Şafak’ta On Gün (2); İslam inkılabının bölgede İslami hareketlerin şekillenmesinde etkisi
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i197524-Şafak’ta_on_gün_(2)_İslam_inkılabının_bölgede_İslami_hareketlerin_şekillenmesinde_etkisi
Yirminci yüzyılın başlamasından henüz 13 yıl geçmişken, dünya halkı birinci dünya savaşı olarak bilinen korkunç bir savaşa şahit oldu.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Şubat 02, 2022 10:20 Europe/Istanbul

Yirminci yüzyılın başlamasından henüz 13 yıl geçmişken, dünya halkı birinci dünya savaşı olarak bilinen korkunç bir savaşa şahit oldu.

Birçok ülke isteyerek veya istemeyerek bu savaşa karıştı. Bu savaşın İslam dünyası için sonucu Osmanlı imparatorluğunun çöküşü ve İslam beldelerinin sömürülme sürecinin başlamasıydı.

 

Yüce Allah Hadid suresinin 25. ayetinde şöyle buyuruyor:

Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik.

 

 

Değerli dostlar ve adalet talep dinleyicilerimiz, hepinizi en içten selamlarımızla selamlıyoruz. Bugünkü sohbetimizde İslam inkılabının bölgede İslami hareketlerin şekillenmesinde etkisini gözden geçirmek istiyoruz.

 

Yirminci yüzyılın tarihinin de şahadetine göre bu yüzyıl dünya genelinde bazı zorba devletlerin ve ülkelerin sultacılığı doğrultusunda savaşlarla beraber olan bir yüzyıl olmuştur. Yirminci yüzyılın macera dolu ömrünün üzerinden henüz 13 yıl geçmişken, dünya halkı birinci dünya savaşı olarak bilinen korkunç bir savaşa şahit oldu. Birçok ülke isteyerek veya istemeyerek bu savaşa karıştı. Bu savaşın İslam dünyası için sonucu Osmanlı imparatorluğunun çöküşü ve İslam beldelerinin sömürülme sürecinin başlamasıydı. Osmanlı imparatorluğunun birçok beldesi bu kez yeni bir zulümle karşı karşıya kaldı ve ufak ülkelere bölünerek savaşın galip tarafları olan İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin arasında paylaşıldı.

Bu topraklarda üniter bir İslam devletinin yeniden kurulmasından korku duyan İngiltere ve Fransa görecede kurulan yeni küçük devletlere siyasi bağımsızlık sundu, ama gerçekte bu ülkelerde sırf onların çıkarlarını koruyan ve istedikleri politikaları uygulayan zümreyi iktidarın başına geçirerek bu ülkelerin üzerinde iktisadi ve kültürel sultalarını ve milli zenginliklerini yağmalamayı sürdürdü.

Bu arada bölgede önemli stratejik konumu bulunan Mısır İngiltere sömürüsünün altına girdi. Yine aynı yıllarda İngiliz devleti Balfour bildirgesini yayımlayarak siyonistlerin Filistin topraklarını işgal etmelerine gerekli zemini hazırladı.

 

1. dünya savaşı sırasında İran'da kaydedilen büyük açlık sahnesi

 

Gerçi İran birinci dünya savaşının başlaması ve yayılmasında rol ifa etmedi, ancak coğrafi konumu ve bu arada krallarının kifayetsizliği yüzünden İngiliz ve Rus askerlerin cirit attığı alana dönüştü, öyle ki savaş yılları boyunca İran’ın hemen hemen tümü İngilizlerin işgali altındaydı.

Yirmi yıl sonra dünya bu kez ikinci dünya savaşına şahit oldu. Bu savaş altı yıl sürdü ve sonucu Amerika ve Sovyetler Birliği’nin iki süper güç olarak güç kazanması oldu ve yine Müslüman ülkelerin payı kıtlık, hastalık, talan ve sömürüden başka bir şey olmadı.

 

Öte yandan ecnebi güçlerin İslam ülkelerine gelmeleri ve bu ülkeleri kültürel açıdan ele geçirmeye çalışmaları üzerine İslam ülkelerinde kendi halkını esaretten kurtarmak için Marksizm, Sosyalizm, Liberalizm ve diğer maddi temelli İsm’ler gibi ideolojilere sarılan bazı örgütler türemeye başladı. Bu örgütlerden bazıları tamamen İslami kimliklerini unutarak çareyi Batı’nın ve Batı kültürünün kucağına sığınmakta buldu, bazı örgütler ise İslam ve Batılı İsm’lerin bileşimi yeni ideolojileri gündeme getirmeye başladı.

Cemal Abdulnasır

 

Buna karşın o günlerde Şii ve Sünni alimlerin arasında bazıları hâlâ asil İslami öğretilere geri dönmek üzere çaba harcayan alimler vardı. Bu çerçevede bazı İslam ülkelerinde çok sayıda büyük müslih insanlar ortaya çıktı. Bu müslih insanların en önemli olanlarından biri Seyyid Cemaleddin Esedabadi’ydi. İran ve Irak dini ilimler merkezinde eğitim alan Esedabadi tüm ömrünü İslam ülkelerine seyahat etmeye adadı. Esedabadi sürekli Müslümanları Batı’nın siyasi, iktisadi ve kültürel sultası konusunda uyarmaya çalıştı.

Seyyid Cemaleddin Esedabadi Afganistan’da gazete ve dergi yayımladı ve dini ve tarihi kitaplar yazdı. Esedabadi Hindistan’da maddi ideolojiler ve Vahabi tarikatının sapkın düşüncesi ile mücadele etti ve en son Mısır’da kısa sürede halk arasında yoğun ilgi gören bir parti kurdu. Bu durum sömürücüleri dehşete düşürdü ve bu yüzden onu Mısır’dan ihraç ederek partisini kapattılar. Esedabadi Mısır’ın sırf krallara övgü yağdıran saray edebiyatını halk edebiyatına çevirdi ve mazlumların haklarını savunma uğrunda kullandı.

 

İran’da Seyyid Cemaleddin Esedabadi’nin düşünceleri, Şia alimlerin önderliğinde meşruta inkılabı ile sonuçlandı. Bu inkılap İran’da saltanat rejimini kısa süreliğine meşruta saltanatı rejimine çevirdi. Yine bu inkılabın etkisi ile İran’da ilk kez milli şura meclisi kuruldu; gerçi bu meclis de halkçı olmaktan ziyade kralın hizmetinde olan formalite bir meclisti.

 

Seyyit Cemaleddin Esedabadi

 

1952 yılında Mısır’da Cemal Abdulnasır askeri bir darbe yaparak saltanat rejimini feshetti ve sömürücülerle mücadele etmeye başladı. Cemal Abdulnasır uzun yıllar bölgede Arap dünyasının en sevilen lideriydi, ancak daha sonra Arap milliyetçiliği ve ekonomide sosyalist ideolojinin hakim olması Mısırlı Müslümanların Seyyid Cemaleddin Esedabadi’nin gösterdiği öz İslam yolundan sapmalarına yol açtı.

 

Küresel siyonizmin 1948 yılında Filistin topraklarına tecavüzü başladığı günden itibaren Müslümanlar çeşitli yollara başvurarak bu zulmü bertaraf etmeye çalıştı; ancak bazı Arap rejimlerinin liderlerinin pasifliği, bağımlılığı ve kifayetsizliği yüzünden bu rejimlerin hiç biri kutsal Filistin topraklarını koruyamadı. 1967 yılında Mısır, Irak, Ürdün ve Suriye siyonist rejim İsrail’e karşı dörtlü bir ittifak kurdu, ancak bu ittifak sadece altı günde ağır bir yenilgiye uğrayarak savaşı kaybetti. Bu yenilgi Mısır’da Cemal Abdulnasır’ın çöküşüne zemin oluşturmakla beraber dünya Müslümanlarını da hüsrana uğrattı.

Bu arada İranlı Şii Müslümanların Kum dini ilimler merkezlerinin fakihlerinden birinin önderliğinde kıyam haberi tüm dünyaya yayıldı. Bu büyük alim, hayatını İslam ve Müslümanlara adayın ve zulümle mücadele eden Ruhullah Musevi Humeyni’ydi.

 

İmam Humeyni -ks- gençlik çağında Kum ve Necef dini ilimler merkezlerinde eğitim almış ve 27 yaşında içtihat derecesine nail olmuş ve şimdi kelimenin tam anlamı ile büyük bir arif ve mücahit olmuştu.

İmam Humeyni -ks- tedris ve dini kitap telif etmenin ve İslam dünyasının gelecek alimlerini yetiştirmenin yanı sıra İran’da zalim Pehlevi rejimi ile mücadeleye başladı. Pehlevi rejimi İngiltere’nin himayesi ile kurulmuş ve ABD ve korsan İsrail’in destekleri ile bekasını sürdürmüştü.

 

İmam Humeyni’ye -ks- göre bencillik ve Allah için kıyam etmeyi terk etmek, Müslümanları bu hale getiren ve zorbalara onlara musallat eden etkendi. İmam -ks- eserlerinde dünyanın tüm Müslümanlarının velayeti fakihe uymalarını öngören bir tezi gündeme getirdi. Veliyi fakih en alim, en cesur ve çağının tüm durumlarını bilen bir alim olmalıydı ve İmam bunu Müslümanların zafer sırrı olarak açıkladı.

Dünya Şia Müslümanların büyük alimi ve taklit mercii Ayetullah Burucerdi vefat edince, İmam Humeyni -ks- sosyal ve siyasi faaliyetleri yüzünden İran milleti arasında büyük ikballe karşılandı. İmam’ın Pehlevi rejiminin gayri meşru uygulamalarını kınayan sert konuşmaları ve tutumu aydın bir geleceğin habercisiydi.

Araplarla siyonist İsrail arasında yaşanan altı günlük savaşın ardından İmam Humeyni -ks- korsan İsrail ile her türlü ticari ve iktisadi iş birliğini ve İslam ülkelerinde İsrail ürünlerinin tüketimini haram ilan eden tarihi bir fetva yayımladı. İmam ayrıca bir başka fetvasında Şia Müslümanların Filistinli mücahitlere sadaka ve zekat ödemelerini caiz ilan etti; böylece ilk kez Şia Müslümanların Şia olmayan Müslümanlara zekat ödemesi caiz ilan edilmiş oldu.

İran İslam inkılabı ise 1979 yılında İmam Humeyni -ks- önderliğinde nihai zafere kavuştu ve bu zafer dünya Müslümanlarının gönlünü ve gözünü parlayan bir nur misali aydınlattı ve istibdat ve sömürüden kurtuluş umudunu ikiye katladı.

İran İslam inkılabı zafere kavuşunca Şia Müslümanlar dünyanın her yerinde dini kimliğini yeniden kazanarak bu kimlikle övünmeye başladı. Öte yandan Batılı İsimlerden onlara hiç bir fayda sağlanmayacağını anlayan birçok Sünni Müslüman da öz İslam çerçevesinde kurtuluşa yeni bir yol buldular. Lübnanlı Şia Müslümanlar İmam Humeyni’yi -ks- veliyi fakih olarak benimseyerek birlik oldular ve İmam’ın onayı ile günümüzde Hizbullah adı ile anılan bir yapılanmaya gittiler. Bugün Hizbullah hareketi gaspçı rejim İsrail’in en büyük ve en güçlü düşmanıdır.

Filistin’de de İran İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra çok sayıda mücahit grup kuruldu. Bu gruplar Sünni Müslümanlardan oluşmasına karşın İmam Humeyni -ks- ve ülkülerine sevgi beslemeye ve mücadele yöntemlerinde İmam’ı ve arkadaşlarını örnek almaya başladılar.

İran İslam Cumhuriyeti hatta dünyanın süper güçleri ile savaştan kaynaklanan zorlu şartlarda bile mazlum Filistin milletine desteğini kesmedi. İran milleti sekiz yıl süren amansız savaşta elleri boş olduğu halde dünyanın süper güçlerine karşı zafer kazanmayı başardı. İran milleti adalet taleplik bayrağını göndere çekerek mazlum milletlere desteğini sürdürdü. İran İslam Cumhuriyeti İslam ülkelerini vahdete ve sömürü ve istibdada karşı birlik olmaya çağırdı. Nitekim İran İslam inkılabı zafere kavuştuktan hemen sonra Afganistan’da Şii ve Sünni Müslümanlar birlik olup Sovyetler Birliği ordusunu yendiler.

Batı yandaşı siyaset meseleleri uzmanları İran İslam inkılabı yakında yok olacağını ileri sürdükleri ve süper güçler İran İslam Cumhuriyeti nizamını devirmek için her gün yeni bir planı gündemlerine aldıkları sıralarda bu inkılap şayeste, cesur ve seçkin bir fakihin önderdiğinde ve halkın desteği ile yüce hedeflerine doğru ilerlemeye devam ediyor. İslam inkılabı ayrıca adalet talep düşüncelerini ihraç etmek ve İslam’ı sosyal ve siyasi bir din olarak tanıtmakla beraber başkalarına zulüm ve istibdattan kurtuluş yolunu da gösteriyor; nitekim bu aydınlatıcı özelliği yüzünden 21. Yüzyılın ilk yıllarında Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn, Tunus ve Cezayir gibi birçok İslam ülkesinde İslami uyanış ve ayaklanmalar yaşandı. Bu ülkelerin insanları siyasi rejimleri İslami temele dayanmasını ve despot rejimlerin dosyalarının dürülmesini istiyordu.

Aslında İslam inkılabının gündeme getirdiği adalet taleplik meselesi sadece İslam beldeleri ile de sınırlı kalmadı ve Batı dünyasında Amerika’da Wall Street hareketi veya Fransa’da sarı yelekliler hareketi gibi hareketleri de tetikledi. Bu hareketlerin hepsi kapitalist düzene karşı başladı. Kapitalist düzen dünyanın süper güçlerinin temelini oluşturuyor ve İslami İran ta baştan bu düzeni gayri meşru ve adaletten yoksun bir düzen olarak görüyordu.

 

Evet, işte böyle İmam Humeyni -ks- haklı olarak İran İslam inkılabını nurun patlaması olarak adlandırdı. Bu seçkin insan geleceğe dönük bakışı ve Allah tealaya tevekkülü ile önümüzde son nefesimize kadar devam etmemiz ve gelecek kuşaklarımıza en iyi şekilde miras bırakmamız gereken bir yol açtı. Biz bu mirasın esas ilkesi İslam ümmetinin velayeti fakih bayrağı altında tek bir ümmet olmaktan ibaret olduğunu asla unutmayız. Nitekim bu ilkeyi gözardı edecek her türlü hareket ya doğru yoldan sapar, ya da çok çabuk yenilgiye uğrayarak tarih sayfalarında unutulmaya mahkum olur. Biz bu değerli ilkeyi korumak için nice canları feda ettik; kuşkusuz bundan sonra da böyle yapacağız. Biz herkesi bu ilahi aydın yolu izlemeye davet ediyoruz.