İslam inkılabının 43. zafer yıl dönümü üzerine - 8
İran İslam inkılabının 43. zafer yıl dönümü dolayısıyla İran’ın bu yıllarda kaydettiği gelişmeleri ve kazanımlarını sizlerle paylaşmak istediğimiz dizi sohbetimizin 8. bölümünde sizlerle birlikteyiz.
İran İslam inkılabının 11 Şubat 1979 tarihinde zafere ulaşması, İran’ın bir kaç bin yıllık tarihinde önemli bir dönüm noktası sayılıyor. İslam inkılabı İran toplumunda siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda köklü değişimlere vesile oldu.
Buna karşın bu inkılabın en önemli etkilerinden biri, askeri ve savunma alanında emsalsiz bir sürecin şekillenmesi ve yeni kazanımların elde edilmesiydi. İslam inkılabından önce Pehlevi döneminde ve özellikle Muhammed Rıza’nın iktidarın başında bulunduğu dönemde onca yüklü silah alımına rağmen ülkenin savunma sanayileri asla gelişmemiş ve İran silahlı kuvvetler başta ABD askeri müsteşarları olmak üzere askeri teçhizatını ve silahlarını özellikle hava ve deniz kuvvetlerinde kullanmakta ecnebi müsteşarlara bağımlıydı.
Buna göre şah rejiminin askeri alanda en önemli sorunu silah ve askeri teçhizat bakımından şiddetle dışa bağımlı olmaktır. Gerçi şah dönemine askeri alanlara yüklü bütçeler tahsis ediliyordu, ancak bu bütçeler sadece silah alımı için harcanıyor ve askeri sanayilerin geliştirilmesine hiç bir yatırım yapılmıyordu. Bu durum doğal olarak İran’a askeri açıdan şiddetle Batı’ya bağımlı hale getirmişti.
Pehlevi rejiminin askeri bütçesi dünya ortalamasının çok çok üstündeydi. Örneğin 1975 yılında İran’ın askeri bütçesi gayri safi milli hasılanın yüzde 12 kadarıydı; oysa aynı yılda dünya ortalaması yüzde 3.8 kadardı.
Öte yandan şah rejimi askeri alanda özellikle silah alımında aşırı derecede para harcıyordu. Oysa aynı dönemde İran sanayi ve tarım alanlarında gelişmeye muhtaçtı. O dönemde petrol fiyatlarının bir kaç kata yükselmesi İran’a emsalsiz ve bir daha tekrarlanmayacak bir fırsat sunmuştu, ancak bu fırsat iktisadi kalkınma uğruna kullanılmak yerine silah alımı ile yok edildi.
Siyaset meseleleri uzmanı Dr. Muhsin Radadi şöyle diyor:
Şah döneminde İran’ın askeri bütçesinin önemli bir bölümü Doğulu ve Batılı silah firmalarından silah alımı ve bu firmaların takviye edilmesi uğrunda harcanıyordu. Ancak İslam inkılabından sonra şimdi bu paralar yurt içinde silah yapımına yatırılıyor ve gerçekte gençlere ve uzmanlara istihdam alanı açıyor. Öte yandan şah rejiminin silah alımı genellikle akılcı değildi şah daha iyi silahlar değil de, daha pahalı silahların peşindeydi. Üstelik şah rejiminin aşırı silah alımı bölgede silah yarışını da tetikledi. Örneğin şah rejiminin silah alımı, Irak’ın Baas rejimini de ordusunu takviye etmek ve eline geçtiği ilk fırsatta İran’a saldırmak için kışkırtıyordu. Nitekim İran İslam inkılabı zafere kavuşup Batılı askeri müsteşarlar İran’dan gidince ve ayrıca silah alımı anlaşmaları da iptal edilince Saddam rejimi İran ordusunun durumu mutlak zafiyet olarak değerlendirildi. Irak diktatörü Saddam bu durum İran’a saldırmak için en uygun fırsat olduğunu düşünerek Eylül 1980’de İran’a karşı geniş çaplı saldırıya geçti.
Saddam rejiminin İran’a dayattığı sekiz yıllık savaş, İran İslam Cumhuriyeti nizamı henüz ayakta durmaya çalıştığı ve askeri ve hatta siyasi açıdan çok yönlü bir savaşa girmeye hazırlıklı olmadığı bir sırada meydana geldi. Buna karşın bu savaş İslami İran için çok değerli ve önemli sonuçları oldu. Sekiz yıllık kutsal savunmanın önemli sonuçlarından biri İran’ın askeri ve siyasi gücünün gün yüzüne çıkması ve küresel istikbar güçlerine karşı direnebileceğinin anlaşılması oldu.
İmam Humeyni -ks- dayatılan sekiz yıllık savaş hakkında şu değerlendirmede bulundu:
Cesur askerlerimiz ve cesur büyük milletimiz hiç kimsenin bu ülkeye sızamayacağını ve bu ülkeye zarar veremeyeceğini ispat etti. Dayatılan bu savaş gerçi ülkemize mal ve can kaybı bakımında ağır zararlar verdi, ama aynı savaş askeri açıdan savunma sanayimizin gelişmesine vesile oldu. Günümüzde askeri ve siyasi çevrelerde bu durumdan caydırıcı güç şeklinde söz ediliyor.
Savaş şartları ve olağanüstü durumlar, baskılar ve ihtiyaçlar İran’ın çeşitli sanayilerinin gelişmesi yönünde çok değerli bir fırsat yakalamasına vesile oldu. Bu doğrultuda dindar ve uzman gençler yenilikçiliği ve yaratıcılığı ile başta hava ve deniz kuvvetleri olmak üzere silahlı kuvvetlerin ihtiyacı olan silah ve askeri teçhizatın imalatı için harekete geçti ve savunma alanında yeni kapasiteleri geliştirmeye başladı.
İranlı genç uzmanların bu faaliyetleri askeri ve savunma alanlarında geniş çaplı faaliyetlerin başlangıç noktası oldu ve şimdi bu alanlarda büyük projelerin hayata geçirilmesine zemin oluşturdu.
Gerçekte dayatılan sekiz yıllık savaşın en önemli bereketlerinden biri savunma sanayilerinde gündeme gelen yenilikler ve başarılar oldu.
Siyaset meseleleri uzmanı Cevad Mansuri bu konuda şöyle diyor:
Kutsal savunma öz güvenimizi geliştirdi ve kendi imkanlarımıza dayanarak ülkemizi yönetebileceğimizi öğretti. Bu öz güven duygusu savaştan sonra çeşitli siyasi, iktisadi ve yeni savunma teknolojilerinde çok belirgin hale geldi.
Kuşkusuz eğer dayatılan savaş olmasaydı ve İran dünya tarafından iktisadi ve siyasi ablukaya alınmasaydı ülkenin askeri ve savunma alanlarında bunca muazzam gelişme kaydedilmezdi.
İran’ın savunma sanayileri savaştan sonraki yıllarda büyük ilerleme kaydetti, öyle ki bugün füze ve İHA gibi alanlarda kendine yeter hale gelmekle kalmadı, yeni askeri teknolojilerde dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer aldı.
Gerçekte Batılı devletlerin İran İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra dayattığı kısıtlamalara ve baskılara rağmen savunma sanayii ve gücü önemli oranda gelişti; öyle ki bugün İran İslam Cumhuriyeti bölgesel büyük bir güç olarak kendisini her türlü bölge içi veya bölge dışı tehditlere karşı savunabilecek güçtedir.
Saddam rejiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne dayattığı sekiz yıllık savaşın sonu İran’ın savunma stratejisinde değişim sürecinde yeni bir dönemin başlangıç noktası oldu. Yeni dönemin en önemli özelliklerinden biri nizamın üst düzey yetkililerinin ülkeyi savunmak üzere caydırıcılığın geliştirilmesini en etkili strateji olarak benimsemeleridir.
Caydırıcılığın kökleri Kur'an'ı Kerim’e dayanır. Allah teala Kur'an'ı Kerim’ın Enfal suresinin 60. ayetinde şöyle buyurmakta:
Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.
Bu ayette düşmanların yüreğine korku salmak üzere mümkün mertebe silah ve kuvvet toplanmasına vurgu yapılması bu imkanların illa ki kullanılması anlamına gelmiyor. Gerçekte bu ayet böylece caydırıcılığın önemini gündeme getiriyor ve düşmanların müminlere saldırmaktan vazgeçmelerine sebebiyet vereceğini vurguluyor.
Kur'an'ı Kerim’in bu buyruğunu yerine getirmek üzere İran İslam Cumhuriyeti son yıllarda sürekli çabaları ile kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ihtiyacı olan askeri teçhizat ve silahların yapımında büyük başarılara imza attı ve şimdi dünya genelinde kendi askeri teknolojilerine sahip olan ve büyük caydırıcı güce kavuşan bir ülke olarak biliniyor.