Terörle mücadele günü üzerine - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i183654-terörle_mücadele_günü_üzerine_2
İran’da eski Cumhurbaşkanı Recai ve Başbakan Bahüner’in şehit edildiği gün “Terörle mücadele günü” olarak adlandırılmıştır. Bu bağlamda terörü, köklerini ve sultacı güçlerin neden terörü bir malzeme olarak kullandıklarını 2 bölümlük bir programda gözden geçirdik. Şimdi programımızın 2. ve son bölümünü hep birlikte dinleyelim.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Eylül 13, 2021 13:21 Europe/Istanbul

İran’da eski Cumhurbaşkanı Recai ve Başbakan Bahüner’in şehit edildiği gün “Terörle mücadele günü” olarak adlandırılmıştır. Bu bağlamda terörü, köklerini ve sultacı güçlerin neden terörü bir malzeme olarak kullandıklarını 2 bölümlük bir programda gözden geçirdik. Şimdi programımızın 2. ve son bölümünü hep birlikte dinleyelim.

Soğuk savaştan sonra uluslararası toplumda yaşanan gelişmeler birçok ülkeyi savaşı kazanan büyük güçlerin müdahalelerine maruz bıraktı ve uluslararası camia yeni sorunlarla karşı karşıya geldi; üstelik o sıralarda BM’nin de terör uygulamalarını tanımlama yönündeki çabaları yavaş yavaş etkisini kaybetmeye başlamıştı. Bu süreç Batı Asya bölgesinde Filistin topraklarının siyonistlerce işgal edilmesi gibi bazı bölünme olayları ile beraber daha da şiddetlendi.

O günlerde binlerce Filistinliyi avare etmek üzere siyonistlerce estirilen terör ve dehşet, tüm dünyaya sömürü ve işgal gibi şom hedeflerin doğrultusunda terörün yeni şeklini gözler önüne serdi. Siyonist terör çeteleri Filistin halkı arasında dehşet yaratmak istiyordu ve bu doğrultuda korkunç katliamları gerçekleştirdiler. Bu katliamların en ağırı ise Deyr Yasin katliamı adı ile ün yaptı.

 

Siyonist rejim İsrail şom varlığını ilan ettikten sonra terör, işgalci siyonistlerce daha açık bir şekilde kullanılmaya başlandı. Bundan sonra siyonistler silahlı baskın, toplu katliam ve benzeri türlü terör saldırılarını düzenlemeye başladı. Bu cinayetler BM’nin terörü kınayan kararnameleri, terörü tanımlayan konvansiyonları ve diğer girişimleri katil rejim İsrail’in cinayetlerini durdurmaya yetmediği halde aynı hızla devam ediyordu.

Bu bağlamda atılan tek kayda değer adım ise 1990’lı yılların ortalarında BM genel kurulunda onaylanan bir kararname oldu. Kararnamede BM güvenlik konseyinin uluslararası barış ve güvenlik tehdit altına girdiği durumlarda müdahale etmesi vurgulanıyordu. Buna karşın BM güvenlik konseyi 1999 yılına kadar terörü çok özel durumlarda kınamaya devam etti. Bu yılda BM güvenlik konseyi ilk kez terörle ilgili tavsiye içerikli bir kararname çıkardı. Ancak 11 Eylül 2001 olayları Amerikalılara terörle mücadele iddiası ile BM güvenlik konseyinden önleyici saldırı yapmak üzere gerekli izni almasına zemin hazırladı. Amerika bu izinle ilk adımda Afganistan topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi resmen işgal etti.

Ancak kısa bir süre sonra Amerika ve Batı’nın terör örgütlerine karşı çifte standart politikaları El-Kaide ve IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerinin türemesi ile gün yüzüne çıktı ve Batı’nın terörle mücadele etme niyetinde olmadığını gösterdi. Maalesef Batı’nın teröre karşı çifte standart tutumu dünya genelinde cinayetlere ve katliamlara zemin hazırlayarak terörü tüm milletlerin başına bela olarak indirdi.

Dünyada yarım asırlık terör deneyimleri, terörle mücadele iddiasında bulunan Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri bu meseleye tamamen kendi menfaatleri temelinde yaklaştığını gösteriyor.

İran’ın Habilian vakfının terör meseleleri uzmanı Seyyid Rıza Kazvini Garabi bu bağlamda Batılı devletlerin münafıklar terör örgütüne verdikleri desteğe işaret ederek şöyle diyor:

Uzun yıllar Batılı devletlerin terör örgütleri listelerinde yer alan bir örgüt sanki hiç bir şey olmamış gibi aniden bu listelerden siliniveriyor; hatta örgüte mali imkanlar da sunuluyor. Bakın, münafıklar terör örgütü uzun yıllar ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terör örgütleri listesinde yer alıyordu, ama şimdi Washington’da lobi yapan temsilciliği bile var. Yine Hollanda ve Danimarka’da İran’ın Huzistan eyaletinde terör faaliyetlerinde bulunan ve halâ da aynı bölgede terör faaliyetlerini ve sabotajlarını sürdüren ayrılıkçı terör örgütlerinin resmi temsilcilikleri bulunuyor.Münafıklar terör örgütünün kara karnesine bakıldığında örgütün 1979 ila 1981 yılları arasında İran’da birçok yetkiliye, inkılapçı güçlere ve hatta sıradan vatandaşlara suikast düzenledikleri anlaşılıyor.

1981 yılında Ayetullah Hamanei Tahran’ın Ebuzer camiinde konuşma yaparken terör saldırısına uğradı. Bu saldırıdan sonra hş. 7 tir 1360 tarihinde düzenlenen bombalı terör saldırısı ile birlikte teröristlerin cinayeti yeni bir boyut kazandı. O gün Tahran’da İslam Cumhuriyeti partisinin toplantı salonunda güçlü bir bombanın infilak etmesi sonucu yargıtay dönem Başkanı Ayetullah Seyyid Muhammed Hüseyni Beheşti, aralarında 4 Bakan, 12 Bakan yardımcısı ve 30 milletvekilinin de bulunduğu 72 yetkili ile birlikte şehit düştü; bombalama cinayeti münafıkların işiydi.

Bu hain terör saldırısından iki ay sonra ve 29 Ağustos 1981’de bir başka bombalı terör saldırısında dönem Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ve dönem Başbakanı Muhammed Cevad Bahüner şehit düştü.

Münafıklar terör örgütü resmi yaygın organında silahlı mücadeleye başladıkları günden bir yıl sonrasına kadar yaptıkları suikastların sayısını 12 bin ve ikinci yılda da 7 bin olarak açıkladı. Bu kara tablo, münafıkların şom hedeflerine ulaşmak için hiç bir cinayetten çekinmediklerini açıkça ortaya koyuyordu.Mossad, CIA ve MI6 gibi korsan İsrail, ABD ve İngiltere’nin casusluk örgütlerinin karneleri de hedef ülkelerin seçkin siyasi şahsiyetlerini ve bilim adamlarını yok etmek de bu zümrenin yanı sıra S. Arabistan ve münafıklar terör örgütünün ortak hedefleri olduğunu gösteriyor.

Macid Şehriyari, Mustafa Ahmedi Roşen, Mesut Ali Muhammedi ve Daryuş Rızainejad, söz konusu teröristlerce şehit edilen İranlı nükleer bilimcilerdi. Yine ele geçirilen bazı belgeler ve kanıtlar, münafıklar terör örgütü İranlı diğer nükleer bilimci Dr. Muhsin Fahrizade suikastında da eli bulunduğunu gösteriyor.

Amerikalı ünlü gazeteci yazar Simore Hersh ise Nisan 2015’te New Yorker dergisinde “bizim adamlarımız İran’da” başlığı altında yayımladığı makalesinde İranlı nükleer bilimcilere yapılan suikastların Amerika ve siyonist İsrail’in ortak projesi olduğunu ve münafıklar terör örgütüne bağlı teröristlerce yapıldığını ifşa etti.

Hersh istihbarat kaynaklarına dayandırdığı yazısında, Amerika bir süredir Nevada çölünde bir merkezde münafıkları İran’da terör saldırıları yapmak ve sabotaj düzenlemek üzere eğittiğini belirtti.

Tüm bu gerçekler ve belgeler Amerika ve Fransa gibi ülkelerin amaçları insan haklarını korumak veya terörle mücadele etmekten ibaret olmadığını gösteriyor. Bu zümre nerede çıkarları icap ederse terörü kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor. Nitekim Amerika ve bazı Batılı ülkeler siyasi amaçları doğrultusunda terörü iyi ve kötü olmak üzere ikiyi ayırarak, bazı terör örgütlerini desteklemelerini haklı göstermeye çalışıyor.

Batı’nın bu bağlamda çifte standart tutumu irdelenirken iki nokta dikkat çekiyor. Birincisi, Batı’nın terörle mücadele iddiasının altında yatan siyasi mahiyet ve şom amaçlardır. Batı’nın bu iddiaları gerçekte uluslararası kurum ve kuruluşların üzerinden başka ülkelere müdahale için zemin hazırlamak içindir.

İkinci nokta, Batı’nın terörle mücadele alanında çifte standart tutumunun dünya genelinde terörle etkili mücadeleyi olumsuz etkiliyor olmasıdır. Bugün terörle mücadele iddiasında bulunan ülkeler tarihi ciddi bir sınavla karşı karşıyadır. Bu ülkeler İran milletine Batı’nın desteklediği teröre 17 bin şehit vermesi konusunda cevap vermelidir.

Gerçekte eğer İran İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonraki ilk yıllarda ve daha sonrasında İran’da meydana gelen terör saldırıları ve insanlık dışı cinayetler Amerika veya herhangi bir Avrupa ülkesinde meydana gelmiş olsaydı bu cinayetleri kınayan onlarca kararname çıkarılır ve yapanlara karşı da türlü yaptırımlar uygulanırdı. Ancak ne var ki Batı dünyası bunca açık cinayetlere göz yumarak kendisi bizzat insan haklarını ihlal edenlerin başına yerleşmiş bulunuyor. Aynı Batı siyasi hedefleri uğruna başka ülkelere karşı bildiri yayımlamaktan da çekinmiyor.

Batı’nın bu tutumu terörle mücadele iddiasının ne denli yalan olduğunu ortaya koyuyor; gerçi Batı’nin bu iddianın arkasında saklanarak bazı şom hedeflerine ulaşmaya çalıştığı da artık çok iyi biliniyor.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu konuya çok güzel bir tabirle şöyle açıklık getiriyor:

Bu arsız cinayetlerle göz yuman bir dünya, insan hakları taraftarı olduğunu iddia edemez; dünyada büyüyen terörle mücadele edebileceğini söyleyemez. Bunlar zaten terörün hamileridir.