İslam İnkılabı Zafer Yıldönümü-7
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i143516-İslam_İnkılabı_zafer_yıldönümü_7
Bu bölümde İslam İnkılabının ülkülerinden olan mazlum milletlerin haklarını savunma ülküsüne bağlılığı konu edineceğiz.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Şubat 25, 2020 16:48 Europe/Istanbul

Bu bölümde İslam İnkılabının ülkülerinden olan mazlum milletlerin haklarını savunma ülküsüne bağlılığı konu edineceğiz.

İran İslam Cumhuriyeti, bağımsız ve adalettalep bir düzen olarak anayasasında da kendisi için mazlum ve mahrum milletleri desteklemek doğrultusunda sorumluluk belirlemiş ve hala da kararlı bir şekilde bu tarihi sorumluluğunu uygulamaya devam etmektedir.  

İslam açısından da tüm insanların özellikle de mazlumlar, mahrumlar ve mustazafların haklarının korunması tüm Müslümanların temel görevlerindedir. Müslümanlar, diğer insanların saadetine, mutluluğuna ve haklarına kayıtsız kalamazlar. İnsan severlik, insani değerler ve ilkelerin korunması ve desteklenmesi ayrıca insanlık topluluğunun ortak ülkülerine varma yönünde çaba gösterme, adalet, özgürlük, bağımsızlık, barış ve güvenliği korumaya çalışmak İslami öğretilerdendir. 

Bu ilahi düşünceye esasen İran İslam Cumhuriyeti de örneğin mazlum Filistin halkını desteklemeyi İslam İnkılabının zaferinin ilk gününden itibaren başladı. Bu çerçevede İslam Cumhuriyeti kurucusu İmam Humeyni  dünya Kudüs gününü belirledi. 

İslam Cumhuriyeti kurucusu Rahmetli İmam Humeyni İslami topraklarını savunma ve Müslümanların vahdeti hususunda şöyle diyor: "Müslümanların namuslarının korunması, İslami şehirlerin savunulması ve Müslümanların onurlu meselelerinin korunması gerekli bir husustur. Biz de kendimizi ilahi hedefler ve Müslümanları savunmak için hazırlamalıyız. Özellikle de mevcut durumda İslami Filistin ve Lübnan'ın çocukları yani Hizbullah ve Devrimci Müslümanların topraklarının gasp edildiği sırada, Lübnanlıların canlarını feda edip özveride bulunarak "ey Müslümanlar yardım edin " haykırışlarının seslendirildiği sırada daha da hazırlıklı olmalıyız.   Tüm maddi ve manevi gücümüzle İsrail ve saldırganlar karşısında durmalıyız. Tüm vahşiler ve barbarlar karşısında dik durmalıyız. Yardıma ihtiyacı olanlara yardım edip Siyonistler ile uzlaşmak isteyenleri halklara tanıtmalıyız. "

Aslında anılan bu hususlar İran İslam Cumhuriyeti anayasasında da yer almıştır. İran İslam Cumhuriyeti anayasasında İslam Cumhuriyeti'nin dış siyaseti ile ilgili ilkeleri arasında dünya mazlumları ve mustazafları özellikle de Müslümanlara yardım edilmesine vurgu yapılmıştır. İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 152'inci maddesi bu hususla ilgilidir.  

Anayasanın 154'üncü maddesinde ise  İran İslam Cumhuriyeti'nin diğer milletlerin içişlerine karışmamasına vurgu yapılmasının yanı sıra dünyanın her bir yerinde mustazafların müstekbirlere karşı haklı mücadelelerine destek verilmesine vurgu yapılmıştır. 

Bu ilkelerden de yola çıkarak, dini ve inançsal bir konu olan mazlumları destekleme hususunun en başından beri İslami fıkıhta olduğu anlaşılmaktadır. 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei  13'üncü  İslami ülkeler Parlamenterleri Konferansına katılan misafirler arasında yaptığı konuşmada Filistin meselesini İslam aleminin en önemli meselesi olarak niteleyerek şöyle bir açıklamada bulundu: "Siyonist Rejim ile mücadelenin nafile olduğu düşünülmemelidir. Tam tersi Allah'ın izni ve lutfü ile Siyonist Rejim karşısındaki mücahedeler sonuç verecektir. Nitekim direniş cephesi geçmişe göre gelişmiştir. "

kuşkusuz Amerikalıların Kudüs ve Kudüs'ün Yahudileştirilmesi doğrultusunda öne sürdükleri plan da sadece Filistin ve İslam aleminin bu kritik bölgesine yönelik bir komplo değil Amerika, Siyonist Rejim İsrail ve Suudi Arabistan üçgeninin bölgesel güvenlik denklemleri değiştirmesi ve İslam alemine tam musallat olma doğrultusundaki büyük komplonun bir köşesidir. 

Amerikan planı çerçevesinde Kudüs tamamen Yahudileştirilip İsrail'e devredilmek istenmektedir. Böylece İsrail'in işgalciliği de sürekli hale getirilmek istenmektedir. Bu çerçevede bir taşla iki kuş vurma siyasetini izleyen Amerikalılar ve Siyonistler bir yandan da Direniş Hareketinin İslam Alemindeki varlığını sonlandırmak istiyorlar. 

Amerika'nın büyükelçiliğini Telaviv'den Kudüs'e taşıması bu şom planın başlangıç noktası idi. Bu mesele bu gün ve son yılların meselesi değil Camp David anlaşmasının imzalanmasının ardından İsrail ve Mısır uzlaşma sürecinin ardından ortaya çıkan bir durumdur. Bu süreç ise Oslo konferansına kadar da devam etti ve sonunda da hezimetle sonuçlandı. İşte Siyonistler ve ortakları tüm bu yıllar içerisinde Filistin meselesini yıpratmaya uğratmaya çalışarak, İslami ülkeleri boş işleri ile uğraştırmak ve direniş cephesini zayıflatmak istediler. Bu süreç ise hala devam etmektedir. 

Uluslararası meseleler uzmanı Ali Asger Zerger ise İsrail ve Amerika'nın Filistin ile ilgili ortak planı ile ilgili şöyle bir açıklamada bulundu: " ... İsrail, son dört yılda  " Batı Asya'da büyük oyunlar " çerçevesinde farklı projeler hazırlamıştır. Bunların asıl hedefi ise İran'ın Batı Asya'daki stratejik derinliğini azaltmaktır. Kimi yayımlanan belgelerde ise  Siyonist İsrail, İran'ın sınırlarında tehditleri dağıtmak konusunu ileri sürdüğü görülmektedir. Bu çerçevede Telaviv eksenli bu senaryolar Suudilerin mali yardımları ile gerçekleştirilmektedir. "

Bu doğrultuda Batı Asya bölgesinde IŞİD olgusu ortaya çıkarıldı ve sonuçta da Suriye, Irak ve Lübnan bölünmek istendi. Son yıllardaki gelişmeler ise bu komplonun yönünü değiştirdi. Olaylar öyle gelişti ki Suriye ve Irak'taki süreç artık Amerika ve Siyonist Rejim İsrail lehine işlememeye başladı.   

İslam Alemi meseleleri uzmanı Saadullah Zarei bu hususta şöyle bir değerlendirmede bulundu:" Direniş ve intifadalar, Filistin meselesini İslam aleminin en temel birincil meselesi olarak görüp Filistin ülküsünün uzlaşma projeleri aracılığı ile marjinalleştirilmesine müsaade etmediler. "

Siyonistler, mülteci Filistinlilerin geri dönüş hakkını hiçe saymak hususunda dünyayı da kendi yanında görmek istiyordu. Onlar, direniş eksenini terörizm ekseni adlandırarak bir yandan da uzlaşma ve ilişkileri normalleştirme girişimlerine baş vurdular. Ancak direniş ekseni Amerika ve İsrail projelerine galip gelme yeteneği ve becerisi göstermiş oldu. Zaten bu cephe şimdiye dek hep başarılı bir şekilde yerine getirdiği görevi yaptı ve bu kez de komploları suya düşürdü. Direniş Cephesinin aralıksız kazandığı zaferler İslam aleminin önemli bir kısmını Amerika , Siyonist Rejim ve ortaklarının sultasından kurtarmıştır. 

Saadullah Zarei Direniş Cephesi ile ilgili gelişmeleri değerlendirmesinde şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "İsrailliler de kısa bir dönem içerisinde terörist grupların varlığından kaynaklanan çetrefilli durumu çözen, bu zaferler arenasından kendine Fatımiyun, Zeynebiyun, Heyderiyun gibi  birçok Pakistanlı, Afgan, İranlı, Iraklı, Suriyeli ve Lübnanlı gruplar kazanan  bölgesel direnişin, İsrail ile mücadeleyi IŞİD ile mücadeleden daha olumlu gördüğünü biliyor. "

İran İslam Cumhuriyeti Batı Asya'da kapsayıcı ve adil bir durumun ve barışın, Filistin topraklarının işgaline son verilmesi ve Filistin milletinin tüm haklarının geri verilmesi halinde gerçekleşebileceğini düşünüyor. Bu çerçevede Filistin halkının kendi kaderlerini belirleme, mültecilerin ana vatanlarına ve topraklarına geri dönem ve Kudüs başkentliğinde bağımsız Filistin devletinin kurulması bunun da bu toprakların asil sakinleri olan Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudilerin katılacağı referandum ile yapılması hakları uygulanmalıdır. 

Aslında mazlumları savunmak, milletlerin genel olarak uyandığını gösteriyor. Bu arada İran milleti bu yola ilk ayak basan millet olarak, direniş ve dik durma sembolü olarak bundan onur duymaktadır. 

İran İslam Cumhuriyeti son 41 yıl içerisinde hiçbir koşul altında mazlumları savunma yönündeki insani ve İslami yükümlülüklerinden vazgeçmeyeceğini göstermiştir.