Kutsal Savunma Yıllarında Değerlerin Tecellisi-3
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i153716-kutsal_savunma_yıllarında_değerlerin_tecellisi_3
İran'da kutsal savunma haftası dolayısı ile sizlere hazırladığımız seri programımızın bugünkü bölümünde cesaret ve korkusuzluğun kutsal savunma yıllarındaki rolünü ele alacağız.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Eylül 25, 2020 17:00 Europe/Istanbul

İran'da kutsal savunma haftası dolayısı ile sizlere hazırladığımız seri programımızın bugünkü bölümünde cesaret ve korkusuzluğun kutsal savunma yıllarındaki rolünü ele alacağız.

Cesaret ve korkusuzluk  insanın ruhundan ve derinliklerinden doğan kalbî bir duygu olup  zor ve çetin zamanlarda direnmek ve sağlam durmak anlamına gelir.  

İşte İran'ın  sekiz yıl boyunca Saddam Rejiminin dayattığı savaşta  en az askeri teçhizat ve imkanlar ile  direnmesi  dünyada  en büyük ve kalıcı hamasetlerden ve şecaatlerden birini gözler önüne serdi.  

Sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında   öyle bir hamaset ve cesaret örneği sergilendi ki dünyadaki tüm kurtuluşçu ve özgürlükçü hareketlere de bir model teşkil etti.  İranlı gençler   ülkelerini ve büyük İslami devrimlerini  korumak ve savunmak için  canlarını bile feda ettiler.  İran halkı  bu tür cesaret ve korkusuzluk örnekleri ile  ülkelerinin tek bir karışının bile  düşmanın eline geçmesine müsaade etmediler.  On binlerce İranlı genç  cesaret ve şecaatin doruğunda   İslami devrimin büyük ülkülerini savunmak için kalıcı bir hamaset yarattılar. 

Kutsal savunma yılları  cesaret ve mücahede örnekleri ile doludur.  Öyle ki  herkesin  hayrete düşmesine yol açmıştır.  Kutsal Savunma yıllarında cephede bulunan mücahitlerden biri olan Reza İranmeneş ise şöyle diyor:"  Cephede samimi ve gösterişsiz insanlardan biri de   Ali Arap isimli biri idi. O roketatarcı idi.  Gece operasyonuna Ali Arap ile birlikte katılmıştık.   Sırt çantasında  roketler ve benzeri şeyler taşıyordu.  Operasyon sessizlik içerisinde düzenlenmeli idi. En ufak ses veya  kıpırdanış operasyonu bozabilirdi. Bu yüzden herkes tam dikkatli bir şekilde hareket ediyordu. Aniden düşman pey der pey atışlar yaptı ve bir kaç işaret fişeği de attı. İşaret fişeklerinden birinin alevleri Ali'nin sırt çantasına çarptı. Hem de onun fişek ve mühimmat dolu sırt çantasına!   Komutanımız hemen Ali'nin yanına koşup ondan sessiz kalmasını  istedi. Arkadaşlardan bir kaçı Ali'nin yardımına koşsalar da Ali operasyon  deşifre olmasın diye  onları engelledi ve çocuklardan ve komutandan yola devam etmelerini istedi. Ardından  Ali  atkısı ile ağzını  tutarak her hangi bir sesin çıkmasını engelledi. Halbuki sırt çantası alev içindeydi ve içindeki  mühimmat da zaten patlama derecesine varabilirdi.... Ancak başka bir seçenek de yoktu. Ali'yi bıraktık ve yola devam dedik.  Operasyon bittiğinde  aynı yoldan geri döndüğümüzde  Ali'yi bulamadık. Ali'nin vücudu yanmış ve erimişti. Sadece  askeri botlarının tabanı geri kalmıştı. "

Bir başka İslam ordusu mücadelecisi ise şöyle naklediyor:"  Güçlerimiz geçidin temizlenmesini ardından harekete geçme anını bekliyorlardı.  Tek bir mayın bile herkesi tehlikeye sokabilirdi.  Ali Ekber Fazli şöyle dedi:"  Artık zaman kısıtlı. Güçlerimizi bekletemeyiz.  Gel burada yuvarlanalım da emin olalım. "  Ardından kendisi Allahü Ekber diye haykıra haykıra tam cesaretle yere yatıp yuvarlandı. İşte o şimdi de yüzde 70 kadar sağlığını yitiren  gazilerimizdendir. 

İran halkının dinleri ve vatanlarını savunmaktaki cesaretleri ve kahramanlıkları İran sınırlarını aştığı aşikardır.  Batı'nın medyatik imparatorluğunun İran İslam Cumhuriyeti'ni  dünya kamuoyu nezdinde karalamaya çalışmasına rağmen   İranlı gençlerin  topraklarını ve inançlarını savunmak yolundaki  cesurca girişimleri   dünya özgürlükçüleri için bir modele dönüştü. 

İran'a karşı sekiz yıllık savaşın dayatılması, İran halkı arasında kenetlenmeye ve birliğe yol açtı. İran halkı ise özgür ve hür yaşamak için ağır bedeller ödedi.  Müslüman İran halkı  iman ve inanç güçleri ile o kadar manevi boyutlarını geliştirdiler ki savaş günlerinde cesaret ve özveri gibi değerleri tecelli ettirdiler. 

İranlı mücahit İranmeneş bir başka olay ile ilgili şöyle anlatıyor:"   Gerçekten vücudunun kendisini taşımakta manevi olarak zorluk yaşadığı bir şahsiyetin şehadetini anlatmak istiyorum.  Yaşı sadece 13 kadardı.   Özel bir şekilde cepheye gelmişti.  Operasyon gecesi mayınlı alandan geçmek zorundaydık. Zamanımız yoktu. İşimiz çok zor görünüyordu.   İşte bu sırada  13 yaşındaki genç Mecid Kemali  grupla beraber kalmakta ısrarcı idi. Ancak bu izni alamadı. Fakat kimse fark etmeden   dikenli teller üzerine yatmış kendini çuvala sarmış bir şekilde nahif vücudunu askerlerimizin ayağı altına sermiş ve onların geçmesini sağlamıştı. Herkes üzerinden geçtiği çuvalın   kum dolu bir torba olduğunu sansa da   sabah karanlık ortadan kalkınca dikenli tellerle delik deşik edilmiş Mecid Kemali'nin  vücudu görülmeye başlandı.  Gıkı bile çıkmamıştı. Kimse onu farketmesin ve operasyon deşifre olmasın diye. İnanılmaz bir şey..."

Bilindiği üzere her savaşta teçhizat ve imkanların düzeyi hayati bir öneme sahiptir. Ancak sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında  İranlı mücadelecilerin  ve askerlerin  cesareti belirleyici olup İran milletinin zaferine yol açtı.  Halihazırda da  İran milletinin cesareti  düşmanların  İran topraklarına saldırmasına engel olmuştur. 

Cesaret  insani faziletlerden, beğenilen  vasıflardan ve ahlaki özelliklerde sayılır.  Cesaret  düşman karşısında, zorluklar ve çetin durumlar karşısında  korkmamak ve kahramanlık sergilemek anlamına gelir.  Cesaretin farklı boyutları ve türleri vardır.  İmam Hasan as'a şöyle sorarlar:"  Cesaret nedir? " İmam Hasan as şöyle buyurur: " Savaş meydanında  direnmek ve karşı karşıya gelmek demek. "

Kuran-ı Kerim ayetlerinin bazılarının içeriği de  açıkça  cesarete işaret etmektedir. Al-i İmran suresinin 173'üncü ayetinin de Allah Resulünün yarenlerinin cesaret ve tevekkülü hakkında olduğu söylenebilir.  Uhud savaşı sonunda   Mekke'ye doğru dönüş yapan galip Ebu Sufyan ordusu  kararından cayıp tekrar Müslümanlar'a saldırmak ve geri kalanlarını da tamamen yok etmek istedi.  Allah Resulü bu haberi duyunca hemen insanları bir başka savaşa katılmaya davet etti. Tüm Uhud savaşı yararlıları bile savaşa hazırlandı ve Allah bizim için yeterli dedi. İşte bu cesaretten dolayı müşrikler de kararlarından vaz geçtiler ve Mekke'ye döndüler. 

Kuran-ı Kerim'deki Al-i İmran suresinin 173'üncü ayetinde ise  bu hususta müminlerin cesareti hakkında şöyle buyrulmaktadır:" ﴾173﴿....Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" diye cevap verdiler."

İşte bu müminler  bu cesaret dolu tavırları ile tehlikeyi savıp  gelecekteki zaferlerin de temellerini atarak  arkadaşlarının üzerinde kötü etki bırakan olumsuz etkileri de yok ettiler.  Allah'a tevekkül ederek   kalplerindeki ilahi ışıkları alevlendirdiler. Onlar gelecek için en güzel cesaret ve mertlik örneğidirler.