Güzel Hat Sanatının İslam ve İran ile Bağı
Bu programımızda İran'da ve İslam dünyasında hattatlık ve güzel hat sanatı ile ilgili tanışıp bu sanat dalının İran ve İslam kültüründen aldığı etkileri ele alacağız.
Tarihin de tanıklık ettiği gibi hiçbir olgu dil ve yazı kadar insanlık için önemli sayılmamıştır. Yazı keşfedilmeseydi, düşünürler ve geçmişteki insanların düşünceleri de gelecek nesillere aktarılamayacaktı ve medeniyetler de evrilmeyip gelişmeyeceklerdi. Bu çerçevede yazmanın estetik yanı olan hattatlık da büyük önem taşımıştır. Hattatlık İran kültürü ve yerli sanatın önemli temellerinden olup yüzyıllar boyunca tekamül etmiş ve bu toprakların sanatını diğer ülkelere ve diyarlara tanıtmıştır. Sohbetimizin devamında İran'ın tarihindeki en büyük hattat sayılan Mir Emad ve bu alandaki haberler ile ilgili konuşacağız.
Bu yıl, Mir Emad Kazvini'nin 480'inci doğum yıldönümüdür. Bu sanatçı 961 yılında Kazvin şehrinde doğmuştur. İlk eğitim derslerini bitirdikten sonra Muhammed Hüseyin Tebrizi'nin yanına gidip nastalik yazı tarzını öğrenip geçmişteki eserlerin püf noktalarını da keşfetmiş oldu. Ardından kendine has hattatlık ekolünü tanıtarak İsfahan'a doğru yola çıktı. Nastalik yazı şekli Mir Ali Tebrizi tarafından çeki düzen verilmişse de ancak bu hattatlık tarzının doruğu ise Mir Emad tarafından tecelli ettirildi. Mir Emad Kazvini bu yazı tarzında bir çok harf, kelime ve ilkesinde görülen eksiklikleri kendi yaratıcılığı ile giderdi.

Mir Emad Kazvini İsfahan'da kaldığı sırada birçok çırak yetiştirdi ve hattatlık ekolünü Hindistan ve Osmanlıda da sevdirdi. Bu hattatlık tarzı bu topraklarda o kadar sevildi ki Mir Emad artık nastalik yazı tarzının ustası ve en yüce örneğinin öncüsü olarak tanındı. Osmanlı'daki Veliüddin Efendi ve Muhammed Esad el Yesari ve Seyyid Muhammed Dedezade gibi sanatçılar bile bu büyük hattatın uzaktan öğrencileri olarak sayılabilirler. Bu isimler aslında Mir Emad'ın hattatlık ekolünü sürdürdüler. Mir Emad Kazvini'den birçok yazı geriye kalmıştır. Bu da onun estetik duygusunu ve zevkini göstermektedir.
Mir Emad'dan çok ünlü eserlerinin yanı sıra büyük İranlı şair Saadi'nin Bustan ve Golestan eserlerinin el yazması, Hace Abdullah Ensari'nin Münacatnamesinin el yazması ve de kendi şiirlerinin el yazmaları da geriye kalmıştır. Sonunda ise Mir Emad 1615 yılında temelsiz ithamlardan dolayı Şah Abbas Safevi hanedanına yakın bir isim tarafından öldürüldü ve İsfahan'ın Nakşı Cihan meydanı yakınlarındaki Maksut Beyg camisinin avlusunda toprağa verildi.
Mir Emad Hasani Kazvini'yi İran'ın en büyük nastalik tarzı hattatlık hocası olarak tanıyoruz. Tarihte ise hayatta olduğu müddetçe güzel hat yazılarını altın ile takas yaptığı ve öldüğünde İran'ın en zengin adamı olduğu öyle ki bakanların bile onun evini alamadıkları anlatılmaktadır. Mir Emad'ın ahlaki özellikleri de övülmüştür. Onun hür, uzak görüşlü ve kalender biri olduğu sanatı sanat için seven biri olduğu da anlatılmaktadır.

Mir Emad'ın geçmiş nesillerinin güzel hat sanatını revize edip noksanlarını gidererek harfler ve kelimeler arasındaki oranları yakınlaştırararak nastalik yazı türünde altın noktayı yakaladığı söyleniyor. Mir Emad'ın yazdığı örneklere bakınca da belli bir oranın ilke olarak ele alındığını ve yazıların bu oranlara göre yazıldığı görülmektedir.
Güzel yazı sanatı veya hattatlık estetik özelliklere uygun bir şekilde güzel bir şekilde yazmak sanatıdır. Bu süreçte rol ifa eden kişi ise hattat ya da güzel hat sanatçısı olarak adlandırılır. Bu alanda kimilerinin meslekleri bile hattatlıktır. Güzel hat sanatından görsel olarak zevk almak için hattatlığın bir metnin yazılmasının yanı sıra ona estetik değerler kazandırmak doğrultusunda gerçekleştiğini de bilmeliyiz. Bu yüzden hattatlık yazılarının sade bir şekilde yazılması ve hatta harflerin tasarlanması ve sayfanın düzeltilmesi süreçleri ile farklı olduğunu bilmemiz gerekir.
Hattatlık Doğu ülkelerinde ve diyarlarında daha gelişmiş bir şekilde karşımıza çıksa da yine de diğer kültürlerde de farklı şekillerine rastlamak mümkün. Latin kültüründe ise hattatlığın eş anlamlısı sayılan kaligrafi kelimesi ise 15'inci yüzyıldan itibaren yerini bulmuştur. Ancak yine de sadece 19'uncu yüzyılda bir terim olarak ele alınmıştır. Buna rağmen İran dahil İslami ülkeler ve uzak doğu ülkelerinde hattatlık belirgin bir sanat olarak bilinmiştir.

İslam'dan önce İran genelinde çivi, Pehlevi ve Avesta yazıları revaçta olmuştur. Ancak İslam dininin yayılması ile İranlılar da İslam alfabesi ve hattını benimsemişlerdir. Arap yazısının ve yazı şeklinin bugünkü biçimini alması ise İslam'ın hemen öncesine tekabül etmektedir. İslam'ın yayılması ve İslam'ın başlangıç döneminde Arap yazısı da iyice gelişmiştir. Hattatlık ise Müslümanlar arasında hep özel bir konuma sahip olmuştur. Çünkü Müslümanlar hattatlığın kaynağını vahiy kelamının görsel sanatı olarak görüyorlardı. Tabii Müslümanlar güzel hattı sırf Kuran için değil tüm sanat dalları için kullandılar.
Hattatlık ya da kaligrafi tüm İslami ülkelerde hep en yüce sanat dallarından biri olarak tanındı. Müslümanlar özellikle de İranlılar bu sanat dalında en ufak estetik noktalara odaklanıp hattatlığı diğer görsel sanat dallarının omurgası olarak benimsediler. Öyle ki hattatlık İslam'ın ilk yüzyıllarından itibaren günümüze dek tüm İslami ülkelerde ve Müslümanların kontrolün altında bulunan bölgelerde tam güç ve hassasiyet ile gelişmeye devam etti.
Son zamanda İran kültürel miras ve turizm bakanlığı İran hattatlık sanatının 2022 yılında UNESCO tarafından küresel olarak kayda alınacağını bildirdiler. Ancak Türkiye basını birden bire İslami hattatlık sanatının 2020 yılında UNESCO tarafından kayda alınacağını bildirdiler.
Aslında güzel hat sanatının geçmişine bakınca Türkiye'nin Osmanlı imparatorluğu öncesinde bu alanda bir geçmişe sahip olmadığı görülür. Bilindiği üzere bu dönemden önce İran'da Kuran-ı Kerim kitabeti ve hattatlık sanatı doruğa ulaşmış ve büyük isimler de bu alanda yetişmişlerdi. Tabii Mir Emad Kazvini bile bu çarpıtmalar çerçevesinde İstanbullu bir yazar ve hattat olarak tanıtılmıştı.
Şimdi de Türkiye'nin UNESCO'dan bulunduğu talep de aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Türkiye kültür ve turizm bakanlığı son dönemde UNESCO'da İslami hattatlığın kayda alınması için " Mekke'de Kuran indirildi, Mısır'da tilavet edildi ve İstanbul'da yazıldı" sloganını seçtiğini açıkladı. Ancak Kur'an kitabeti ve hattatlığın geçmişine bakınca bunun açık bir çarpıtma olduğu görülmektedir.
İranlı edebiyat ve sanat hocası ayrıca güzel hat ustası Hamid Reza Kılıçhani UNESCO'da hattatlığın kayda alınması hususunda şöyle düşünüyor:" Somut olmayan miraslar her ülke tarafından kayda alınabilir. İran, Türkiye, Irak ve diğer Müslüman ülkeler İslam hattatlığı sanatını kayda alma talebinde bulunabilir. İslami hattatlık sanatı bu ülkelerin ortak mirasıdır ve özgün gelenek ve göreneklerden farklıdır. "
Bu uzman Türkiye'nin İslami hattatlık için seçtiği sloganı ise yanlış bir slogan olduğunu savunarak esasında Osmanlı İmparatorluğunun 9'uncu yüzyılda var olmadığını ve bunun da açık ve net ortada olduğunu söylüyor. Daha önce de Lübnanlı yazarlar ve matbaacıları da aynı sloganı kullanmışlarsa da bu slogan da doğruluktan uzaktı.
Hamid Reze Kılıçhani değerlendirmelerine şöyle devam ediyor:" Türkiye tarafından ortaya atılan bu sloganın üçüncü bölümü doğruluk payı taşımıyor. Çünkü Osmanlı'dan günümüze kadar gelen en kadim Kuran-ı Kerim el yazmaları da Kameri 10'uncu yüzyıla aitti. Gerçekte Türkiye 500 yıllık hattatlık geçmişini tüm İslami tarihi dönemlerdeki hattatlığa sığdırmak istiyor. Tabii Mevlana hususu da bu alanda tartışılacak bir başka konu olmuştur. Bilindiği üzere Mevlana aslen İranlı biridir.
İran tarihi ve kültürel eserleri kayda alma bürosu genel müdürü ise Türkiye'nin İslami hattatlığı kayda almak için seçtiği slogana tepki olarak Mart 2020'de şöyle bir açıklamada bulundu:" Tabii ki somut olmayan kültürel bir eserin kayda alınması tekel konusu olamaz. Bu gerçek ise 2003 somut olmayan miraslar konvansiyonda açıklanmıştır. Bu da birçok ülkede geçmişi olan hattatlığın bu ülkelerin hepsi tarafından kayda alınabileceği anlamına gelir. Ancak bu durum sağlam ve dayanılabilecek tarihi belgelere ihtiyacı vardır. "
Bu kültür alanı uzmanı sözlerine şunları da ekliyor:" UNESCO'da üç listemiz vardır. Tehlike altında olan somut olmayan eserler listesi, tanıtım listesi ve iyi korunacak eserler listesi. Şimdiye dek İran ve birçok ülke iyi korunacak eserler listesinde bir eser kayda almamışlardır. Bu listeye eserleri kaydetmek koşullarından dolayı zordur. Bence de hattatlık bu listeye alınmalıdır. "
İran ve Türkiye farklı dönemlerde hattatlık alanında rakip sayılmalarına rağmen İran'da hattatlık sanatı hala tam güçlü bir şekilde hayatta ve İranlı sanat dallarında da hattatlık sanatının estetik geçmişini görmek mümkün. Bu alanda sağlam tarihi belgeler ve kanıtlar da mevcuttur. Buna rağmen Türkiye 2015 yılında da İranlı hat tarzı ve İslami hatların incisi olarak bilinen nastalik yazı tarzını kendi adına kaydetmek istiyordu. O dönemde ise İran hattatlar derneği yüksek konseyi başkanı Cevad Bahtiyari ise Türkiye'nin bu girişimine tepki gösterip UNESCO işbirliği ile nastalik yazı türünün İran ülkesi için kayda alınacağı doğrultusunda çabaların devam ettiğini belirtti.
Bu doğrultuda Cevad Bahtiyari şöyle bir açıklamada bulunmuştu:" Nastalik yazı türü bizim kimliğimizin bir parçasıdır. Hattatlık altın oranlarda gelişen insan yapımı tek estetik yapıdır. Nastalik ve kırma Nastalik yazı türü tamamen İranlı zevkin dev aynasıdır. Biz de bu sanat dalını İran için uluslararası listelere taşımak istiyoruz. "