Şafakta On Gün – 2 (Maneviyatın ihya edilmesi)
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i161228-Şafakta_on_gün_2_(maneviyatın_ihya_edilmesi)
Bugünkü sohbetimizde İran İslam inkılabının çağdaş insanın krizlerini maneviyatı ihya ederek çözümlemesini gözden geçirmek istiyoruz.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Şubat 02, 2021 05:50 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İran İslam inkılabının çağdaş insanın krizlerini maneviyatı ihya ederek çözümlemesini gözden geçirmek istiyoruz.

Bilindiği üzere İran İslam inkılabı dünyanın birçok kanaat önderi ve düşünürüne göre dünyanın diğer inkılaplarından birçok açıdan farklı olup kendine has ve özel özellikleri olan bir inkılaptır.

İran İslam inkılabının en önemli özelliklerinden biri, bu inkılabın mezhep ve din temeline dayanarak zafere ulaşmış olmasıdır. Oysa İslam inkılabı zafere kavuştuğu dönemde Marksist öğretilerinde dinden kitlelerin afyonu ve liderlerin zulüm ve adaletsizliğinin dayanağı şeklinde telkinlerde bulunuyordu. Ancak İran İslam inkılabı Allah tealaya ve İslam dini ve Şia mezhebinin vahiye dayalı öğretilerine dayanarak zalim ve despot liderlere karşı kıyam etmenin ve topluma özgürlük ve sosyal adaleti armağan etmenin mümkün olduğunu ispat etti.

İran İslam inkılabı çağımızda din ve maneviyatı ihya ederek, teknolojilerin hızının tutsağı olan ve bu yüzden şaşkına dönüp kendisine yabancılaşan günümüz insanına uygun bir cevap sunmayı başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında, İran İslam inkılabı din ve maneviyata dayanarak modern toplumun krizlerine merhem olup çözüm üretmeye başladı.

Kanaat önderlerine göre, modernitenin gerçi beşeri camia için birçok getirisi oldu, ama maalesef birçok insani ve ahlaki alanlarda olumsuz değişikliklere zemin oluşturdu, öyle ki çağdaş dünyanın insanı yeni ve komplike krizlerle karşı karşıya kaldı. Bazı kanaat önderleri ise çağdaş insanın krizlerini iki gruba ayırıyor. Birincisi, insanın kendisi ve Allah’ı ile düştüğü çelişkilerden kaynaklanan ve ikincisi insanın toplumu ve çevresindeki dünya ile düştüğü çelişkilerden kaynaklanan krizlerdir.

Birinci grup krizlerde insan kendisi ve onu yaratan Allah’ı ile çelişkiye düştüğünden bir nevi kimlik krizi ve yalnızlık duygusuna kapılmıştır.

Gerçekte günümüzde teknolojik gelişmelerin egemenliği ile birlikte insanların duyguları gibi bazı insani boyutları arka plana itilmiş ve çağdaş insan aklı ve duyguları arasında gerekli dengeyi kuramamıştır. Nitekim maddiyatçılık ve görece zevklere düşkünlük ve sosyal ilişkilerde çıkarcılığın asalet kazanması günümüz insanını mutlak akla dayanmadan kaynaklanan kuşkuculuğa sürüklemiş ve onu bir nevi yalnızlık ve kendi kendine yabancılaşma noktasına getirmiştir.  Maalesef çağdaş insan maneviyattan uzaklaşarak kendisi ve Allah’ı ile ilişkilerini doğru biçimde düzenleyememiş ve sonuçta anlamsızlık ve nihilizme (hiççilik) sürüklenmiştir.

Öte yandan çağımızda insanların yaşadıkları toplum ve çevreleri ile dengeli bir ilişki kuramaması yüzünden çağdaş toplumlarda birçok kriz gündeme gelmiştir. İnsanları doğadan sırf kendi refah ve rahatı için sınırsız faydalanması insanlığı neredeyse yok olmak gibi büyük bir tehlikeyle karşı karşıya getiren ciddi çevre krizlerini tetiklemiştir. Yine toplumlarda kuşakların arasındaki uçurum git gide derinleştiği ve sosyal yaşamın en önemli birimi aile ocağını çökme noktasına getirdiği gözleniyor.

Bundan başka, çeşitlilik düşkünlüğü ve tüketimde radikal eğilim de insanların yaşamında dengeleri bozduğu ve onları kimliksiz ve asla yaşamlarının başlangıç ve sonuç noktalarını düşünmeyen birer mahluka çevirdiği anlaşılıyor. Bu durum insanlara huzur ve rahat armağan etmediği gibi, bilakis her geçen gün onun psikolojisini daha da bozduğu ve bu da suç ve cinayet, boşanma, intihar ve benzeri sayısız sorunu beşeri toplumlara dayattığı ifade ediliyor. Bir başka tabirle modern dünya çağdaş insana huzur ve refah armağan etmediği gibi, depresyon, ızdırap ve hoşnutsuzluk gibi olumsuz nesneleri dayattığı gözleniyor.

Burada uzmanların kafasını kurcalayan temel sorulardan biri, neden insanoğlu tıp, psikoloji ve sosyoloji gibi birçok bilim alanında bunca büyük ve göz kamaştıran ilerlemelere rağmen çağdaş insanın ruhi sorunları ve kimlik krizi ve anlamlı yaşamın yokluğu gibi sorunlarının üstesinden gelinemediği  ve daha da önemlisi bu şartlarda ne yapmak gerektiği sorusudur.

Çağdaş insanın modern, matemzede ve sayısız krizlerle uğraşan dünyasında İran İslam inkılabı beşeri hayat için yepyeni bir model ortaya attı. Bu eşsiz modelin en önemli cilvelerinden biri, çağdaş dünyada maneviyatı ihya etmekti. Buna göre İmam Humeyni’yi -ks- yirminci yüzyılda maneviyatı ihya etme bayraktarı niteleyebiliriz. İmam, insan varlığının tüm boyutlarını gözetleyen en mükemmel din olarak İslam dinini, siyasi mücadelesi ve İslam inkılabı söyleminin ekseni olarak belirledi.

İmam Humeyni’ye -ks- göre, İslam dini akıl ve maneviyata eşzamanlı olarak vurgu yapması yüzünden diğer beşeri ideolojilere kıyasla insan yaşamı ve hükûmet modeli için daha uygundur; zira bu semavi dinin öğretiler insanı karanlıktan nura doğru götürür. İmam şöyle diyordu:

İslam beşeri saadetin kaynağıdır. İslam dini insanı insan yapmak için gelmiştir; insanları tağuttan farklı olarak nura doğru götürmek için gelmiştir.

İmam Humeyni -ks- toplumun saadet sırrı ve yolu, maneviyat ve ahlakı önemsemekten ibaret olduğuna ve maddi refahın insanlara saadet armağan etmediğine inanıyor ve şöyle diyordu:

Bizler insanları İslami ahlak ve maneviyata davet etmeye çalışmalıyız. Belki birçok insan maddi refah ve para, mal ve mülk ve benzeri şeylerin insana saadet armağan ettiğini zannedebilir. Ancak bu insanların yaptığı büyük bir yanlıştır.

İmam Humeyni -ks- beşeri toplumun en büyük sorunu maneviyat yokluğundan ibaret olduğunu, İslam dini ve İslam inkılabının amacı bu maneviyatı ihya etmek olduğunu belirterek şöyle diyordu:

Biz ve milletimiz başından sonuna kadar Müslümanların ve hatta tüm beşeriyetin vahdetine vurgu yapan ve beşeri camiayı eline ayağına, kalbine ve aklına vurulan ve onları yok olmaya ve tağut kölesi olmaya sürükleyen her türlü zincirden kurtaran bir dinin izleyenleri olmakla onur duyuyoruz.

İmam Humeyni’nin -ks- maneviyatı ihya etmeye yönelik tutumu sadece insanların bireysel yaşamı ile sınırlı değildi. İmam, maneviyat devletin temelleri ve devlet adamlarının siyasi ve ahlaki çerçevelerine de yansıması gerektiğini, aksi takdirde böyle bir siyasi düzen, tağut düzeni olacağını vurguluyordu. Gerçekte İran İslam inkılabının önderinin fikri ve siyasi idealleri, gözetlediği ideal hükümetin yeni çağda kaybolan maneviyatın mısdakı olduğunu ortaya koyuyor.

İmam Humeyni -ks- İran İslam inkılabı söyleminden kaynaklanan dini demokrasi çerçevelerini ve temellerini belirleyerek bir yandan her türlü diktatörlüğü ve insanların siyasi ve medeni özgürlüklerinin kısıtlanmasını reddediyor ve öbür yandan sömürücü, sultacı ve yağmacı güçlere karşı net tavır koymak ve bağımsızlığı savunmakla İslami hükümetin kuruluş amacını insanların yaşamında maneviyatı ihya etme şeklinde ifade ediyordu. İmam İslami nizamın yetkililerini de her türlü dünyataleplik ve maddiyata kapılmanın İslami nizamı çökerteceği konusunda uyarıyordu.

İmam Humeyni -ks- İran İslam inkılabının temel mesajı ahlak ve maneviyatın gelişmesine paralel olarak özgürlük, istiklal, adalet, kalkınma ve medeniyet inşa etmekten ibaret olduğunu belirtiyordu. İmam’a göre ahlak ve maneviyatla beraber olmayan kalkınma ve ilerleme ancak hüsrana sebep olan tağut rejimlerinin özellikleriydi.

İmam Humeyni -ks- İran İslam inkılabının dünyanın mazlum ve mağdur milletlerine en önemli getirisi din ve maneviyata yeniden yönelmek olduğunu belirterek bu önemli konunun hem bireysel, hem sosyal ve hem siyasi yaşam alanlarında bir arada olması gerektiğini vurguluyordu.

Yine ilginçtir ki, İran İslam inkılabının temel hedefi olan ve çağdaş insanın aradığı maneviyata vurgu dünyanın Mişel Fuko gibi birçok büyük düşünürü tarafından da üzerinde durulan bir noktadır. Moderniteyi eleştiren bir düşünür olan Fuko, modernite fikri bir gelenek olduğunu ve akıl, kurtuluş ve ilerleme arasındaki bağı reddettiğini ve günümüz insanını ahlaka yabancılaştırdığını savunuyordu. Bir başka ifade ile, İmam Humeyni -ks- moderniteyi geleneksel bir bakış açısından eleştirirken, Fuko post modern dünyanın bir filozofu olarak moderniteyi ve değerlerini sorguluyor ve ikisi aynı sonuca varıyor ve günümüz dünyası ahlak ve maneviyattan uzaklaştığını ve bu da çağdaş insanın birçok sorununa sebebiyet verdiğini vurguluyor.

İran İslam inkılabının dini içeriği ilgisini çeken Fuko, bu inkılabı İran’da sözde modernitenin yenilgisi şeklinde yorumluyordu. Fuko’ya göre İran İslam inkılabı modernitenin ardından siyasete manevi bir boyut kazandırmaya çalıştı. Fuko, bu çerçevede İslam dini İranlı inkılapçılara eli boş dünyanın en modern ordusunun karşısında duracak ve zafere ulaşacak bir güç verdi. Fuko yirminci yüzyılın sorunlarının çaresini, İran İslam inkılabı bayraktarı olduğu maneviyatta olduğunu vurguluyor.

Fuko’ya göre dünyayı ruhsuz hale getiren manevi boşluk, Batı medeniyeti ve çağdaş insanın karşı karşıya bulunduğu krizdir ve İran İslam inkılabı içinde maneviyatın önemli bir yeri olan akılcılıktan yeni bir tanım sunmaya çalışmaktadır. Fuko’ya göre bu nokta, İran İslam inkılabını dünyanın diğer inkılaplarından farklı kılan ve onu yeni bir modele dönüştüren noktadır.

Fuko’ya göre İran İslam inkılabını çağdaş inkılaplardan farklı kılan şey, akılcılık ve maneviyatın birbirini tamamlayan bileşenler olmasıdır ve çağdaş insanın yaşadığı krizi çözüm bağlamında verilen cevaptır.