Ömer Hayyam anma günü
Her yıl 17 mayıs günü İran’da büyük şair Ömer Hayyam’ı anma günü olarak kutlanıyor ve bu çerçevede Hayyam’ın doğduğu Nişabur kentinde özel etkinlikler düzenleniyor.
Bu etkinliklerde çağdaş düşünürler ve edebiyatçılar İran’ın bu büyük şairin düşünce ve eserlerini, özellikle şiirlerini ele alıyor.
• Bak çiçekler ve cimler ne denli tazelenmiş
• Ama bir hafta sonra hepsi toprak olacak
• Kalk ve bir çiçek topla çünkü birden
• Çiçek toprak ve çimler toz olmuş olacak
Kuşkusuz İranlı şairler arasında Nişaburlu Hekim Ömer Hayyam küresel bir üne sahiptir. İran’ın güçlü filozofu, matematikçisi, müneccimi, yazar ve şairi Hayyam hicri kameri beşinci yüz yılın sonları ve altıncı yüz yılın başlarında yaşamıştır. Tarihçiler ve araştırmacılar, kendisinden geride bıraktığı az sayıda şiirlerden hareketle Hayyam’dan kendi çağının dehası olarak söz ediyor.
Hayyam ister bilimsel eserleri, ister eşsiz ve akıcı rübaileri açısından dünyaca bir üne kavuşmuş şair ve bilgindir. Hayyam’ın matematik alanındaki bazı teorileri hala çağdaş matematikçilerin araştırdığı ve referans gösterdiği teorilerdir ve nücum alanındaki bulguları da günümüz müneccimlerince doğrulanmaktadır. Ancak Hayyam ününü en çok yazdığı rübailere borçludur. Amerikalı şair James Russell Lowell, Hayyam’ın rübailerini Fars denizinde yetişen düşünce incileri şeklinde tabir ediyor.
Hayyam’ın rübaileri ilk kez 1859 yılında İngiliz Edvard Fits Jerald tarafından İngilizceye çevrildi ve böylece bu İranlı büyük şaire küresel bir ün kazandırmanın yanı sıra mütercimin adını da dünyaya duyurdu. Bundan sonra bu rübailer onlarca kez basıldı ve hakkında binlerce yazı kaleme alındı.
Gerçekte Hayyam Fars şiiri ve edebiyatında özel bir düşünce ekolü ve dünya bakışının temsilcisidir. Hayyam zorunlu olarak susan ve sözlerini yutmak mecburiyetinde kalan bir çok düşünür ve şairin sesidir. Kimileri yazılarını onun adı ile yayınladılar ve kimileri ise onun rübailerini fısıldayarak araştırmacı ruhlarını teselli etmeye çalıştılar.
Araştırmacılara göre günümüzde Hayyam’a sadece tarihi bir şahsiyet gibi bakmamak gerekir ve ayrıca kendisini edebi bir ekolün kurucusu olarak değerlendirmek lazım. Hayyam, titiz zihni ve derin düşüncesi ile cevapsız soruların denizine dalan bir bilgindir. Hayyam, kendi bilginliği yolunun sonunda ne denli bilgisiz olduğunun bilincine varan bir düşünürdür.
Aslında Hayyam uzun süren düşünmelerin ardından kendisini varlık sırlarına karşı şaşkın bırakan bilinmeyeni keşfeden bir bilgindir. Bu şaşkınlığın baskısı o kadar fazladır ki düşünceden diline ve oradan da rübai kalıbına dökülmüştür. Hayyam derin düşüncelerinin desteği ile bazen detaylı bir kitaptan daha çok bilgi içeren ve düşünce ve duyguları yansıtma gücüne sahip olan iki kısa beytten oluşan bir bina inşa etti.
Hayyamın rübaileri sadece iki kısa beytten oluşmuyor, çünkü şairin bu rübaileri gerçekleri ve hakikatleri arayan kararsız ve soluk ruhunun fısıldayışıdır.
Kuşkusuz bu dünyada varlık aleminde şaşkın şaşkın seyreden ve yaratılış muamması karşısında hayrete düşmeyen birine rastlamak imkansızdır. İşte bu şaşkın insanlar asırlar sonra Hayyam’ın rübailerinde duymak istediği sesi duymuştur. Çünkü gerçekten da Hayyam’ın varlık alemini idrak etme şevki sadece ona özgü bir duygu değildir. Hayyam’dan önce de insanlar bu şevki taşımış ve bu büyük şairden sonra da dünyanın sonu gelene dek bu şevk taşınacaktır.
Hayyam tüm zamanlarda ve bütün mekanlarda düşünen insanın sonsuz Neden’lerini yazdıkları şiirlerin kalıbına dökmüştür. Gerçi şair bu Neden’lerinden bir çoğu için her hangi bir cevap da bulamamıştır.
Hayyam kısa ancak dolu dolu rübailerinde çeşitli asırlarda insanları şaşırtan önemli ve karanlık felsefi konuları ve çözümsüz sırları gündeme getirmiştir. Şair felsefenin duygusuz dilinden şiirin latif eteğine sığınmış ve insanların ruhunun gizli yaraları ve iç acılarını şiirlerinde beyan etmiştir.
• Ezelin sırrını ne sen bilirsin, ne ben
• Bu muammayı ne sen okursun, ne ben
• Perdenin arkasında benle senin sözü edilir
• Perde düşünce ne sen kalırsın, ne ben
Büyük şair Hayyam diğer düşünürler gibi kendi çağının düşünce akımlarından da etkilenmiş ve onlara tepki vermiştir. Buna göre Hayyam bir çok düşünce ve görüşünü rübailerinde beyan etmiştir, öyle ki şairin kendi çağında hakim olan düşünce akımlarına yönelik tepkilerini bu rübailerde görmek mümkün.
• Eğer hakikat ve yakine ulaşamıyorsak
• Ömür boyu umut ve kuşku ile yaşayamayız
• Şarap kadehinden el çekmezsek ne fayda
• İster uyanık ister sarhoş hepimiz ölmeliyiz
Hayyam’ın şiirlerinde okurlar sürekli tekrarlanan özel konularla karşılaşır. Görünen o ki bu konular şairin kafasını yoran en önemli konulardır ve bu yüzden bu konuları çeşitli şekillerde beyan etmiştir. Yaşamın kalıcı olmayışı, bu dünyaya ve yaşanan ömre vurgu yapılması, kuşku ve şaşkınlık, ölüm ve ölümden sonraki hayat ve sarhoşluk, Hayyam rübailerinin en önemli konularını oluşturuyor.
Aslında bu içerikler, Hayyam düşüncesinin ilke ve eksenini oluşturur. Şairin bu alanlardaki mesajı açık, tekrarlanan ve kendisinden önce ve sonra gelen bir çok düşünür ve edebiyatçının söylemlerinin benzeridir.
Gerçekte Hayyam’a acı veren meseleler özellikli akıllı insanlar başta olmak üzere tüm insanlara acı veren durumlardır. Ancak Hayyam’ı bu tarz bir düşüncede tek ve baş aktör yapan konu, şairin sadece şiirlerinin içeriği değil, bu içeriği beyan etme şeklidir.
Hayyam’ın düşüncesi sürekli varlığın önemli konuları ile uğraşmakta ve şair onca geniş bilgisine karşın sorularının cevabını bulamamaktadır. İşte bu başarısızlık Hayyam’ı daha fazla marifet peşinden gitmeye yönlendirir. Şair içten ölümcül bir baskı ile karşı karşıyadır. Bu baskıyı bilimsel ve felsefi dille beyan etmekse mümkün değildir. Bu baskıyı ve esrarengiz durumu tüm ağırlığı ile muhatabına aktarmak için bir dil gereklidir. İşte bu yüzden şair şiir dilini ve rübainin mantık götüren kalıbını seçer. Hayyam kaynayan tüm içsel duyguları en ateşli duygularını gönlünün ta derinlerinden söz kalıbına dökmüştür. Şair en başta akıl ve akla dayalı arayıştan yararlanmaya çalışır, lakin fışkıran sel duygusu tüm gücü ile şaire yardımcı olur ve ruhsal algılamalarını rübai kalıbında tecelli buldurur.
Hayyam bazı rübailerinde sürekle geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasında yaşanan diyaloglarla uğraşmaktadır. Şair bu kavramı daha iyi beyan etmek için toprak ve testiden yaratıcı bir şekilde yararlanarak olunmak, olmak ve ölmek gibi üç önemli ilkeyi anlatır.
Kuran-ı Kerim bize yüce Allah’ın insanoğlunu çamurdan yarattığı ve ardından kendi ruhundan ona üflediğini buyurur. Bizim fani dünyadaki varlığımızı temsil eden çamurun geçici doğası sürekli dünyevi çabaların kırılganlığı ve değersizliğini anımsatması gerekir.
• Öyle bir testi ki akıl onun yaratılışına aferin diyor
• Sevgiden yüz kez alnına öpücükler konduruyor
• Ve devranın testicisi böylesine latif bir testiyi
• Yapıyor yapıyor ve yer vurarak tekrar kırıyor
Hayyam’ın fani dünyanın kalıcı olmadığına vurgu yapması yüzünden bir çokları şairin düşüncelerinin boş olduğu yorumunu yapıyor ve kendisinin anı yaşa felsefesinin izleyicisi olduğunu ileri sürüyor.
Ancak eğer Bakara suresinin 156. ayetinde de değinildiği gibi Hak hakikatinden başka hiç bir şey kalıcı olmadığı hatırlanacak olursa işte o zaman Hayyam’ın da alemin kalıcı olmadığına vurgu yapmasının aslında yegane varlığın yani yüce Rabbin hakikatine şahadet getirmek olduğu daha kolay anlaşılır.
Hayyam açısından yaşamda önemli olan şey, şairin hiç bir rübaisinde reddetmediği yüce Allah’ın varlığı dışında, sevgi ve neşedir ve tabi bu da, bilinen ayyaşlık veya laubalilik değildir. Hayyam madem şu an varız ve bunun bilincindeyiz, bu anı yaşamak gerekir ve bir an bu ömürden gafil olmamak gerekir, diyor.
• Geçen günü hiç mi hiç anma
• Gelmemiş yarın için figan etme
• Gelmemiş ve geçmişi temel alma
• Anı yaşa, ömrü ziyan etme
Hayyam, insanların bir çok acısının ana kaynağının hırsları ve mülkiyet arzuları yüzünden olduğunun bilincine varan bir bilgindir. Şair bizlere doğru düşünmeye imkan sağlayan, yaşamın önemsiz uğraşlarını bıraktıran ve böylece önemli ve değerli olan şeylerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan bir nevi akıl veya hikmeti tanıtıyor.
• Bugün, yarına ulaşamıyorsun
• Yarının düşüncesi sevdadan başka değil
• Bu anı gönlün için de olsa ziyan etme
• Çünkü ömrün kalan kısmı belli değil
Ve son söz şu ki Hayyam’ın sade dili ve derin düşüncesi asırların oluşturduğu duvarın ardından hala duyuluyor ve hala insanların ilgisini çekerek düşünceye yönlendiriyor.
Hayyam’ın rübaileri dünyaya özel bir açıdan bakan ve insanların kaderini kelimelerin yardımı ile ebedileştiren coşkulu bir ruhun ve araştırmacı bir düşüncenin yankısıdır. 015