İran edebiyatının duayeni, üstat Şehriyar
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i153321-İran_edebiyatının_duayeni_üstat_Şehriyar
17 Eylül 2020, büyük şair üstat Seyid Muhammed Hüseyin Şehriyar'ı saygı ile anmak amacı ile İran takviminde Farsça şiir ve edebiyat günü olarak kayda alınmıştır.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Eylül 18, 2020 08:21 Europe/Istanbul

17 Eylül 2020, büyük şair üstat Seyid Muhammed Hüseyin Şehriyar'ı saygı ile anmak amacı ile İran takviminde Farsça şiir ve edebiyat günü olarak kayda alınmıştır.

Dünya edebiyatında Şehriyar olarak tanınan Seyid Muhammed Hüseyin Behcet Tebrizi hş 1283 (miladi 1904) yılında İran'ın kuzey batısında bulunan Tebriz kentinde dünyaya geldi. Çocukluk dönemi, ilk ve orta eğitimini Tebriz'de bitirdi; onun hayatının bu dönemi  inkılaplar ve çatışmalarla birlikte oldu. Şehriyar hk 1300 ( miladi 1921) yılında öğrenimine devam etmek için Tahran’a gitti ve Dar-ul Funun Medresesinde eğitimini sürdürdü. Ardından tıp okuluna girdi ve 5 yıl sonra eğitimini yarıda bıraktı ve Horasan ilinde bir kamu kuruluşunda çalışmaya başladı ve ardından da Tahran’a döndü. Şehriyar hş. 1331 (miladi 1952) yılında anne ve babasının vefatı ardından doğduğu kent Tebriz’e geri döndü ve hayatının son bulduğu hş. 1367 (miladi 1988) yılına kadar burada yaşamını sürdürdü.

Şiir yazma yeteneği, Şehriyar’ın gençlik çağında filizlendi ve hayatının son anına kadar verimli ve coşkulu bir şekilde devam etti. Şehriyar’a göre “şiirin hamuru, hiçbir kontrol ve irade olmaksızın insanın sinirleri üzerinde şekillenen ve şairin sinir sistemi de onu, doğanın içinden veya hayattan alarak şiir olarak kelimelere dökülen latif titreşimler ve etkilerdir.”

Şehriyar Farsça şiirindeki tüm kalıpları denedi ve hepsinde de parladı. Şehriyar'ın şiirleri derin hisler ve nazik duygularla doludur ve sözleri doğal ve iddiasızdır. İran edebiyatı ve kültürü, sahip olduğu zenginliğin bir kısmını Şehriyar’ın şiirlerine borçludur. Şehriyarın şiierleri, sahip olduğu hamaseti Firdevsi’den, inceliği Saadi’den, güçlü ve güzel olmasını Hafız’ın gazellerinden, irfani yönünü Mevlana’dan ve dini ve siyasi coşkusunu da Nasır Husrev’den almıştır. Şehriyar insan acılarını, şiirin merkezi çekirdeği biliyor ve gerçek şiirin, coşku ve bilinç, başka bir ifade ile aşk ve irfan’dan kaynaklanan iki pınardan coştuğuna inanırdı.

Edebiyat eleştirmenleri, Şehriyar şiirlerini insan ve zaman açısından 3 döneme ayırıyorlar: birincisi onun pek çok coşkulu gazellerini kapsayan gençlik şiirleri, ikincisi İran’ın yeniçağ şiirinin babası Nima Yuşic’in “Efsane” manzumesi ile tanışarak en güzel ve en iyi şiirlerini kaleme aldığı dönem ve üçüncüsü de şairin bir nevi irfana yöneldiği yaşlılık dönemine ait şiirleridir.

İslam inkılabından sonra Şehriyar’ın irfani şiirleri diğer eserlerine oranla daha fazladır. Şehriyar bir makalede “Sanat, aşk, şiir ve ilham” konusunda aşk için çeşitli aşamalar belirlemiş ve şiirin kemalini sosyal aşk, ilahi ve irfani aşkta görüyor. Şehriyar’a göre ilahi nurdan yoksun olan şiir, karanlık ve geçicidir. Bu yüzden işlenecek konuların çeşitliliğine rağmen Şehriyar’ın en iyi şiirleri, onun özel ve şahsi konuların dar alanından, dünyevi bağlılıklardan  geçerek semaya uzanan yolda olan ve ilahi kelamın hoş kokusu duyulan şiirleridir.

Şehriyar mümin bir şairdi ve dini inançlara sıkıca bağlıydı. Şehriyar’ın manevi şiirlerindeki en önemli sermayesi Kur'an-ı Kerim’dir ki bizzat kendisi en iyi hidayet meşalesi ve feyiz pınarı olarak biliyor. Çocukluktan beri Kur'an-ı Kerim ile ünsiyeti vardı nitekim kendisi bu konuda şöyle diyor: Ben edebiyattaki ilerlememi köyde yaşamama borçluyum. 6 yaşındayken alfabeyi öğrendim ve okumayı başardım. Bu dönemde Kur'an-ı Kerim ile tanıştım ve öğrendim ve en baştan beri kalbim ve beynim bu semavi ahenkli kelimeler ile doldu.

Dini iman ilerdeki yaşlarda irfani bir aşka dönüşerek Allah’a aşk ile sonuçlanıyor. O Allah’ın iradesine teslim oluyor ve kalp ve canını İslam ve İslam peygamberi hz. Muhammed’e -saa- bağlıyor. İslam onun açısından mükemmel bir mektebdir ve en âlâ ve yüce dersleri insana veriyor. Adalet ve eşitliğe dayalı olan bir ekolun sonucu ise Ruhani erdemlik, irfan ve insani kemalattır.

Üstat Şehriyar açısından insanın canı, tıpkı yukarı dünyaya ait olan ve yükseklerden uçan bir kuş gibidir; bu dünya onun için dar ve küçük bir kafes gibidir ve bu yüzden ona bağlanamaz. Şehriyar bu mektebin insani hedefinin insanı, irfan, marifet ve tasavvufun zirvesine ulaştırmak biliyor.

Üstat Şehriyar’ın İslam peygamberi -saa- ve ehlibeytine -as- olan aşkı onun bir çok şiirinde tecelli buluyor. Şehriyar’ın Rasûlüllah’ın -as- ehlibeyti ile ilgili olan bazı şiirleri, onun en iyi şiir örneklerindendir ve edebiyata gönül verenlerin bir çoğunun hafızasında kalıcı hale gelmiştir.

Edebiyat eleştirmenlerine göre Şehriyar, Muhammed -saa- kıyamı, Münacat, Gece ve Ali -as- ve Aşura şiirleri ile çağdaş dini şairlerin en ön sırasında ye alıyor. Onun hz. Ali -as- ve hz. İmam Hüseyin’e -as- olan aşkı sınırsızdı. Şehriyar’ın bu iki büyük inan için yazdığı şiirler, kendi şiirlerinin zirvesi sayılıyor. Şehriyar Hz. Ali’ye aşıktır;  hz. Ali Şehriyar için hak aynası, adalet tartısı, yiğitlik ve cesaret sembolü ve diğer faziletlerin örneğidir. Hz. Ali Şehriyar için İslam’ın semboüdür. Bir Müslümanın tüm özelikleri Ali’de -as- açığa çıkmış, bu yüzden Hz. Ali’yi anmak, onu övmek ve hatırlatmak, Şehriyar şiirlerinin adeta nakaratı haline gelmiştir. Münacat şiiri de bu şiirlerinden biridir. Bu kısa şiirde Hz. Ali ve onun faziletlerine sarılmaktan bahsediyor. Ancak Hz. Ali’yi överken bile amaç yine Allah’a ulaşmaktır

Ali, ey Homaî Rahmet,

Sen Allah’ın nasıl bir ayetisin ki Saadet kanadını üzerimize ayrıca gerdin!

Ey Yürek! Eğer Allah’ı tanımak istiyorsan, Ali’nin simasında ara onu

Yemin olsun ben de Ali sayesinde buldum Allah’ı

Ey Rahmet bulutu sen yağ üzerimize. Yoksa dünya cehennem olur

Ey Şehriyar, yürek derdini geceleri Dosta söylemeyi

Gece vakti öten “Ya Hak Kuşu”ndan öğren!

Şehriyar’ın Aşura şiirleri de onun şiirlerini halk arasında ölümsüzleştiren şiirleridir. Şehriyar İmam Hüseyin -as- hakkında gazel ve kıtalara ilaveten “hüseyni hamaset”, “Kerbela Kervanı” ve “Hüseyin acısı” adlı 3 uzun kasidesi de yoğun bir duygu ve aşk ile Aşura olayını anlatır ve okuyan ve duyan herkesin gözlerinden Neynova’da susuzca şehit olunanlara yaşların akmasın sebep olur.

Hüseyne yerler ağlar göğler ağlar

Betül-i murteza peygember ağlar

Hüseyn'in nohesin 'Dilriş' yazanda

Müselman sehlidir ki kâfir ağlar

Kör olmuş gözlerin gan tuttu Şimr'in

Ki görsün öz elinde hançer ağlar

Hüseyn'in köyneyi Zehrâ elinde

Çeker geyha kıyâmet, mahşer ağlar

Atanda Hermele ok Kerbelâ'da

Göreydin düşman ağlar, leşker ağlar

Gucağında göreydin Ümm-ü Leylâ

Alıp na'şı Aliyy-i Ekber ağlar

Rubâb, nisgil döşünde süt görende

Aliyy-i Esğer'i, yad eyler ağlar

Başında kakül-i Ekber hevâsı

Yer ağlar, sünbül ağlar, enber ağlar

Yazanda Âl-i Tâhâ nohesin men

Kalem gördüm sızıldar, defter ağlar

Ali, şaqq-ül gamer, mihrap tilit qan

Kulak ver, mescid okşar, minber ağlar

Ali'den 'Şehriyâr', sen bir işâre

Kucaklar kabri, Mâlik Eşter ağla

(Şehriyarın kendi sesiyle bu şiir yayınlansın)

Şehriyar Aşura şiirlerinde Aşura’nın acı ve yürekleri dağlayan sahneler çizer. Onu şiiri, İmam Hüseyin’in amansız düşmanları ve vefasız dostlarını anlatır. Şehriyar’ın şiiri, mertliğin kurak çölüne İmam Hüseyin, ehlibeyti ve as sayıdaki sadık yarenlerinin izzet ve hürriyetini canlandırır. Şehriyar bu kanlı kıyamın her anını tasvir ederken İmam Hüseyin’in kerametini, Allah ile münacatını ve Allah’ın tüm kullarına hatta düşmanları için yaptığı duayı gözlerde canlandırır. Şehrriyar kendi şiiri ile Aşura kıyamının felsefesi ve şehitler efendisi İmam Hüseyin’in, toplumu ıslah etmek için inkılapçı hareketini anlatır. İmam Hüseyin -as- bu yüzden mübarek hayatının son anlarında bile mel’un Şimr ile karşılaştığında bile lanet okumak yerine duada bulunuyor.

Şehriyar’ın divanında bir mücevher gibi parlayan bir diğer şiiri, hiç şüphesiz “Hedar Baba’ya Selam” şiiridir. Heyder Baba, Tebriz’e bağlı kasabalardan biri ve aynı yerde olan bir dağın adıdır. Şehriyar’ın adı anıldığında, her kesin aklına gelen ilk şiirlerden biri Heyder Baba’ya Selam şiirdir.

Heyder Baba, ıldırımlar şakanda,

Seller, sular şakkıldayıb akanda,

Kızlar ona saf bağlayıb bakanda,

Selâm olsun şevkatize, elize,

Menim de bir adım gelsin dilize.

 

Heyder Baba, kehliklerin uçanda,

Göl dibinden dovşan kalkıb, kaçanda,

Bahçaların çiçeklenib açanda,

Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele,

Açılmayan ürekleri şâd ele.

….

Heyder Baba, dünya yalan dünyadı,

Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadı,

Oğul doğan, derde salan dünyadı,

Her kimseye her ne verib alıbdı,

Eflatun’dan bir kuru ad kalıbdı.