İhsan ve İyilik Yapma Günü
Nevruzun yaklaşması ve doğanın canlanması ile, İran takvimi ile 21 Esfend günü İhsan ve İyilik Yapma haftası olarak kutlanmaya başlamaktadır. Biz de bu bağlamda sizlere özel bir program hazırladık.
Sohbetimize büyük İranlı şair Hafız-ı Şirazi'nin bir beyti ile başlamak istiyoruz:
Tekrar ilkbaharı gördük ya, şükürler olsun
İyilik komşumuz olsun, gerçekleri aramak yolumuz olsun
Büyük İranlı şair Hafız, doğanın canlanması ve ilkbahar güzelliklerinin başlamasını iyilik yapmakla kutlamaktadır. Bu doğrultuda Nevruz bayramının yaklaşması ile İran takvimi ile Hicri Şemsi takvimin son ayı Esfend'in 21'inden itibaren İhsan ve İyilik Yapma haftası olarak kutlanmaktadır. Bu milli etkinlik ve hareket, aslında yoksulluk, miskinlik ve çaresizliğin kirli yüzünü silmek ve toplumun ihtiyaç sahibi ve kırılgan kesimlerine yardım etmek amacı ile başlanıyor.
Şimdi de yardımlaşma, sinerji ve hayırseverlik insanların hayatında dönüm noktası oluşturmuştur. Her kes elinden geldiğince, kendisinin uygun gördüğü şekilde bu kavramları gerçekleştirmeye çalışıyor. Böylece ihsan ve iyilik yapmak sayesinde gönüllerde yer edinmeye çalışıp dostluk ve şefkat ile ruhunu neşelendirmek ve tazelemek ve aşk ve iyilik ağacını sulamak istiyor.

Bilindiği üzere 29 Behmen akşamı İran'ın Güney Batı bölgesinde bulunan Kohkiluye ve Boyer Ahmed eyaletinde bulunan Sisaht bölgesinde 5.6 büyüklüğünde deprem yaşandı. Bu şehrin ahalisi ise dehşet, evsizlik ve soğuk içerisinde bir geceyi geçirdi. Ancak bu doğal afet olayının gerçekleştiği ilk andan itibaren cihatçı gruplar, halk gönüllü güçleri, yürütme kolları ve din adamları gibi farklı kesimler, sıcak yemekler dağıtarak, enkazları kaldırarak, çadırlar kurarak, battaniye, ısıtıcı cihazlar ve ilaçlar gibi gerekli eşyaları dağıtarak Sisaht bölgesi ahalisine yardım etmeye başladılar. İnsanlar, sahip oldukları şeyleri infak edip vatandaşlarının huzuru ve rahatlığı için çaba gösterdiler.
Zaten koronavirüs pandemisi dünyayı ciddi bir salgınla karşı karşıya bırakmıştır. İranlı bir çok vatandaş da bu hastalığın kurbanı olmuştur. Buna ilaveten bu yolda kimi sağlık kadrosu ve sağlık çalışanı da bu hastalığa kurban gitmiştir. Son haftalarda ise koronavirüse yakalanan hamile bir hemşirenin de şehit düştüğünü duyduk. Bu hemşirenin eşi Mesut Babayi de zaten sağlık çalışanlarından ve koronavirüs ile mücadele eden isimlerden biridir.

Mesut Babayi şöyle diyor:" Eşim CPR veya Kardiyo Pulmoner Resusitasyon ünitesinde çalışıyordu. Koronavirüs pandemisi ortaya çıktığından beri gönüllü olarak koronavirüs yoğun bakım ünitesine gitti. Dört ay sonra hamile oldu. Baş hemşire ve sorumluları var olan tehlikeli durumlardan dolayı onu başka bir üniteye göndermek istediler. Ancak eşim bunu kabul etmedi ve hastane yetkililerinin ısrarlarına rağmen hamileliğinin üçüncü ayına kadar yine gönüllü olarak koronavirüs yoğun bakım ünitesinde çalışmaya devam etti. Hamileliğinin üçüncü ayında hemşireler müdürü ona yazılı bir mektup verdi ve onu zorunlu olarak başka bir bölüme gönderdi. Eşim o kadar koronavirüs hastalarına hizmet vermeye istekli idi ki istemeden, gönül rızası olmadan koronavirüs yoğun bakım ünitesini terk etti ve hayatının son aylarını hastanenin yaralananlar yoğun bakım ünitesinde geçirdi. "
Koronavirüs pandemisi bir yandan da farklı kesimlerden olan esnafların da büyük zarara uğramalarına yol açtı. Bu talihsiz virüs birçok esnafın kepenk indirmesine ve birçok vatandaşın da işsiz kalmasına yol açtı. Ancak sözde medeni ve uygar ülkelerde insanlar mağazaları ve dükkanları yağmaladığı ve birbirlerine kıydığı bir sırada İran halkı birbirlerinin yardımına koştu ve mümince yardımlarını ihtiyaç sahibi ve zarar gören kesimlere ulaştırdı ve sonuçta kimi kesimlerin olmazsa olmaz ürünlerinin ve ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli adımlar attı. Bu bağlamda insanlara hizmet veren gruplar, şehirler ve köyleri dezenfekte edip, din adamları ve din talebeleri de hastanelerde halk için sağlık paketleri hazırlamaya başladılar. Bu girişimler ise halk tarafından hayranlıkla izlendi.
İşte bunların hepsi iyiliğin ta kendisidir. İşte iyilik yapmak bu insanların gönülden inandıkları ve öğrendikleri öğretilerden kaynaklanmaktadır. İhsan ve iyilik yapmak, beğenilen normlar ve sosyal ameller arasında yer alıp ahlaki faziletlerden biri sayılmaktadır. Fıtratı açısından pak olan biri muhakkak ki iyilik ve ihsan yapanları hep övecektir. İslam kültüründe de insan, sermayesini ve enerjisini sırf dünyevi işlere ayırırsa o zaman büyük bir hüsrana uğrayacaktır. Ancak bu enerji ve sermayeyi yüce amaçlar uğrunda harcarsa o zaman gerçek iflah yolunda adım atmış olur.

Bu yüzdendir ki Kuran-ı Kerim'de de Allah yolunda infak yapma ve cimrilik ve tamahtan uzak durmanın iflaha erenlerin gerçek özelliklerinden olduğu söylenmektedir. Bu bağlamda Tegabun suresinin 16'ncı ayetinde şöyle buyrulmaktadır: " ﴾16﴿ O halde gücünüz yettiğince Allah’a saygısızlıktan sakının; dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olmak üzere başkaları için harcayın. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır."
İyilik yapmak, manevi, sosyal ve kültürel olarak farklı ve özel işlevlere sahiptir. Bu bağlamda gerekli maddi manevi güce sahip herkes toplumdaki işlerin bir yanından tutup ihtiyaç sahiplerine yardım ederek toplumun sıkıntılarının giderilmesinde rol oynayabilir. Kuşkusuz toplumdaki suçların ve anormalliklerin büyük bir bölümü, yoksulluk ve miskinlikten kaynaklanmaktadır. Çünkü yoksulluk ve miskinlik, insana ve inançlara zarar verip aklı devre dışı bırakır ve doğru yolu bulma gücünü de zayıflatıp düşmanlıklara ve rahatsızlıklara yol açar. Aslında iyilik ve ihsan yapma, bir kültüre dönüşürse, toplumun farklı kesimlerinde yaygın olarak görülürse kesin bir şekilde toplumun yoksulluktan ve mahrumiyetten doğan sıkıntılarının birçoğu da çözülmüş ve giderilmiş olacaktır. Böylece bu tür temel sorunların kökleri kazınacaktır.
İhsan ve iyilik yapma haftası bu yüce ahlaki ve dini vasıflara bürünmek için altın bir fırsattır. Kuran-ı Kerim'de de Allah'a ve peygamberine, Kur'an ve ahirete iman edip ihsan edenlerin Allah Resulünün yanında yer aldıkları vurgulanmaktadır. Böylece insanlara iyilik yapanlar hayırsever kesimler olarak bu yolda gereken adımları atmış olurlar.
Kuran-ı Kerim'de Allah yolunda infak etmenin 700 kat normalden daha fazla sevaba ve ecre sahip olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda Sebe suresinin 39'uncu ayetinin son bölümünde şöyle buyrulmaktadır: "... Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en büyüğüdür."
İhsan ve iyilik yapmanın özel bir alana has olmadığı hayatın tüm alanlarını ister duygusal, söylem ve eylemdeki alanları kapsadığını bilmek lazım. Kuran-ı Kerim'de de kimi kesimlere daha fazla iyilik yapılmasına vurgu yapılmış ve bu bağlamda diğerlerine ihsan yapmanın gerçekte kendimize ihsan yapmak değerinde olduğu belirtilmiştir. Bu çerçevede İsra suresinin 7'inci ayetinde şöyle buyrulmaktadır: " «إِنْ أَحْسَنْتُمْ أَحْسَنْتُمْ لِأَنْفُسِکُمْ ...؛
" ﴾7﴿ Eğer iyilik ederseniz kendiniz için iyilik etmiş olursunuz;...."
Bu ayete göre her şahıs iyilik ve ihsan yaparak kendi karakterini tamamlamakta ve varlıksal evrimini gerçekleştirmektedir. İyilik ve ihsan yapmanın insanı hüsrandan kurtarıp iflaha götürdüğü gerçeği aslında insanın kendi kusurlarını ve eksikliklerini kapatıp erdeme ulaşması sürecinin bir parçasıdır. Bu yüzdendir ki diğerlerine ihsan yapmanın aslında insanın kendine yaptığı ihsan olduğu söylenmektedir. Bir başkasına ihsanda bulunan biri, başkalarından ziyade kendiliğine iyilik yapmaktadır. Bu bağlamda anne-babaya iyilik yapmanın iflaha erişmenin emsalsiz yollarından biri olduğu söylenmelidir.

İhsan ve iyilik yapmanın değerli etkilerinden biri de ruhsal sağlık ve psikolojik huzurdur. Kuran-ı Kerim'in Bakara suresinin 274'üncü ayetinde bu hususta şöyle buyrulmaktadır: " ﴾274﴿ Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak hayra sarfedenler için rableri nezdinde ecirleri vardır; onlar için ne korku olacak ne de üzüleceklerdir."
Neml suresinin 89'uncu ayetinde ise şöyle buyrulmaktadır:" ﴾89﴿ Kim (ilâhî huzura) iyilikle gelirse ona daha iyisi verilir; o gün onlar kıyamet dehşetinden de etkilenmezler."
Bu ayetlerden yola çıkarak iyilik ve salih amel ve inançlar sayesinde ruhsal bir huzura kavuşulabileceğini söyleyebiliriz. Bu iyiliklerin sonucu ise zinde ve hayatı dolu bir yaşam sürmektir. Bu yüzdendir ki iyi bir insan kültürel, sosyal ve ekonomik gibi her alanda kendi kabiliyetlerine dayanarak en iyi ve en başarılı olmaya çalışır ve dini ve Kur'ani stratejilerden de hidayet ve kılavuz aracı olarak kullanır. Böylece ruhsal sağlığını güçlendirmenin en iyi araçlarının bu ikisi olduğunu bilir.
Sohbetimizi Saadi'nin Bustan'ından bir beyit şiir ile noktalamak istiyoruz:
Diken yeşerten kökleri kazıman gerek
Meyvası bol ağaçlar dikmen gerek