İslamî insan hakları ve insani keramet günü
İran İslam Cumhuriyeti terörizmin en büyük kurbanı olarak her türlü terör eylemini kınamakla beraber sürekli İslam ülkelerine terörle mücadelede ve insan hakları ilkelerine uymakta İslam ülkelerine örnek olmaya çalışmıştır.
İran İslam Cumhuriyeti İslamî hükümetin simgesi olarak İslam ülkeleri arasında bu bağlamda önemli payı olmuş ve insani keramete ve insan haklarına saygı duyarak, İslamî toplumda İslamî yasaları uygulamış ve İslam dinine göre kadınların ve çocukların konumunu beyan ederek vatandaşların İslam’ın yüce öğretilerine göre haklarının ihya edilmesinde önemli rol ifa etmiştir.
İnsan hakları ve bölgesel ve küresel bazda desteklenmesi, sadece BM’nin değil, aynı zamanda bir çok devletin ve hatta STK’ların ciddi kaygısı olmuştur. Bu arada kültürel çeşitlilik ve farklı ve bazen zıt fikri görüşler ve semavi dinler, bu alanda yeni görüşlerin ve başlıkların gündeme gelmesine vesile olmuştur.
Kültürel çeşitlilik ve farklı görüşler bir yana , bu konuda önem arz eden mesele, tüm peygemberlerin, tevhidi dinlerin, hür insanların ve insan hakları savunucuların üzerine vurgu yaptığı asgari insani standartlara uyulmasıdır.
Başta insan hakları alanında önemli fikri ilkeleri ve temelleri bulunan İslam dini olmak üzere tevhidi dinlerde beşeri yüce değerlere özen gösterilmesi beşeri toplumlara bir çok berekete vesile olmuştur. Bu durum ve modern insan hakları ile köklü ihtilaflar ve mezheple çelişkisi, İslamî düşünürleri insan haklarına İslam’ın yüce öğretileri açısından yaklaşmaya yöneltti ve bu çabaların sonucu da uluslararası İslamî insan hakları bildirgesinin onaylanması oldu.
Gerçi İslam ülkeleri İslamî insan hakları bildirgesi onaylandıktan sonra bu bildirgede yer alan yüce ilkelere bağlı kalmaya ve insanların temel haklarını desteklemeye söz verdi, fakat tarihhh, bazı İslam ülkelerinin bu konuya karşı duyarsız kaldığını ve hatta gaflet sergilediğini veya bazen insan hakları ihlallerinin bu ülkelerin maddi manevi destekleri ile yaşandığını ortaya koydu.
Öte yandan İslam bayrağı altında türeyen ve bu semavi dini karalamak için İslamofobia projesine hizmet eden radikal tekfirci terör örgütleri özellikle son dönemde İslam dini ve müslümanlardan bu ilahi rahmet dinini tanımayanların gözünde çok kötü bir imaj yarattı.
Bu arada İran İslam Cumhuriyeti terörizmin en büyük kurbanı olarak her türlü terör eylemini kınamakla beraber sürekli İslam ülkelerine terörle mücadelede ve insan hakları ilkelerine uymakta İslam ülkelerine örnek olmaya çalışmıştır.
İran İslam Cumhuriyeti İslamî hükümetin simgesi olarak İslam ülkeleri arasında bu bağlamda önemli payı olmuş ve insani keramete ve insan haklarına saygı duyarak, İslamî toplumda İslamî yasaları uygulamış ve İslam dinine göre kadınların ve çocukların konumunu beyan ederek vatandaşların İslam’ın yüce öğretilerine göre haklarının ihya edilmesinde önemli rol ifa etmiştir.
Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti hatta İslamî insan hakları bildirgesi yayımlanmadan önce de İran anayasasında ve yine medeni ve ceza kanunlarında insan hakları ilkelerine saygı gösterme ilkesine yer vermiş ve hatta bir dizi oturum ve milli ve uluslararası düzeylerde konferanslar düzenlemiş ve düşünürlerin ve araştırmacıların emeklerine destek vermiş ve bu konu ile ilgili kitapları ve makaleleri yayımlayarak İslam’ın insan haklarına hakiki yaklaşımını aydınlatma yolunda önemli adımlar atmıştır.
İran takviminde bir günü İslamî insan hakları ve insani keramet günü olarak adlandırmak ve bu günde uluslararası konferans düzenlemek ve İslamî insan hakları alanında faaliyet yürüten aktivistleri ödüllendirmek, hepsi İran İslam cumhuriyetinin insan hakları meselesine verdiği önemin işaretleri sayılır.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei de sürekli İslamî insan hakları meseleleri üzerine özel vurgu yapmış ve geçenlerde bir konuşmasında da günümüzde küresel istikbar insan haklarını savunma maskesi altında her türlü cinayeti işlediği ve yine insan hakları bahanesi ile bir çok ülkeye zulümler reva gördüğü bir sırada İslamî insan haklarının kurulmasını gerektiğini ve büyük bir ciddiyetle tüm dünyada gündeme gelmesi ve İslam’ın insanlara ve haklarına ne denli değer verdiğinin izah edilmesi gerektiğini ve böylece insan haklarını savunduklarını ileri süren sahtekarların kimin gerçekten insan, kadın ve çocuk haklarını savunduğunu anlamalarını sağlamak gerektiğini vurguladı.
Bu yıl yine geçmiş yıllarda olduğu gibi İslamî insan hakları ve insani keramet günü dolaysıyla çeşitli etkinlikler ve oturumlar hem devlet erkanları tarafından ve hem STK’larca düzenlendi.
2 Ağustos Salı günü Kum kentinde düzenlenen uluslararası İslamî insan hakları seminerinde İslam açısından hukuk ve sorumluluklar, İslam açısından hayat hakkı, İslam’da azınlık hakları, İslam’da kadın ve çocuk hakları, İslamî ve Batılı insan hakları farklılıkları gibi başlıklar ele alındı.
Oturumda, masum imamlar fıkhi uzmanlık merkezi Başkanı Ayetullah Muhammed Cevad Fadıl Lenkerani, anayasayı kollama ve koruma konseyi ve bilgeler meclisi üyesi Dr. İsmaili, İslamî kültür ve düşünce araştırma merkezi Başkanı Ayetullah Reşat, dini ilimler merkezleri müderrisler camiası üyesi Ayetullah Ebulkasım Alidust, Kum eyaleti adliye Başkanı hüccetülsilam Halili, Endonezya insan hakları milli komisyonu komiseri prof. Hafız Abbas ve Bangladeş’in Dakka üniversitesi öğretim üyesi prof. Ahsan Han birer konuşma yaptı.
İran dini ilimler merkezleri Başkanı Ayetullah Arafi, uluslararası İslamî insan hakları seminerinde dini ilimler merkezlerinin en önemli görevi,felsefe, kelam ve fıkıh ilimlerinin sınırlarını genişletmek ve ayrıca yeni ilmi alanlara girmekten ibaret olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
İslamî insan hakları ilkelerine ancak İslamî ilimlerimiz derin ve asil metadolojiye göre genişlediğ ve yeni sınırlara ulaştığı ve günümüz dünyasına uygun söyleyecek söz bulduğu zaman ulaşabiliriz. Kelam ve fıkıh gibi asil ve gani mirasımızla beşeriyetin ihtiyaç duyduğu yeni arenalara girmek bizim görevimizdir. Özellikle ülkemiz İslamî medeniyeti ihya etme yolunda hareket ettiği bir sırada bu hareket İslamî ilimlerin sınırlarını gelişletmeye ve fıkıh ve kelam ilimlerinde yeni alanlarla ilgilenmeye ihtiyaç duymaktadır.
İslam dünyası, dini ilimler merkezleri, müslüman düşünürler ve alimlerin insan hakları alanında alimane, hikmetli ve aktif bir şekilde hareket etmeleri gerektiğinin altını çizen Ayetullah Arafi konuşmasına şöyle devam etti: şimdi ardık pasif ve yüzeysel tutumlardan sıyrılma ve akıl, mantık sermayeleri ve ilahi eğilimlerle düşüncelerimizi ve görüşlerimize yeni bir arenada ve insan hakları konusunda sunma zamanı gelmiştir, böylece pasif konumdan kurtulur ve öz İslam söylemini fıkhi ve felsefi ilkelerden elde ederek günümüz dünyasına sunabiliriz.
Gerçekte İslamî insan hakları alanında geniş kapsamlı bir teze ulaşabilmek için insan tanımı ve dünya tanımı alanlarında felsefi ilkeleri ele almak gerekir ve bunun için Kur'an'ı Kerim ve içinde zengin tartışmaların yer aldığı ehli beyt –s– rivayetlerinden yararlanabiliriz.
Kur'an'ı Kerim ve hadisin İslamî insan hakları alanında maarif temelinde tealimi ve bu tealimin düzenli hale getirilmesi, ciddi adımları bekleyen bir zarurettir. Aslında insanların sağlığı, toplumun güvenliği, hürriyeti, meslek ve konut gibi konuların seçiminde özgürlük, özel yaşam, onur, kişilik, insani keramet, namus, özel mülkiyet, ahid ve sözleşme, emanet, düşünce, genel manada talim ve terbiye, kişilerin özel sırları ve özel yaşam alanı, iktisadi refah ve yaşam standartları, görüş beyan etme ve eleştirme hakkı, sosyal ve siyasi yaşamın şekillenmesine ortak olma hakkı, hepsi İslamî insan hakları kapsam alanına giren konulardır ve hepsinin hakkında İslam’ın fıkhi ve ahlaki tartışmalarında gerekli ve yeterli maarif bulunmaktadır. Eğer felsefe, kelam, fıkıh ve hukuk alanındaki düşünceleri öz İslam’ın düşünceleri ile bir araya getirecek olursa, günümüz dünyasına sunabileceğimiz çok gani bir maarif dünyası ile karşılaşırız.
İran yargı erkine bağlı insan hakları merkezi, İslamî insan hakları ve insani keramet günü dolaysıyla yayımladığı bildiride şöyle diyor:
İslamî insan hakları tevhid gibi öğretileriyle beraber kendi içinde diğer insan hakları anlayışları ile rekabet edebilme gücünü geliştirir. Tevhid İslamî insan hakları bildirgesinin en önemli maddelerinden biri olarak müslümanların manifestosunun en yüce ilkesidir. Bu ilke İslamî bakış açısından göre tüm insanlara aittir ve insanların fıtri hakkıdır. Tevhid hiç bir millete veya kavime özgü değildir ve tüm beşeriyete aittir. İslamî insan hakları bildirgesinin evrensel insan hakları bildirgesi ile farklılıklarından biri, İslamî bildirgede insanın cismi ve canı korunması gerektiği ve her insanın hayat hakkı olduğu gibi düşüncesi ve ruhu de yüce değeri var olduğu ve korunması gerektiğine vurgu yapılmasıdır. Eğer İslamî insan hakları bildirgesi insanları zincire vurulmak veya bastırılmaya karşı destekliyorsa ve sosyal ve ideolojik esaretten kurtarıyorsa, bunun tek sebebi tevhid öğretilerine dayanmasıdır.
Bu arada 3 Ağustos Çarşamba günü İran’ın önde gelen yetkililerinin katılımı ile İslamî insan hakları ve insani keramet günü dolaysıyla büyük bir etkinlik düzenleniyor. Etkinlikte yargı erki Başkanı Ayetullah Amoli Laricani bir konuşma yapıyor. Etkinliğin devamında ise İslamî insan hakları aktivistlerininödülleri dağıtılacak.015