Kutsal Savunma Yıllarında Değerlerin Tecellisi-3
İran'da kutsal savunma haftası dolayısı ile sizlere hazırladığımız seri programımızın bugünkü bölümünde cesaret ve korkusuzluğun kutsal savunma yıllarındaki rolünü ele alacağız.
Cesaret ve korkusuzluk insanın ruhundan ve derinliklerinden doğan kalbî bir duygu olup zor ve çetin zamanlarda direnmek ve sağlam durmak anlamına gelir.
İşte İran'ın sekiz yıl boyunca Saddam Rejiminin dayattığı savaşta en az askeri teçhizat ve imkanlar ile direnmesi dünyada en büyük ve kalıcı hamasetlerden ve şecaatlerden birini gözler önüne serdi.
Sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında öyle bir hamaset ve cesaret örneği sergilendi ki dünyadaki tüm kurtuluşçu ve özgürlükçü hareketlere de bir model teşkil etti. İranlı gençler ülkelerini ve büyük İslami devrimlerini korumak ve savunmak için canlarını bile feda ettiler. İran halkı bu tür cesaret ve korkusuzluk örnekleri ile ülkelerinin tek bir karışının bile düşmanın eline geçmesine müsaade etmediler. On binlerce İranlı genç cesaret ve şecaatin doruğunda İslami devrimin büyük ülkülerini savunmak için kalıcı bir hamaset yarattılar.

Kutsal savunma yılları cesaret ve mücahede örnekleri ile doludur. Öyle ki herkesin hayrete düşmesine yol açmıştır. Kutsal Savunma yıllarında cephede bulunan mücahitlerden biri olan Reza İranmeneş ise şöyle diyor:" Cephede samimi ve gösterişsiz insanlardan biri de Ali Arap isimli biri idi. O roketatarcı idi. Gece operasyonuna Ali Arap ile birlikte katılmıştık. Sırt çantasında roketler ve benzeri şeyler taşıyordu. Operasyon sessizlik içerisinde düzenlenmeli idi. En ufak ses veya kıpırdanış operasyonu bozabilirdi. Bu yüzden herkes tam dikkatli bir şekilde hareket ediyordu. Aniden düşman pey der pey atışlar yaptı ve bir kaç işaret fişeği de attı. İşaret fişeklerinden birinin alevleri Ali'nin sırt çantasına çarptı. Hem de onun fişek ve mühimmat dolu sırt çantasına! Komutanımız hemen Ali'nin yanına koşup ondan sessiz kalmasını istedi. Arkadaşlardan bir kaçı Ali'nin yardımına koşsalar da Ali operasyon deşifre olmasın diye onları engelledi ve çocuklardan ve komutandan yola devam etmelerini istedi. Ardından Ali atkısı ile ağzını tutarak her hangi bir sesin çıkmasını engelledi. Halbuki sırt çantası alev içindeydi ve içindeki mühimmat da zaten patlama derecesine varabilirdi.... Ancak başka bir seçenek de yoktu. Ali'yi bıraktık ve yola devam dedik. Operasyon bittiğinde aynı yoldan geri döndüğümüzde Ali'yi bulamadık. Ali'nin vücudu yanmış ve erimişti. Sadece askeri botlarının tabanı geri kalmıştı. "

Bir başka İslam ordusu mücadelecisi ise şöyle naklediyor:" Güçlerimiz geçidin temizlenmesini ardından harekete geçme anını bekliyorlardı. Tek bir mayın bile herkesi tehlikeye sokabilirdi. Ali Ekber Fazli şöyle dedi:" Artık zaman kısıtlı. Güçlerimizi bekletemeyiz. Gel burada yuvarlanalım da emin olalım. " Ardından kendisi Allahü Ekber diye haykıra haykıra tam cesaretle yere yatıp yuvarlandı. İşte o şimdi de yüzde 70 kadar sağlığını yitiren gazilerimizdendir.
İran halkının dinleri ve vatanlarını savunmaktaki cesaretleri ve kahramanlıkları İran sınırlarını aştığı aşikardır. Batı'nın medyatik imparatorluğunun İran İslam Cumhuriyeti'ni dünya kamuoyu nezdinde karalamaya çalışmasına rağmen İranlı gençlerin topraklarını ve inançlarını savunmak yolundaki cesurca girişimleri dünya özgürlükçüleri için bir modele dönüştü.
İran'a karşı sekiz yıllık savaşın dayatılması, İran halkı arasında kenetlenmeye ve birliğe yol açtı. İran halkı ise özgür ve hür yaşamak için ağır bedeller ödedi. Müslüman İran halkı iman ve inanç güçleri ile o kadar manevi boyutlarını geliştirdiler ki savaş günlerinde cesaret ve özveri gibi değerleri tecelli ettirdiler.
İranlı mücahit İranmeneş bir başka olay ile ilgili şöyle anlatıyor:" Gerçekten vücudunun kendisini taşımakta manevi olarak zorluk yaşadığı bir şahsiyetin şehadetini anlatmak istiyorum. Yaşı sadece 13 kadardı. Özel bir şekilde cepheye gelmişti. Operasyon gecesi mayınlı alandan geçmek zorundaydık. Zamanımız yoktu. İşimiz çok zor görünüyordu. İşte bu sırada 13 yaşındaki genç Mecid Kemali grupla beraber kalmakta ısrarcı idi. Ancak bu izni alamadı. Fakat kimse fark etmeden dikenli teller üzerine yatmış kendini çuvala sarmış bir şekilde nahif vücudunu askerlerimizin ayağı altına sermiş ve onların geçmesini sağlamıştı. Herkes üzerinden geçtiği çuvalın kum dolu bir torba olduğunu sansa da sabah karanlık ortadan kalkınca dikenli tellerle delik deşik edilmiş Mecid Kemali'nin vücudu görülmeye başlandı. Gıkı bile çıkmamıştı. Kimse onu farketmesin ve operasyon deşifre olmasın diye. İnanılmaz bir şey..."
Bilindiği üzere her savaşta teçhizat ve imkanların düzeyi hayati bir öneme sahiptir. Ancak sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında İranlı mücadelecilerin ve askerlerin cesareti belirleyici olup İran milletinin zaferine yol açtı. Halihazırda da İran milletinin cesareti düşmanların İran topraklarına saldırmasına engel olmuştur.
Cesaret insani faziletlerden, beğenilen vasıflardan ve ahlaki özelliklerde sayılır. Cesaret düşman karşısında, zorluklar ve çetin durumlar karşısında korkmamak ve kahramanlık sergilemek anlamına gelir. Cesaretin farklı boyutları ve türleri vardır. İmam Hasan as'a şöyle sorarlar:" Cesaret nedir? " İmam Hasan as şöyle buyurur: " Savaş meydanında direnmek ve karşı karşıya gelmek demek. "
Kuran-ı Kerim ayetlerinin bazılarının içeriği de açıkça cesarete işaret etmektedir. Al-i İmran suresinin 173'üncü ayetinin de Allah Resulünün yarenlerinin cesaret ve tevekkülü hakkında olduğu söylenebilir. Uhud savaşı sonunda Mekke'ye doğru dönüş yapan galip Ebu Sufyan ordusu kararından cayıp tekrar Müslümanlar'a saldırmak ve geri kalanlarını da tamamen yok etmek istedi. Allah Resulü bu haberi duyunca hemen insanları bir başka savaşa katılmaya davet etti. Tüm Uhud savaşı yararlıları bile savaşa hazırlandı ve Allah bizim için yeterli dedi. İşte bu cesaretten dolayı müşrikler de kararlarından vaz geçtiler ve Mekke'ye döndüler.
Kuran-ı Kerim'deki Al-i İmran suresinin 173'üncü ayetinde ise bu hususta müminlerin cesareti hakkında şöyle buyrulmaktadır:" ﴾173﴿....Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" diye cevap verdiler."
İşte bu müminler bu cesaret dolu tavırları ile tehlikeyi savıp gelecekteki zaferlerin de temellerini atarak arkadaşlarının üzerinde kötü etki bırakan olumsuz etkileri de yok ettiler. Allah'a tevekkül ederek kalplerindeki ilahi ışıkları alevlendirdiler. Onlar gelecek için en güzel cesaret ve mertlik örneğidirler.