında bulunan Batılı devletlerin despot Pehlevi rejimini desteklemeleri, şah rejiminin halkın başlattığı kıyamı bastırmasında büyük etkisi oldu. İranlı çağdaş tarih yazarı Golam Rıza Necati bu konuda şöyle yazıyor: ABD Başkanı Carter’in 1 Ocak 1978’de Niaveran sarayında şahı takdir eden sözleri, Muhammed Rıza’nın özgüvenini ve moralini yükseltti. Amerika’nın kayıtsız şartsız desteği şahı, baskı ve halkı bastırma politikasını sürdürebileceği ve halâ Necef’te bulunan İmam Humeyni başta olmak üzere muhalif liderleri devre dışı bırakabileceği düşüncesine yöneltti.
Amerika’nın dönem Başkanı Carter’in İran’ın kraliyet düzenini desteklemesini eleştiren Necati şöyle devam ediyor:
ABD Başkanı Carter’in Ocak 1978’de eli binlerce İranlının kanına bulaşan şaha övgüler yağdırması, insan hakları, özgürlük ve demokrasi gibi sloganların aslında Amerika’nın sultasına karşı olan bağımsız ülkelere baskı aracı olduğunu ortaya koydu, nitekim Carter bir yerde şöyle diyor: Dünyada hiç bir lider benim gözümde şah kadar saygın değil ve hiç bir liderle şahla olan dostane ilişkilerimden daha dostane ilişkimiz yoktur.
Amerika devleti Pehlevi kralı Muhammed Rıza devrilmeden 25 yıl önce 1953’te düzenlediği askeri darbe ile Dr. Musaddık yönetimini devirdi ve şahı İran’a geri getirdi ve tam 25 yıl boyunca ona halkın itiraz hareketleri karşısında her türlü desteği sağladı. Dünyanın en korkunç casusluk örgütü olan ve halkın İran şahına itiraz hareketlerini bastıran Savak casusluk örgütü de o yıllarda kuruldu. Bu yüzden İmam Humeyni -ks- hareketinin amacını eşzamanlı olarak hem şah rejimi ve hem ABD sömürü devleti ve hem çakma İsrail rejimi ile mücadele etme şeklinde açıkladı.

O günlerde Pehlevi rejimi Kudüs’ü işgal eden çakma İsrail rejimi ile yakın siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarat iş birliği söz konusuydu. Gerçekte İran milletinin son kırk bir yılda ABD ve siyonistlerin İslam inkılabı ile düşmanlıklarına karşı mücadelelerinin kökleri İslam inkılabı zafere kavuşmadan önceki yıllarda verdiği mücadele tarihine dayanıyor. İran İslam inkılabı Amerika ve Batılı devletlerin istek ve beklentilerinin aksine İran’ı dünyanın en despot rejimlerinden birinin elinden kurtarmakla kalmadı, aynı zamanda Amerika’nın Batı Asya bölgesinde en önemli ülkelerden birine müdahalelerini de engellemiş oldu. Nicson’un doktrinine göre İran, Amerika’nın bölgeye yönelik politikalarının iki kolundan biriydi.
Amerika dönem Başkanı Nicson’un doktrinine göre İran Fars körfezi bölgesinde zengin doğal kaynakları, büyük nüfusu, stratejik konumu, nisbi istikrarı ve askeri gücü gibi etkenlerden dolayı bölgede Amerika’nın jandarması olmuştu. Bu doktrinine göre İran ve S. Arabistan Amerika’nın iki temel kolu olarak Fars körfezinde Amerika’nın çıkarlarını korumakla görevlendirilmişti. Bu iki kolun arasında birinci derecede İran ve S. Arabistan’ın ikinci derecede önem veriliyordu.
ABD dönem savunma Bakanı Harold Brown İslam inkılabından önce İran’ın Amerika’nın dış politikasında önemli konumu hakkında yaptığı açıklamada, İran’ın Sovyetler Birliği tarafından ve Avrupa’nın yine Sovyetler Birliği tarafından ele geçirmesini karşılaştırarak, İran’ı ele geçirmenin imtiyazı Avrupa’yı ele geçirmek kadar büyük olacağını zira Fars körfezinde petrolün kontrolünü ele geçirmek Batı Avrupa ve Japonya’ya musallat olma yolunu açacağını belirtiyor.
Aslında bu açıklama İran İslam inkılabının zafere ulaşması Amerika’nın bölgede ve dünya genelinde yürüttüğü sultacı politikalarına ne denli ağır darbe indirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu yüzden ABD hakimiyeti son 41 yılda İran gelişmelerinin gerçeğini anlamak ve İran’ın halkçı nizamı ile düşmanlıktan el çekmek istemedi.

Gerçekte Amerika’nın son 41 yılda İran İslam Cumhuriyeti nizamına karşı politikası bu nizamı değiştirmek olmuştur. Amerika İran İslam Cumhuriyeti’nin son kırk yıllık hayatında hiç bir zaman İran milleti ile düşmanlık gütmekten el çekmedi. Amerika’nın en önemli husumetlerinden biri, 1980 yılında Irak’ın devrik lideri Saddam’ın üzerinden İran İslam Cumhuriyeti’ne sekiz yıl süren bir savaşı dayatmasıydı.
Amerika şimdilerde de İran İslam Cumhuriyeti’ne en ağır iktisadi yaptırımları dayatıyor. Ancak İran milleti Amerika’nın düşmanlığına karşı direniş yolunu seçerek bu yolda iktisadi, güvenlik ve askeri alanlarda büyük başarılara imza attı.
Aslında İran milletinin Amerika ve siyonistlerin zorbalıklarına karşı direnişi sadece İran İslam Cumhuriyeti sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Bugün İran Batı Asya bölgesinde direniş ekseninde yer alarak Amerika ve korsan İsrail’in sultacı politikalarına karşı çıktı. İran milleti 41 yıl önce İran’da bulunan 40 bin Amerikalı müsteşarı ihraç etti. Şimdi ise bölge milletleri Amerikalı terörist askerlerin bölgeden defolup gitmelerini ve askeri üslerinin tümü kapatılmasını istiyor.
11 Şubat günü İran İslam inkılabının zafer yıldönümü, Kudüs Gücü Komutanı ve IŞİD ile mücadelenin başını çeken General Süleymani ve Irak’ın Haşdi Şabi komutanı Ebu Mehdi Mühendis’in şehit edildiği günün kırkıncı gününe denk gelmiştir.
Amerika Başkanı terörist Trump bu iki büyük komutanın terörist olduklarını iddia etti. Ancak İran ve Irak milletleri şehit Süleymani ve şehit Mühendis için düzenledikleri eşsiz cenaze töreni ile aslında kimin terörist olduğunu ve kimlerin teröristlerle mücadele ettiğini açıkça ortaya koydu.
Öte yandan İran İslam Cumhuriyeti’nin Amerika terör devletinin bu cinayetine gösterdiği tepkide Aynul Esed üssüne füze yağdırması bir kez daha Amerika’nın büyük İran milletine karşı çaresiz ve aciz olduğunu gözler önüne serdi. Gerçekte ikinci dünya savaşından sonra hiç bir ülke Amerika’nın hiç bir üssünü hem de içinde yüzlerce Amerikalı terörist asker bulunduğu bir sırada vurmaya cesaret etmemişti.
Şimdi ise büyük İran milleti 11 Şubat’ta İslam inkılabının 41. zafer yıldönümünde düzenlenecek yürüyüşlere katılarak bir kez daha tüm dünyaya İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin önderliğinde İmam Humeyni’nin -ks- ülkülerine bağlılığını ortaya koyacaktır.
İran milleti Allah tealaya tevekkül ederek ve yetenekli gençleri ile tüm alanlarda ilerlemeye devam edecek ve Amerika devletinin tüm iktisadi baskılarına rağmen dünya milletlerine örnek olmayı sürdürecektir.