İslam İnkılabı Zafer Yıldönümü-2
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i161230-İslam_İnkılabı_zafer_yıldönümü_2
Bu bölümde İran'ın bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanması alanındaki rolünü gözden geçireceğiz.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Şubat 02, 2021 05:53 Europe/Istanbul

Bu bölümde İran'ın bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanması alanındaki rolünü gözden geçireceğiz.

İran İslam Cumhuriyeti  bölgede anahtar bir aktör olarak  kolektif güvenlik ve barışın  garantiye alınması için  iki taraflı veya çok taraflı  mekanizmaların belirlenmesi ve hazırlanmasına  hazır olduğunu açıklamış ve bu yolda bölge ülkeleri ile  mevcut sorunlar karşısında  ve tehditlere karşı koyma yolları hususunda   görüş teatisinde bulunmayı ve işbirliği yapmayı vurgulamıştır. 

İran'ın  bölgede barış ve istikrarın sağlanması yönündeki aktörlüğü  kolektif  güvenlik  ilkesine dayanmaktadır.  Bu modele göre İran İslam Cumhuriyeti  yabancıların askeri varlığını gerektirmeyen ve onların müdahalelerine karşı çıkan  çok taraflılık ve  kolektif güvenliğin korunmasına  vurgu yapılmıştır.  Deneyimler de  bölgenin güvenli olması halinde  tüm bölge ülkelerinin  bu güvenlikten yararlanabileceğini göstermiştir. Kapsamlı bir güvensizlik ise  tüm bölge ülkeleri için  tehlikeli olacağı da kesindir. 

Yabancıların bölgede güvenliği sağlamak için davet edilmesi ve bu yöndeki tatsız olaylar ve deneyimler de  tek taraflılığın yanlış bir politika olduğunu ve izlenen her ülke tarafından  büyük masraflara mal olduğunu göstermiştir.  İran İslam Cumhuriyeti ise  bölge ülkelerinin  ortak güvenlik  projelerine katılımını ve bu projelerde işbirliği yapmasını istemiştir.  İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani  2019'da BMT Genel Kurulunda  Hürmüz Kapsamlı Barış planını  önerdi. Bu plan kolektif güvenliğe dayanmaktadır.  

İran İslam Cumhuriyeti  Hürmüz Barış planını  önererek  bölge ülkelerini  kolektif güvenliğin korunması doğrultusunda  işbirliği yapmaya davet etti.  Bu yaklaşım  İran İslam Cumhuriyeti'nin  Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı güvenliği ve istikrarını   komşu ve dünya ülkelerinin güvenliği ve istikrarı göstergesi olarak gördüğünü gösteriyor.  Buna esasen  düşmanların tacizci  girişimlerine ve de bölgesel istikrar ve güvenliği  yok etmek ve sabote etmek isteyenlere  karşı  bu ilkeye dayalı olarak tepki göstermek istiyor.  

 Amerika ön  ayaklığı ile  yalan dolan, içi boş koalisyonların kurulması hem de  bölgede gemiciliğin ve denizciliğin güvenliğinin korunması bahanesi ile oluşturulan koalisyonlar   tehlike dolu bir girişim olup  bölgesel güvenliği ve barışı  tehlike altına sokan bir durumdur.  Beyaz Saray   bu alanda farklı hedef peşindedir.  Bu hedefler ise  güvenlik, siyaset ve  ekonomi açısından düşündürücüdür. Güvenlik açısından Amerika İranofobi ve  İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik  baskıları  bölge dışı koalisyon kurarak  gerçekleştirmek istemektedir.  Bu koalisyonu oluşturma süreci ile Amerika  İran'ın  bölge ülkeleri ve komşuları ile  işbirliklerini  güvensizliğe ve güven yokluğuna sürüklemek istiyor.  

 Amerika'nın bu doğrultudaki  ekonomik hedefi ise   Arap ülkelerine  silah satıp bu kârlı silah sanayisinden büyük paralar elde etmektir. Amerika  bunu sözde ihraç ettiği güvenlik  kılıfı altında yapmaktadır. Amerika  özellikle de son  on yılda  İranofobi duygularını kabartmak sureti ile  milyarlarca dolar kadar silahı  Suudi Arabistan ve BAE'ne satmış ve  Fars Körfezi çevresi ülkeleri arasında gerilim ve tefrika oluşturarak  kendi gayrı meşru çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmıştır. Maalesef  kimi bölgesel aktörler de  riyakarca siyasetleri ve  terörizmi destekleyici politikaları ile  bölgede güvensizliği, istikrarsızlığı, savaşı ve radikalizmi körüklemiştir. 

İranlı siyasi meseleler uzmanı ve eski diplomat Kasım Muhibbali ise Siyonist-Gerici Arap  koalisyonunun İran karşıtı özellikleri hususunda şöyle bir açıklamada bulundu:"  Siyonist Rejim İsrail, Suudi Arabistan ve Mike Pompeo gibi kimi Trump hükümeti unsurları  bölgede yeni kriz, gerilim ve çatışmalar çıkarmak istiyorlar. "

Amerika'nın son onyıllardaki yanlış müdahaleleri yüzündendir ki  Donald Trump  Amerika'nın  bölgede  7 trilyon dolar harcadığını ancak bir sonuca varamadığını söylemiştir. 

11 Eylül olayının ardından  Amerika'nın bölgedeki  müdahaleci varlığı artmıştır. Amerika'nın Afganistan, Irak ve  Suriye'deki varlığı  El Kaide ve IŞİD gibi terör örgütlerinin varlığına ve gelişmesine yol açmıştır. Amerika  terörizm ile mücadele ettiğini iddia ediyor; halbuki  girişimlerinin sonucu  hep bölge ve dünyada terörizm ve güvensizliği körüklemiştir.  Gerçekte Amerikalılar  bölgede güvenliği sağlamak bahanesi ile  giriştikleri her durumda  pratikte bölge milletlerinin durumunun kötüleşmesine yol açmışlardır. 

Günümüzde uluslararası  toplum  Amerikan hükümetlerinin  siyasetlerinin  bölge ülkelerini istikrarsızlaştırma yönündeki  etkilerini çok iyi bilmektedirler.  Filistin, Irak, Suriye, Afganistan ve Yemen'in mevcut durumu  Amerika'nın son yıllardaki siyasetlerinin sonucu olarak değerlendirilebilir.  Amerika'nın Fars Körfezi bölgesindeki  müdahaleci  varlığı  da bu doğrultuda değerlendirilmelidir.  

 Amerika'nın bu varlığını üç eksen çerçevesinde ele almak mümkün: İlk olarak  İran İslam Cumhuriyeti'nden yanlış bir görüntü çizip İran'ın  bölgede istikrarı bozan bir unsur olarak gösterilmesidir. İkinci olarak  bölgenin güvenliğinin bozulması ve  İran karşıtı bölgesel  koalisyonların oluşturulması ile  İran'a karşı yaptırımların şiddetlendirilmesidir.  Üçüncü hedef ise  İran çevresinde güvenlik  sorunları ve zorlukları çıkarmaktır.  Kimi bölgesel aktörler de  Amerika'nın hedefleri doğrultusunda  tüm bölgesel gelişmelere rağmen  bölgesel uzaklaşmaya yol açan politikalarına devam etmektedirler. 

Gerçekte  Amerika'nın  bölgede güvenlik oluşturmak ve kriz yaratmaktan amacı   bölge ülkelerinin güvenlik işbirliklerinin önlenmesi  ve  bölge ülkelerini Amerika'nın askeri varlığına bağımlı hale getirmesidir.  Aslında  İngilizler de Amerika'dan önce bu yönteme baş vurmuş ve tefrika oluşturarak  bölge milletlerinin servetini yağmalamışlardı.  Şimdi de Amerikalılar  bölgeyi güvensizleştirip, İran'ı tehdit göstererek benzer bir oyun başlatmak istemişlerdir. Amerika bu oyun üzerinden  kendini Fars Körfezi bölgesi ve Hürmüz Boğazı savunucusu olarak göstermeye çalışıyor. Halbuki  İran İslam Cumhuriyeti komşuları ile  iyi ilişkiler kurmak istiyor. Zaten  bu ilkeye dayalı olarak dış siyasetini  yürütüyor. Bu önceliği çerçevesinde İran çok taraflılığı güçlendirmek ve dengeli  bölgesel gelişmeyi de desteklemek istiyor. 

İran İslam Cumhuriyeti  tekfirci terörizm karşısında güçlü ve sağlam bir siper ve set olarak  Suriye ve Irak'ta da  nasıl etkili olduğunu gösterdi ve  terörizmin bu bölgeden dünyanın diğer noktalarına sızmasını ve yayılmasını da engellemiş oldu.  Böylece  bölgesel ve küresel güvenliğin sağlanmasındaki  rolünün ne kadar takdire şayan olduğunu gözler önüne serdi.  Ayrıca  Yemen'e saldırıların başlamasından itibaren  İran Yemenliler arasındaki  görüşmeleri ve diyalogları önererek   yabancı güçlerin müdahalelerinin durdurulmasını   istedi ve hep  bu sürecin aksaması ve gecikmesinin daha fazla cana ve mali zarara mal olacağını vurguladı. 

İran İslam Cumhuriyeti  hiçbir zaman  bölgede veya bölge dışında savaşı başlatan taraf olmadı. Ancak tehdit veya tacize uğraması halinde şiddetli ve  sağlam bir şekilde kendini savunacağını belirtti. 

İran İslam Cumhuriyeti'nin  savaş, terörizm ve deniz alanındaki güvensizlikler dahil  tehditler ve zorluklara karşı sözde ve  uygulamadaki  siyaseti  caydırıcılık ve tehditleri savmaya dayalı olmuştur. Bu çerçevede ülkenin sınırlarında tüm tehditlerin uzak tutulmasına vurgu yapılmıştır. 

İran İslam Cumhuriyeti   komşu ülkelerin istikrarı ve güvenliğinin, dünyanın güvenliği ve istikrarı olduğunu, bölgesel gelişme ve güvenliğin sağlanmasının, komşuların kolektif işbirliği ve koordinasyona bağlı olduğunu düşünüyor.