Kutsal Savunma Yıllarında Değerlerin Tecellisi-5
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i154082-kutsal_savunma_yıllarında_değerlerin_tecellisi_5
Bugünkü bölümde kadınlar ve annelerin kutsal savunma yıllarındaki rolünü ele alacağız.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ekim 02, 2020 17:25 Europe/Istanbul

Bugünkü bölümde kadınlar ve annelerin kutsal savunma yıllarındaki rolünü ele alacağız.

Kutsal savunma yıllarında  tecelli eden ve bir sonraki nesillere de aktarılan değerler  sırf savaşta mücadele edenlere mahsus bir şey değildir.  Anneler, eşler ve kadınlar da  tüm zorluklara ve sıkıntılara rağmen  çocuklarını, eşlerini ve  kardeşlerini cephelere gönderiyorlardı. Anneler, eşler ve kadınlar sevdiklerini kaybetme korkusu ve ızdırabı yaşamalarına rağmen  İslam İnkılabını desteklemek ve vatanlarını korumak amacı ile  yakınlarını mücahitlere katılmak üzere uğurluyorlardı.  

Şehit Mecit Kanberi'nin annesi  çocuğunun Allah yolundaki  fedakarlığı ile ilgili şöyle diyor:" Mecid gitmeye karar verdiğinde 18 yaşında idi. Babası şöyle demişti: Sen kal ben giderim. Döndüğümde sen gidebilirsin. " Ancak o kabl etmedi ve ben gideceğim dedi...  Tam yola koyulacağı gün ona şöyle demiştim:"  Mecitciğim!  Seni eli veya ayağı kırılmış olarak görmek istemiyorum.  Kendine iyi bak. Yaralı olmanı istemiyorum.  " Gülümsedi ve şöyle dedi:"    Hayır merak etme anne. Öyle giderim ki  artık cenazem bile dönmez. " Bu da nasıl bir söz dediğimde sessiz kaldı ve bir şey söylemedi...  Cepheye sevkıyat başladığında  tüm anneler  garnizonun avlusunda  toplanmış çocuklarının yanında idiler.  Ancak Mecid asla yanımda durmuyordu.  Ben de çocuğumun diğer gönüllü güçler gibi  biraz olsun yanımda kalmasını istiyordum. Ancak geldiği her defasında yanağımı tutup  şöyle diyordu:" Ne olmuş anne! beti benzin neden solmuş? Neden üzgünsün? "  Ona " Bu da ne demek? Hayatımdan ayrılıyorum.  Bu son anlarda  tüm gönüllüler  annelerinin yanındalar. Sen neden hep hareketlisin ve oturmuyorsun?  " Önce sözü değiştirmeye çalışıp cevap vermemeye çalıştı.  Çok ısrar ettiğimde  şöyle dedi:"  Anneciğim!  Yanına oturduğumda, annelik duygularını yüzünde gördüğümde  şeytana uyup burada kalacağımdan korkuyorum.  Korkarım  bu anne sevgisi  benim gitmemi önleyebilir. Bu yüzden yanında durmuyorum. ...Tam yola koyulurken  yanıma geldi ve beni öptü. Şöyle dedi:" Anne!  Bindiğimde otobüsün ortasında duracağım ve sana bakacağım. Sen de  bana bak.  Olabildiğince bir birimize bakalım. .. "

Otobüs hareket ettiğinde  son ana kadar elimi sallıyordum o da aynı şekilde son ana kadar elini salladı. Bu son görüşmemiz oldu.  Bir kaç gün sonra  şehadet haberini getirdiler.  Kendisinin de dediği gibi cenazesi bile dönmedi. Evet hala onun cenazesi dönmemiştir... "

Gerçekte İranlı aileler  İslam İnkılabı ve kazanımlarını savunmaktaki farklı dönemlerde   özellikle de Saddam Rejimi'nin İran'a dayattığı savaşta  hayret verici müthiş bir izlenim bıraktılar.  Başka bir ifade ile   savaşın, yapılan fedakarlıklar ve özverilerden söz edilip anneler ve eşlerin  önemli rolünden söz edilmezse  bu husustaki gerçekler tam olarak anlatılmamış olacaktır.  

Savaşın aslında erkeklere has bir gelişme ve şiddet olayı sayıldığı cesaret ve korkusuzluk gerektiren bir olay olduğu doğrudur. Ancak burada önemli olan nokta  böyle bir ruhu ve insanı yetiştirmekte kadınların özellikle de annelerin rolünün belirgin olmasıdır.  Nitekim bir değil üç, dört çocuğunu, canlarını ciğerlerini savaş cephelerine gönderen  anneler olmuş ve onları kaybettiklerinde de sabırlı olmuşlardır.  Evliliklerinden bir kaç gün veya bir kaç hafta geçerken eşlerini gönüllü olarak savaşa gönderen fedakar kadınlar olmuştur.  Bu kadınlar, düşmanlar karşısında direnmenin ve mücahitlere paralel olarak hareket etmenin doruğunu yaşadılar.  Sorumluluklarını tam ciddiyet ile yerine getirdiler. 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei  ise  şehit annelerinin sabrı ve dayanıklığı  ile ilgili şöyle buyurmuşlardır:"   Kutsal Savunma yıllarının önemli tarafı da bu işte.  Anneler.   Onlar  bu kimlikle, bu konumları ile, bu anlatılmayan, açıklanamayan duyguları ile  çocuklarının savaş cephelerine doğru sevkedilmelerine dayandılar.  Hem şehadetleri ile de övündüler.  Sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında  ve ardından gelen dönemde   annelerden bir şikayet duymadık. Tam tersi  annelerimiz birçok babadan daha da hamasetli davrandı.   Ben bizzat  kimi şehit ailenin evine gidip oturma ve samimi konuşma şansı buldum.  Şimdiye kadar, binlerce anne görmeme rağmen  şehit çocuğundan şikayetçi olan bir anneyi hatırlamıyorum.   Tam tersi  anneler övünüyorlar, gurur duyduklarını söylüyorlar. Bu çok önemlidir.   Fedakarca çocuklarını düşünen onun çalışırken bile aç kalmasına dayanamayan bir anne, tüm duygusallığına rağmen çocuğunun şehadetine dayanıyor.  Hicretini sabırla karşılıyor.  Onun ayrılmasını tahammül ediyor ve hiç bir şikayeti olmuyor. Bence bunlar çok önemli noktalar. "

Bir başka tarafta ise  mücadelecilerin ailelerinin camilere coşkulu bir şekilde akın etmesi sonucu  cephelere ve mücahitlere yardımlar da toplanıyordu.  Mahallelerden  gönüllülerin  camilerden cepheye doğru sevk edildiklerinde yakılan üzerlik kokusu ve annelerin duaları mahallenin ortamını tamamen değiştirirdi.  Şehitlerin cenazesi mahallelere döndüğünde ise herkes şehit ailesinin yanında gidip bir arada duygularını onlarla paylaşırdı ve cenaze töreni düzenlenirdi. 

Yaşlı kadınlar atkı ve şapka örüp genç kadınlar da  reçel, sebze ve farklı yemekler hazırlardı.  Savaş döneminde bir mahallede insanların tam ailenin üyeleri gibi oldukları görülürdü.  Günlerden biri  beli bükük ve zayıf ayakları ile bir şehit annesi küçük bir torbayı camiye getirdi. Oturup soluklandı. Sağlam bir iple bağlanan  torbasını açtı ve şöyle dedi:"  Bu pirinçleri 10 kilo olana kadar topladım. Bunu mücahitlere göndereceğim. "

Torbanın içinde daha küçük keselere doldurulan  pirinç vardı.  Yaşlı kadının  uzun süre tasarruf yaparak bu torbayı topladığı belli idi.  Tabii sırf bu yaşlı kadın değil herkes   kendi yediği içtiğinden mücahitlere gönderiyordu.  Herkes aşk ve ihlasla çalışıyorlardı. İster cephede savaşanlar ister cephelerin arkasında olanlar. 

Kutsal savunma yıllarında  tüketicilik, refahtaleplik, lüks yaşam diye bilinen kavramlar toplumda yaygınlaşmamıştı.  Çünkü  toplumun tüm bireyleri  ortak bir hedef peşinde  koşuyorlardı. Bu hedef de vatanı, İslami devrimin ülkülerini savunmaktı.  Bu yüzden maddi ve ekonomik meseleler önemli değildi. Öyle ki anneler ve eşler evlilik yüzüklerini ve alyanslarını bile satıp   savaşçılara ve mücahitlere yardım yapıyorlardı.  

Kutsal Savunma yıllarında   değer sayılan  aileler ve eşlerin  duruma ve koşullardan dolayı gösterdikleri anlayış ve sergiledikleri basiretti.  Burada sırf ekonomik çıkarlar söz konusu değildi. Daha ötesinde yer alan inançlar ve manevi değerler vardı.  Bu yüzden  kutsal savunma yıllarındaki ailenin  sosyal ve kültürel özellikleri  daha sonraki dönemlerde yaşayan aileler için örnek teşkil etti.  Gerçekte  o dönemde  aile ve ebeveynlerin yaşadıkları onlarda değerleri pekiştirdi ve içselleştirdi. Bu da onların gelişmesine ve yücelmesine yol açtı.