İslam İnkılabı Zafer Yıldönümü-2
Bu bölümde İran'ın bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanması alanındaki rolünü gözden geçireceğiz.
İran İslam Cumhuriyeti bölgede anahtar bir aktör olarak kolektif güvenlik ve barışın garantiye alınması için iki taraflı veya çok taraflı mekanizmaların belirlenmesi ve hazırlanmasına hazır olduğunu açıklamış ve bu yolda bölge ülkeleri ile mevcut sorunlar karşısında ve tehditlere karşı koyma yolları hususunda görüş teatisinde bulunmayı ve işbirliği yapmayı vurgulamıştır.
İran'ın bölgede barış ve istikrarın sağlanması yönündeki aktörlüğü kolektif güvenlik ilkesine dayanmaktadır. Bu modele göre İran İslam Cumhuriyeti yabancıların askeri varlığını gerektirmeyen ve onların müdahalelerine karşı çıkan çok taraflılık ve kolektif güvenliğin korunmasına vurgu yapılmıştır. Deneyimler de bölgenin güvenli olması halinde tüm bölge ülkelerinin bu güvenlikten yararlanabileceğini göstermiştir. Kapsamlı bir güvensizlik ise tüm bölge ülkeleri için tehlikeli olacağı da kesindir.
Yabancıların bölgede güvenliği sağlamak için davet edilmesi ve bu yöndeki tatsız olaylar ve deneyimler de tek taraflılığın yanlış bir politika olduğunu ve izlenen her ülke tarafından büyük masraflara mal olduğunu göstermiştir. İran İslam Cumhuriyeti ise bölge ülkelerinin ortak güvenlik projelerine katılımını ve bu projelerde işbirliği yapmasını istemiştir. İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani 2019'da BMT Genel Kurulunda Hürmüz Kapsamlı Barış planını önerdi. Bu plan kolektif güvenliğe dayanmaktadır.
İran İslam Cumhuriyeti Hürmüz Barış planını önererek bölge ülkelerini kolektif güvenliğin korunması doğrultusunda işbirliği yapmaya davet etti. Bu yaklaşım İran İslam Cumhuriyeti'nin Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı güvenliği ve istikrarını komşu ve dünya ülkelerinin güvenliği ve istikrarı göstergesi olarak gördüğünü gösteriyor. Buna esasen düşmanların tacizci girişimlerine ve de bölgesel istikrar ve güvenliği yok etmek ve sabote etmek isteyenlere karşı bu ilkeye dayalı olarak tepki göstermek istiyor.
Amerika ön ayaklığı ile yalan dolan, içi boş koalisyonların kurulması hem de bölgede gemiciliğin ve denizciliğin güvenliğinin korunması bahanesi ile oluşturulan koalisyonlar tehlike dolu bir girişim olup bölgesel güvenliği ve barışı tehlike altına sokan bir durumdur. Beyaz Saray bu alanda farklı hedef peşindedir. Bu hedefler ise güvenlik, siyaset ve ekonomi açısından düşündürücüdür. Güvenlik açısından Amerika İranofobi ve İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik baskıları bölge dışı koalisyon kurarak gerçekleştirmek istemektedir. Bu koalisyonu oluşturma süreci ile Amerika İran'ın bölge ülkeleri ve komşuları ile işbirliklerini güvensizliğe ve güven yokluğuna sürüklemek istiyor.
Amerika'nın bu doğrultudaki ekonomik hedefi ise Arap ülkelerine silah satıp bu kârlı silah sanayisinden büyük paralar elde etmektir. Amerika bunu sözde ihraç ettiği güvenlik kılıfı altında yapmaktadır. Amerika özellikle de son on yılda İranofobi duygularını kabartmak sureti ile milyarlarca dolar kadar silahı Suudi Arabistan ve BAE'ne satmış ve Fars Körfezi çevresi ülkeleri arasında gerilim ve tefrika oluşturarak kendi gayrı meşru çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmıştır. Maalesef kimi bölgesel aktörler de riyakarca siyasetleri ve terörizmi destekleyici politikaları ile bölgede güvensizliği, istikrarsızlığı, savaşı ve radikalizmi körüklemiştir.
İranlı siyasi meseleler uzmanı ve eski diplomat Kasım Muhibbali ise Siyonist-Gerici Arap koalisyonunun İran karşıtı özellikleri hususunda şöyle bir açıklamada bulundu:" Siyonist Rejim İsrail, Suudi Arabistan ve Mike Pompeo gibi kimi Trump hükümeti unsurları bölgede yeni kriz, gerilim ve çatışmalar çıkarmak istiyorlar. "
Amerika'nın son onyıllardaki yanlış müdahaleleri yüzündendir ki Donald Trump Amerika'nın bölgede 7 trilyon dolar harcadığını ancak bir sonuca varamadığını söylemiştir.
11 Eylül olayının ardından Amerika'nın bölgedeki müdahaleci varlığı artmıştır. Amerika'nın Afganistan, Irak ve Suriye'deki varlığı El Kaide ve IŞİD gibi terör örgütlerinin varlığına ve gelişmesine yol açmıştır. Amerika terörizm ile mücadele ettiğini iddia ediyor; halbuki girişimlerinin sonucu hep bölge ve dünyada terörizm ve güvensizliği körüklemiştir. Gerçekte Amerikalılar bölgede güvenliği sağlamak bahanesi ile giriştikleri her durumda pratikte bölge milletlerinin durumunun kötüleşmesine yol açmışlardır.
Günümüzde uluslararası toplum Amerikan hükümetlerinin siyasetlerinin bölge ülkelerini istikrarsızlaştırma yönündeki etkilerini çok iyi bilmektedirler. Filistin, Irak, Suriye, Afganistan ve Yemen'in mevcut durumu Amerika'nın son yıllardaki siyasetlerinin sonucu olarak değerlendirilebilir. Amerika'nın Fars Körfezi bölgesindeki müdahaleci varlığı da bu doğrultuda değerlendirilmelidir.
Amerika'nın bu varlığını üç eksen çerçevesinde ele almak mümkün: İlk olarak İran İslam Cumhuriyeti'nden yanlış bir görüntü çizip İran'ın bölgede istikrarı bozan bir unsur olarak gösterilmesidir. İkinci olarak bölgenin güvenliğinin bozulması ve İran karşıtı bölgesel koalisyonların oluşturulması ile İran'a karşı yaptırımların şiddetlendirilmesidir. Üçüncü hedef ise İran çevresinde güvenlik sorunları ve zorlukları çıkarmaktır. Kimi bölgesel aktörler de Amerika'nın hedefleri doğrultusunda tüm bölgesel gelişmelere rağmen bölgesel uzaklaşmaya yol açan politikalarına devam etmektedirler.
Gerçekte Amerika'nın bölgede güvenlik oluşturmak ve kriz yaratmaktan amacı bölge ülkelerinin güvenlik işbirliklerinin önlenmesi ve bölge ülkelerini Amerika'nın askeri varlığına bağımlı hale getirmesidir. Aslında İngilizler de Amerika'dan önce bu yönteme baş vurmuş ve tefrika oluşturarak bölge milletlerinin servetini yağmalamışlardı. Şimdi de Amerikalılar bölgeyi güvensizleştirip, İran'ı tehdit göstererek benzer bir oyun başlatmak istemişlerdir. Amerika bu oyun üzerinden kendini Fars Körfezi bölgesi ve Hürmüz Boğazı savunucusu olarak göstermeye çalışıyor. Halbuki İran İslam Cumhuriyeti komşuları ile iyi ilişkiler kurmak istiyor. Zaten bu ilkeye dayalı olarak dış siyasetini yürütüyor. Bu önceliği çerçevesinde İran çok taraflılığı güçlendirmek ve dengeli bölgesel gelişmeyi de desteklemek istiyor.
İran İslam Cumhuriyeti tekfirci terörizm karşısında güçlü ve sağlam bir siper ve set olarak Suriye ve Irak'ta da nasıl etkili olduğunu gösterdi ve terörizmin bu bölgeden dünyanın diğer noktalarına sızmasını ve yayılmasını da engellemiş oldu. Böylece bölgesel ve küresel güvenliğin sağlanmasındaki rolünün ne kadar takdire şayan olduğunu gözler önüne serdi. Ayrıca Yemen'e saldırıların başlamasından itibaren İran Yemenliler arasındaki görüşmeleri ve diyalogları önererek yabancı güçlerin müdahalelerinin durdurulmasını istedi ve hep bu sürecin aksaması ve gecikmesinin daha fazla cana ve mali zarara mal olacağını vurguladı.
İran İslam Cumhuriyeti hiçbir zaman bölgede veya bölge dışında savaşı başlatan taraf olmadı. Ancak tehdit veya tacize uğraması halinde şiddetli ve sağlam bir şekilde kendini savunacağını belirtti.
İran İslam Cumhuriyeti'nin savaş, terörizm ve deniz alanındaki güvensizlikler dahil tehditler ve zorluklara karşı sözde ve uygulamadaki siyaseti caydırıcılık ve tehditleri savmaya dayalı olmuştur. Bu çerçevede ülkenin sınırlarında tüm tehditlerin uzak tutulmasına vurgu yapılmıştır.
İran İslam Cumhuriyeti komşu ülkelerin istikrarı ve güvenliğinin, dünyanın güvenliği ve istikrarı olduğunu, bölgesel gelişme ve güvenliğin sağlanmasının, komşuların kolektif işbirliği ve koordinasyona bağlı olduğunu düşünüyor.