Hz. Mehdi’nin -s- Veladet Yıldönümü (Nevruz Bayramı Özel – 10 )
Hicri kameri 15 Şaban ve ilkbaharın dokuzuncu günü beşeriyetin büyük kurtarıcısı Hz. Mehdi’nin -s- veladet yıldönümü. Evet, bugün Nevruz bayramından daha büyük bir bayramı idrak ediyoruz; alemin beşeriyetin büyük kurtarıcısını beklediği bir bayram
Şaban ayının ortasında bir kez daha şafak söktü; arzuların ışığı bir kez daha parladı; adalet müjdesi havada yankılandı; her mazlumun incinmiş yüreği yeniden canlandı; alem kükreyen şimşeğin sesi ile sarsıldı; Ey insanlar, haberiniz olsun; Nergis’in çiçeği dünyaya gözünü açtı.
Ey gaybet döneminin yorgun insanları; ey karanlık vadisine düşenler; ey gaflet uykusuna dalanlar; ey acıların vadisine düşenler; hepinize müjdeler olsun; müminlerin velisi geldi; Müslimlerin emiri geldi; muttakilerin imamı geldi.
Haydi kalkın; ıtır ve hoş koku saçın; kanaryalara seslenin; bülbülleri çağırın; neşe ve sevinç devranı geldi; Nergis’in çiçeği açtı; baharımız geldi.
Evet, bugün kameri 15 Şaban ve ilkbaharın dokuzuncu günü. Bugün beşeriyetin büyük kurtarıcısı Hz. Mehdi’nin -s- veladet yıldönümü. Evet, bugün Nevruz bayramından daha büyük bir bayramı idrak ediyoruz; alemin beşeriyetin büyük kurtarıcısını beklediği bir bayram; bize muslihin ve kurtarıcının zuhurunu müjdeleyen bayram; onun geleceği ve zulüm altında inleyen insanları zalimlerin zulmünden kurtaracağı günü müjdeleyen bayram; insanları dünya genelinde barış ve huzura kavuşturan ve herkesi akıl ve ilime yönlendiren bayram. Bu güzel bayramınız kutlu olsun.

Zalim Abbasi halifeleri ta eski zamanlardan bir gün İslam Peygamberi’nin -s- pak hanedanından Mehdi adında biri kıyam edeceğini ve zulüm saraylarını yıkacağını biliyordu. Dolayısıyla İmam Cevad -s- döneminden itibaren Allah Resulü’nün -s- pak hanedanına baskılar artmaya başladı ve bu baskılar İmam Hasan Asgeri -s- döneminde doruk noktasına ulaştı. O hazret hayatının sonuna kadar Samarra kentinde gözetim altındaydı ve evinde en ufak hareketlilik hilafet rejiminin gözünden kaçmıyordu. Abbasi halifeler İmam Hasan Asgeri’nin -s- evini gözetlemek üzere çok sayıda casus ve gözcü ve hatta ebeyi görevlendirmişti; böylece bu evde bir bebeğin doğmasını önlemek ve doğduğu takdirde ortadan kaldırmak istiyordu.
Öte yandan Hz. Mehdi -s- düşmanları da o hazrete karşı aynı Firavunvari zalim yöntemi ve politikayı izlemeye başlamıştı. Bilindiği üzere Firavun ve adamları da Hz. Musa’yı -s- yok etmek istiyordu ve bu yüzden İsrail oğullarının hamile kadınlarını gözetim altına almak ve doğan tüm erkek bebekleri öldürmek üzere casuslar görevlendirmişti. Ancak Allah teala kendi iradesi ile Hz. Musa’yı -s- koruma altına aldı ve veladetini gözlerden sakladı.
Bu şartlarda doğal olarak son hak hüccetin veladeti aşikar olamazdı. Bu yüzden İmam Mehdi -s- doğmadan bir kaç saat öncesine kadar İmam Hasan Asgeri’nin -s- en yakın akrabaları bile İmam’ın evinde bir bebeğin dünyaya geleceğini bilmiyordu; zira o hazretin sevgili annesinde gebelikten hiç bir iz göze çarpmıyordu. Nitekim İmam Cevad’ın -s- sevgili kızı ve İmam Hasan Asgeri’nin -s- halası Hekime Hatun şöyle anlatıyor:
Şaban ayının ortasının gece yarısıydı. Yeğenim İmam Hasan -s- beni evine çağırdı ve şöyle buyurdu: Allah bu gece yeryüzüne son hücceti olan onu aşikar ediyor. Ben arz ettim: Rabbim beni size feda etsin. Allah’a and olsun ki Nergis Hatun’da gebelikten hiç bir iz göremiyorum. İmam -s- şöyle buyurdu: Ama durum benim söylediğim gibidir.
İmam Hasan Asgeri’nin -s- halası Hekime Hatun şöyle devam ediyor:
Sahura yaklaştığımızda Nergis Hatun uykudan uyandı ve bana ona doğum yapması için yardımcı olmamı söyledi ve o sırada ben Kadir suresini okumaya başladım. “Hatta Matla’ul Fecr” ibaresine geldiğimde, bebek dünyaya geldi. Onu bir kumaşa sardım ve İmam Hasan Asgeri’nin -s- yanına götürdüm. Sanki ta o andan itibaren Hz. Mehdi’nin koluna Isra suresinin 81. ayeti yazılmıştı:
Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.

İmam Zaman -s- farklı bir şekilde dünyaya geldiği gibi, hayatı da çok farklı oldu. O hazret sevgili babası şehit düşer düşmez gözlerden kayboldu. Ancak İmam Zaman’ın -s- gözlerden kaybolması, asla yeryüzünden ayrıldığı ve halkın arasında olmadığı ve onların halinden haberdar olmadığı anlamına gelmiyor. İmam Mehdi -s- başka insanlar gibi yeryüzünde yaşıyor ve insanların halinden her an haberdar oluyor. Nitekim İmam Ali -s- bu bağlamda şöyle buyuruyor:
Ali’nin Allah’ına and olsun, gaybet sırasında insanlar batıl düşüncelere kapıldığında, Allah’ın hücceti onların arasındadır ve sokakta ve çarşıda dolaşır ve insanların evine girip çıkar ve dünyanın doğusundan batısına her tarafa seyahat eder ve insanların konuştuklarını duyar ve toplantılarına katılarak selam verir.
Yine İmam Cafer Sadık’ın -s- şöyle buyurduğu rivayet edilir:
İmam Zaman -s- gaybet döneminde her yıl Hac ziyaretine katılır. İmam Zaman -s- hacıları görür, ama onlar o hazreti görmez.
Nitekim Ehl-i Sünnet’in rivayetlerine göre, İmam Ali -s- Allah Resulü’nün -s- yerine yatağında yattığında, Allah Resulü -s- evden ayrıldı. O sırada Mekkeli müşrikler Resulullah efendimize -s- pusu kurduğu ve o hazretin evini gözetlediği halde, Allah Resulü’nün -s- onların yanından geçtiğini fark edemediler. Dolayısıyla buna göre gaybet döneminde de İmam Zaman -s- her daim halkın yanındadır ve gaybeti asla Şiaların o hazretin değerli varlığından faydalanmalarına mani değildir. Nitekim İslam Peygamberi -s- şöyle buyurur: Beni peygamber olarak gönderen Allah’a and olsun, insanlar gaybet döneminde ondan güneş bulutların ardındayken nurundan yararlandığı gibi yararlanır.
Kur'an'ı Kerim’in Tevbe suresinin 33. ayetinde de şöyle buyurmakta:
O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.
Bu ayet hepimizi, İslam dini kesin olarak tüm dinlere galip geleceğini ve tüm alemi saracağını müjdelemektedir. Kuşkusuz bunun gerçekleşmesi için üç şartların yerine gelmesi gerekir. Bunlar evrensel kanun, evrensel liderlik ve evrensel hazırlıktır.

Kur'an'ı Kerim evrensel kanundur. Bu kitap insanları saadete erdirmek için en mükemmel kanun kitabı ve rehberidir. Bu kitapta batıla yer yoktur ve her daim diri ve sağlamdır. Ancak ikinci şarta, yani evrensel liderlik şartına gelince, Hz. Mehdi -s- insanların işlerini düzeltmek için ihtiyaç duyduğu büyük evrensel liderdir. Üçüncü şart, yani dünyanın İmam Zaman’ın -s- zuhur etmesi ve tüm aleme adalet ve eşitliği hakim kılması için hazırlıklı olma şartına gelince, maalesef dünya halâ bunun için hazırlıklı olmadığı belirtilmelidir. Bir başka ifade ile İmam Zaman’ın -s- gaybetinin sebeplerinden biri, insanların dünyaya adaleti hakim kılacak o kurtarıcının zuhur etmesi için hazır olmamasıdır.
İnsanların İmam Mehdi’nin -s- zuhuru için hazırlıklı olmasının bir etkeni, dünya genelinde alçak ve zalim hükümetlerin dayattığı zulmün ve çıkardıkları yasaların acısını en iyi şekilde hissetmeleridir ve işte o zaman şartlar kurtarıcının zuhur etmesi için hazır hale gelmiş olur. Nitekim bazılarına göre tekfirci IŞİD terör örgütü gibi eli kanlı örgütlerin türemesi, geniş kapsamlı iktisadi sorunlar, depremler ve seller, korona virüs salgını, hepsi insanların dikkatini kurtarıcının zuhur etme ve dünyayı yönetme zaruretine çekmek içindir.

Kuşkusuz eğer Hz. Mehdi -s- dünya hazır hale gelmeden gaybetini sonlandırır ve ortaya çıkacak olursa düşmanları onu yok eder ve diğer İmamların kaderine benzer bir kaderi paylaşmak zorunda kalır. Dolayısıyla beşeriyetin ta ilk günden en büyük arzusu olan adaletin sağlanması ve zulmün yok edilmesi gerçekleşmez. Bu yüzden hepimiz Allah’ın hücceti ve velisinin hakimiyetini benimsemek üzere hazırlanmalıyız ve ancak o zaman hakiki bayramı idrak etmiş oluruz.