Kutsal Savunmanın Aşurai Yanları-3
Tarihi kanıtlar İslam mücahitlerinin özveri, sevgi, fedakarlık ve vefakarlık ile İmam Hüseyin as'ın yarenlerinin cazibesini ve tutkusunu yaşattığını ve Kutsal Savunma yıllarının Aşurai yanlarını yansıttıklarını ve kalıcılaştırdıklarını gösteriyor.
Hicri Kameri 60 yılında İmam Hüseyin as'ın kıyamı haktaleplilik, hürriyetçilik, ahlaki değerler ve adalettaleplik ekseninde başladı ve bu yüzden de küresel boyut kazanıp tarihte kalıcılaştı. İmam Hüseyin as iman ehlini yardıma çağırdı ve hak yolunu arayanları, Lebbeyk Ya Hüseyin sloganı ile tüm güzelliklerin ötesine destanları yazmaya çağırdı. Sanki İmam Hüseyin as aşk, irfan ve ihlas yolcularını binlerce Müslüman arasında özenle seçti. Öyle kişiler ki vücutları İslam, Kuran, aşk ve imanı dünyaya yansıttı. Nesiller geçse de Aşuravari iman ve inanç, Kutsal Savunma yıllarına katılan gençler ve mücahitler arasında tecelli etti. İmam Humeyni ise vasiyetinde şöyle yazmıştı: " Tam cesaretle, İran milleti ve milyonlarca insanının, Allah Resulü dönemindeki Hicaz ahalisinden ve Emirelmüminin ve Hüseyin bin Ali as dönemindeki Kufe ve Irak'tan daha iyi olduğunu söyleyebilirim. "

Tarihi kanıtlar ise İslam mücahitlerinin aşk, özveri ve vefakarlıkları sayesinde İmam Hüseyin as'ın yarenlerinin cazibesini ve aşkını yaşattığını ve Kutsal Savunmanın Aşurai yanlarını yansıttıklarını söyleyebiliriz. İmam Hüseyin as hareketi tüm yaş grupları için insan yetiştirme modeli ve okulu olmuştur.
Vahab bin Abdullah Kelbi İmam Hüseyin as'ı görerek cennet ehlinin gençlerinin efendisine gönül veren Nasrani biriydi. Daha sonra ise Ninevalılar kafilesi ile beraber hareket geçmişti. Vahab Kerbela'da yeni yeni İslam'a yönelse de imanı o kadar basiret dolu ve derindi ki canını bile efendisi ve İmam'ı için vermeye hazırdı. Vahab'tan önce onun ailesi bu yola gönül vermişti. Düşmanlar İmam Hüseyin as'ın çadırlarındaki psikolojik güvenliği bozmak için Vahab'ın başını kestiği zaman ve annesine verdiği zaman annesi tam bir cesaretle şöyle demişti: " Allah yolunda verdiğimizi iade almayız. "
İmam Hüseyin as'ın bir diğer yareni Said bin Abdullah Hanefi ise düşman ile savaşırken İmam Hüseyin as'a hitaben şöyle dedi: " Ant olsun ki, öldüğümü bilsem ve bir kez daha yaşasam, tekrar canlı olarak yakılacağımı ve parçalanacağımı bilsem ve 70 kez aynı şekilde öldürüleceğimi bile bilsem senden ayrılmam. Yoluna devam ederim! Neden mi böyle yapıyorum? Ben ölürüm ancak kalıcı olan sonsuz keramet elde ederim. "
İran İslam Cumhuriyeti kurucu lideri İmam Humeyni'nin ifadesi ile işte bu Hüseyni şevk ve tutku, İran İslam İnkılabının zaferine yol açmıştır. İmam Humeyni bu hususta şöyle buyurmuşlardır: " Aşura, şevki ve tutkusu ve patlayıcı gücü olmasaydı böyle örgütlenmemiş ve geçmişte görülmemiş kıyamın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği de belli olmayacaktı. "
İster asker ister öğrenci, ister yaşlı ister genç ister bekar ister yeni damat toplumun her kesimi İmam Humeyni'nin daveti üzerine savunma ve saldırganla mücadele için Lebbeyk diye cephelere koştu. Bu kesimler savaşa tam cesaretle katılarak Kuran-ı Kerim'deki bu ayeti tam olarak gözler önüne serdiler: " « وَلاَ یَخْشَوْنَ أَحَداً إِلاَّ اللهَ وَکَفَى بِاللهِ حَسِیباً؛
"...Allah'tan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter." (Ahzap 39)
Kutsal Savunma yıllarında güçlerin yardımlaşması, mütevazı olmaları yaygın bir davranıştı. Her daim savaşmalarına ve yorgun bitkin düşmelerine rağmen genellikle geceleri sabahlıyor, daha az yemek yiyor ve daha az uyuyorlardı. Cephede hüküm süren kültür çalışma ve çaba gösterme kültürü idi. Herkes sadece ona bırakılan işi değil elinden gelen faydalı olacak her işi yapardı.
Kutsal Savunma yıllarındaki mücahitlerin çoğu kara kamuflaj sade kıyafetini giyer bazıları da yeşil renkli Devrim Muhafızları ordusu kıyafetini giyerlerdi. Bazıları da kaplan şerit kamuflaj kıyafetleri giyerdi. Ancak hepsi kara harekatlarına özel giysilerdi. Böyle üniformalar sayesinde toplumsal farklılıklar kapanırdı ve herkes aynı seviyedeymiş gibi dururdu. Aslında bu kıyafetler hem kamuflaj sağlıyordu hem de insanı maddi bağlılıklardan kurtarıyordu. Komutan ile asker arasında da bir fark yoktu. Kefiye ve künye, herkeste bulunurdu. Kefiye, hem gönüllü güçlü olmanın işareti olup hem de havlu, sofra, kilim, yelpaze, mendil ve benzeri olarak kullanılıyordu ancak künye sadece kişinin bilgilerini taşıyordu.
Hicri Kameri 61 yılında sonuna kadar donatılmış Emevi ordusu, maddi ve askeri açıdan güçlü bir süpergüç olarak, maddi ve dünyevi hesaplar üzerinden İmam Hüseyin as'ın yarenlerinin doğru yol seçmelerini sarsmak istediyse de bunu başaramadı. İmam Hüseyin as'ın en kalıcı özelliği zaten kulluğu, ibadetkarlığı ve mabuda koşma arzusu idi. İmam Hüseyin as'ın yarenleri hayatlarının son saniyelerini bile mabuda yaklaşma ve onun rızası için çalışma için bir fırsat olarak görüyor ve münacat ve zikirden vaz geçmiyorlardı. Dini kaynaklar ve metinler, Kerbela'daki bu münacat ve dua ile ilgili güzel anları şöyle anlatıyorlar: " O gece, Hüseyin as ve yarenleri rüku edip secdelere kapılarak, ayağa kalkıp tekrar bükülerek hakkı ibadete odaklandılar. Dualarının fısıldamaları arı vızıltısı gibi duyuluyordu. O akşam ibni Saad ordusundan bazıları İmam Hüseyin as'a katıldılar. "

İşte tam da bu şekilde, sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında, savaş cepheleri insan yetiştirme ve özveri okuluna dönüşmüştü. Sabah ezanına bir saat kala bazıları kalkıp avluya, Hüseyniye'ye giderek sabah ezanına kadar namaz kılıp dua ederlerdi. Nur yüzlü gençler ve yaşlıları yan yana görmek insanı derinden etkilerdi. Genellikle her zaman cemaat namazı kılınırdı. Cemaat imamı olmasaydı bile mücahitlerden biri öne çıkardı ve herkes onun arkasında saflar kurup namazını kılardı. Sabah cemaatinin ardından genellikle sabah töreni düzenlenirdi. Sabah merasiminin ardından da genellikle Kuran okunup dualar edilirdi. Aşura ziyareti okumak ve İmam Hüseyin as'dan medet istemek de adettendi. Ardından Kerbela ile ilgili sloganlar atılırdı.
Mehdi Golirezayi hatıralarında şöyle yazıyor: " Çadırlarımızdaki çocukların çoğu her akşam, gece namazı için kalkarlardı. Onların gizlice karanlıktaki göz yaşlarını imrenirdim. Günlerden bir gün taburumuzun sorumlusu elinde bir koli ile çadırımıza geldi. Koliyi açtı ve ortaya bıraktı ve " Maalesef bireysel malzemeler sıkıntısı yaşıyoruz. İhtiyacı olanlar kıyafetlerden alabilir. Kolide yedi adet gömlek ve pantolon var. " dedi. Bizi cepheye gönderirken kişi başına birer adet zaten vermişlerdi. Ancak hepsi eski ve delik deşikti. Kıyafetlerden almak istedim. Ancak diğer arkadaşları görünce utandım. Kimse de kıyafetlerden almadı. Bir kaç saat sonra tabur sorumlusu kıyafetleri aynı şekilde lojistiğe iade etti.
İran'da İslami Devriminin ilk günlerinden itibaren İslam İnkılabının gerçek izleyicileri, İmam Hüseyin as'ın adı ve hatırası ile dini ve İslami hareketlerini devam ettiren insanlardı. Sanki onlar Aşura destanının her anından dersler çıkarmış ve İmam Hüseyin as yarenleri gibi vefakar, sabırlı ve dirençli idiler. İnsanlar büyük destanlarını imamları ve liderlerinden vaz geçmeyen mertlerin hatıraları ile yaşattılar ve şöyle dediler: " Sizin yolunuzda bin kere de ölsek ve yine dirilsek yine de sizinle beraber olacağız. "
Irak Baas Rejiminin İran'a dayattığı savaş 8 yıl sürse de sonunda mücahitlerin özverisi ve fedakarlığı, şehitlerin kanı sayesinde tıpkı Kerbela şehitlerinin değerli kanı sayesinde destansı bir şekilde bitti. Sanki kutsal savunma yıllarındaki mücahitler Kerbela çölündeki şehitlerin ayak izlerine ayak basmışlardı. Hak ve adalet arayışı içerisinde Hüseyin as ve Ehlibeyti'ne lebbeyk diyerek insanlar bu destanı yazmışlardı.