Kutsal Savunma Yıllarında Değerlerin Tecellisi-7
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i154084-kutsal_savunma_yıllarında_değerlerin_tecellisi_7
Bu bölümde kutsal savunma yıllarında örnekleri bolca görülen özveri ve fedakarlık ile ilgili konuşacağız.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ekim 02, 2020 17:28 Europe/Istanbul

Bu bölümde kutsal savunma yıllarında örnekleri bolca görülen özveri ve fedakarlık ile ilgili konuşacağız.

İslam açısından  hak ve adaletin inşası motivasyonu ile  yüce ilahi hedefler uğrunda  öldürülürse   en yüce en erdemli makamlardan birine ulaşmıştır. Böyle bir insan şehit olarak adlandırılacaktır. 

Baas Rejiminin İran'a dayattığı sekiz yıllık savaşta İran'ın kutsal savunması   farklı yönlerden diğer savaşlarla farklılıklar göstermektedir.   Bu farklı ve bariz özelliklerden biri de   şehadettaleplik kültürünün bu kutsal yıllarda  geliştirilmesi ve daha da yaygınlaşması idi.   

Kuran-ı Kerim'in  şehitler hakkındaki müjdelerinden dolayı   Allah Resulünün hayatta olduğu asr-ı saadette  mücahitler arasında şehadettaleplik duygusu çok yaygındı.   Allahu Teala ise  Al-i İmran suresinin  169'uncu ayetinde şöyle buyurmuştur:

  " Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; " 

Kuran-ı Kerim açısından şehitler  Allahu Teala'nın onlara bağışladığı birçok nimetten dolayı hep sevinçli ve neşelidirler.  Allah Resulü ise bu hususta şöyle buyurmuşlardır:"  Her iyiliğe kıyasla daha iyi bir iyilik de söz konusudur. Ancak şehadetten daha üstün bir iyilik yoktur. "

İslam'da şehadet, insanın bilinçli ve hedefli bir şekilde Allah yolunda ölmektir.  İslam açısından   hak ve adalet inşa etme motivasyonu ile yüce ilahi hedefler uğrunda öldürülen bir insan   şehadete yani en yüksek ve en yüce mertebeli erdeme nail olmuştur. 


 

İlahi dinlerde özellikle de İslam'da   fedakarlık ve şehadet kültürü  çok değerli sayılmıştır.   Esasında fedakarlık ve özveride bulunmak, ilahi dinler sözlüğünde özel anlam ve yoruma sahiptir.  Ancak  maddi ve beşerî ekollerin ve hareketlerin sorunu  mensuplarına elle tutulabilir maddi mükafatlar sözü vermeden onları özveride bulunmaya davet edememeleridir. Çünkü  bu tür ekollerde ve akımlarda kriterler ve ölçütler hep maddidir.  

Kuşkusuz  özveri ve ölüme meydan okumak olan şehadet sırf gayb alemine ve ahirete inananlarda  görülür. Kuran-ı Kerim'in farklı ayetlerinde ise  mal ve canları ile cihat edenlere değinilmektedir.  Bu tür şahıslar  Allah ile büyük bir muamele yapmışlardır. Bu yüzden büyük ecir, kalıcı cennet ve ilahi rıza onları beklemektedir. 

İlahi ayetler Allah Resulünün güzel ve iç açıcı müjdeleri ve tavsiyeleri ile birleşince Müslümanları, derince etkiledi.  İslam'ın başlangıç döneminde ise  Allah yolunda cihat etmek  insanlığın en yüce mertebesine ulaşmak için  merdiven olarak bir değer sayıldı. Şehadet bilinçli bir şekilde izzetli ve gururlu bir canı feda etme şekli olarak imanlı insanların kabulünü gördü. Bu yüzdendir ki şehadeti  insanoğlunun hayatında  en yüce olgu olarak görmek de mümkün.  Şehadet, tam ışık saçan bir meşale gibi  zulmete, karanlığa kapılmış toplumları aydınlatmaktadır. Şehadet  toplumun damarlarına temiz kanın aşılanması demektir. Şehadet kurumuş, ruhsuz insanlara tazelik ve zindelik kazandıran bir değerdir. Şehit ise insanlığın kılavuz ışığıdır. 

Şehadet,   özverinin  en büyük mertebesi olup ilahi katta büyük bir mükafata sahiptir.  Allah'ın yarenleri  hep şehadete mertebesine ulaşmak isterler.   Allahu Teala Al-i İmran suresinin 169 ila 171'inci ayetlerinde şöyle buyurmuşlardır:"" وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِینَ قُتِلُوا فِی سَبِیلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْیاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ یرْزَقُونَ/ فَرِحِینَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَیسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِینَ لَمْ یلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَیهِمْ وَلَا هُمْ یحْزَنُونَ/ یسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لَا یضِیعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِینَ"

"﴾169-170﴿    Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın, lutuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.

﴾171﴿    Onlar Allah’tan gelen bir nimet, bir lutuf sebebiyle ve Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği dolayı sevinç içerisindedirler."

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei ise  şehitlerin özverisi hakkında şöyle buyurmuşlardır:"   Şehit, Allah hatırı için  kendinden geçmiş ve özveride bulunmuştur.  Özveri ise  insanın özünü, kendini hesaba katmaması ve kendini hiçe saymasıdır.  İşte şehidin ilk tutumu bu yöndedir.  Şehit kendini hesaba katarsa  kendini yokluğa ve tehlikeye sürüklemez bu makama da ulaşamazdı.   Savaş cephelerinde   Huzistan'ın sıcak havasında, 65 derece sıcaklıkta güneşin altında yada  Kürdistan  bölgesinin soğuğunda, karlı dağlarında  canlarını feda edenlerinin hepsi evleri, hayatları, şefkatli anne babaları, aziz eşleri, kimilerinin de çocukları ve canları ciğerleri vardı. Huzurları vardı.  Arzuları vardı. Ancak hepsini bırakıp gittiler. "

İran İslam Cumhuriyeti'nin manevi ve maddi sınırlarını  koruyan gençlerin mantığı, cihada, yayılmacılığa, aşırı isteklere karşı mücadele vardı. Onlar ekonomik çıkarlar için savaşmadılar.  Onların tam olarak hedefi  Allah yolunda mücadele vermek ve zorba ve saldırgan güçler karşısında direnmekti.      

Kutsal Savunma yılları komutanlarından Şehit Hüseyin Harrazi şöyle anlatmıştır:"    Hepimiz tüm eksiklere rağmen İslam İnkılabı lideri fermanına uyarak  savaşı tam gücümüz ile sürdürmekle mükellefiz. Bu bizim görevimiz.  Çünkü  biz, zafer amacı ile değil  dini vazifemiz gereği savaşıyoruz. "      

İslam ordusu mücahidi Şehit Mehdi Recebi ise şöyle diyor:"   Biz İmam Humeyni'nin fikrî hattının bekası için gidiyoruz.   İbrahim Peygamber'den başlayan Hz. Muhammed saa ve Ali as'ın pak ve temiz elleri ile İmam Humeyni'nin  heyecanlı gönlüne ulaştırılan, Kabillilerin hakimiyetinden mazlumların kurtarılması  hattının korunması için. "

Bir başka İslam ordusu mücahidi şöyle diyor:"  Cephenin öne safında   17 yaşında bir genç gördüm.   Neşeli ve nurani bir yüzü vardı. Ancak yüzünde yorgunluk belirtileri aşikardı.   Temiz ve sade giyinmişti.  Zayıf ve ince biri idi. Yüzünde garip bir paklık ve sefa vardı.  Yaşı az olmasından dolayı onun da savaşa katılabileceğine inanamadım. Ancak bakışları bana şöyle anlatıyordu:"  Cephenin küçüğü büyüğü yoktur.  Aşkı, sevgisi belirleyicidir. " 

Ona şöyle dedim:"  Cephe de okul sayılır aslında.   Hem de özveri ve  aşk okulu.  Tamamlanmış bir insanı yetiştirme okulu. "

Ardından gülümsedi ve şöyle dedi:"   Liderimin nidasına lebbeyk demek için gelmişim. "

Yıllar sonra annesi fotoğrafını gösterdi ve onun  Kerbela-5 operasyonunda şehit düştüğünü söyledi. 

Bugün, dayatılan savaş üzerinden  40 yılı aşkın sürenin geçmesinin ardından  hala ülke genelinde özveri ve şehadet kültürü yaşatılmaktadır.  Sekiz yıllık kutsal savunmaya katılan mücahitlerden biri ise  şöyle diyor:"  Yine de mesele İslami vatanımızı korumaksa, gençlerimiz ve delikanlılarımız  aynı geçmişte olduğu gibi meydana inerler. Ehlibeyt türbeleri savunucularının hak cephesinde yer alarak  savaşmaları ve cihat etmeleri bunun açık örneğidir. "