Dünya edebiyatı, Fars dili ve şiirinin mirasçısı
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i40384-dünya_edebiyatı_fars_dili_ve_şiirinin_mirasçısı
Hş. Takvimine göre her yıl 27 Şehriver Fars şiiri ve edebiyatı günü olarak kutlanıyor. Şiir ve edebiyat İran milletinin kültürel kimliğidir ve ta eski çağlardan günümüze dek İran diyarı dünyada güzelliklerin ve sevginin yanı sıra şiir ve edebiyat diyarı olarak tanınmıştır.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ekim 01, 2016 08:11 Europe/Istanbul

Hş. Takvimine göre her yıl 27 Şehriver Fars şiiri ve edebiyatı günü olarak kutlanıyor. Şiir ve edebiyat İran milletinin kültürel kimliğidir ve ta eski çağlardan günümüze dek İran diyarı dünyada güzelliklerin ve sevginin yanı sıra şiir ve edebiyat diyarı olarak tanınmıştır.

Evet, bugün Fars şiiri ve edebiyatı günüdür. Şiir ve edebiyat İran milletinin ta eski zamanlardan beri kültürel kimliğini simgelemektedir. Fransız çağdaş şair Abel Bonar bu konuda şöyle diyor:

Tüm Asya ülkelerini gezen ve hepsinde seyahat ederek insanları ile tanışan bir seyyah, Hint felsefesinden sarhoş olabilir, Çin’in azametinden hayrete düşebilir ve Japonların dehasını takdirle karşılayabilir, ama hiç kuşkusuz İran diyarının sanatı karşısında büyülenir ve tüm sanat dallarında zirveye tırmanan bir millet bunlardan birine daha fazla gönül vermiştir ve o da şiir ve edebiyattır.

Şark diyarında şiir ve edebiyatın dünyaca tanınması İran’da Gaznevi krallığı ve Batı’da Haçlı savaşların dönemine dayanır. Şarkiyatçıların anlattığına göre İran şiiri, kıssaları ve efsaneleri İspanya üzerinden ortaçağ avrupasının geleneksel edebiyatı ile tanıştı ve onun bir parçası haline geldi ve Batılı insan şark diyarına, esrarengiz topraklarına ve müslüman milletlerine özel ilgi duymaya başladı, öyle ki bu ilgi ortaçağ Avrupa’sının bir çok masal ve öyküsüne yansıdı.

Fransız şarkiyatçı Grousset İran hakkında şöyle yazıyor:

Eğer yabancı biri olarak İran hakkında görüş beyan etme hakkım olursa, şunu söylemeliyim ki İran beşeriyetin üzerinde büyük hakkı vardır, zira tarihin de şahadet getirdiğine göre İran güçlü kültürü ve İslamî zarafeti ile asırlar boyunca milletlerin arasında uzlaşma, anlaşma ve dayanışma yaratan bir devlettir, öyle ki hepsi ortak bir felsefe, düşünce ve ülkü etrafından birleşmiştir. Nitekim İran şiirleri ve düşünceleri sayesinde çeşitli ırklara mensup olan insanlar ortak iman ve inanca kavuştu. İranlı şairler tüm dünyayı şiire doyurdu. İranlı şairlerin beyan ettiği duygular, kesinlikle bir Fransızı bir Hindistanlı gibi ve bir Türkü bir Gürci gibi etkilemektedir. İranlı arifler müslüman oldukları halde bir hristiyanın kalbinin atışlarını bir Bırahmainin kalbi kadar arttırabiliyor ve bu açıdan tüm beşeriyete ait olduğu söylenebilir.

Çek düşünür Yerji Beçka şöyle diyor:

Fars edebiyatı dünya genelinde aşk edebiyatında birincilik ünvanını elde etmiştir ve Fars şiirin bin yıllık mazisinde en üstün makam ve en seçkin mevki Hafız’a aittir. Hafız kesinlikle bu alanda dünya edebiyatı ve tarih boyunca en büyük şairdir.

Hafız’ın şiirlerine hayran ve aşık olan Almanların büyük şairi Gote, Hafız’ın kardeşi olmayı arzu edecek kadar bu İranlı şairlerin şiirlerine hayran olmuştur. Gote ebedi eseri Şark divanında şöyle diyor:

Ey Hafız, senin sözün büyük ebediyet gibidir, zira başlangıcı ve sonu yoktur. Senin kelamın gök kubbesi gibi sadece kendi ayakları üzerinde durmaktadır ve her şey kemal ve cemalin doruk noktasına ulaşmıştır. Sen içinden her an bir dalga bir önceki dalganın ardından yükselen şiir ve neşenin pınarısın. Senin dudakların her daim buse kondurmaya ve ruhun nağmeler beslemeye ve gönlün sevmeye amadedir.

Alman şair Gote şöyle devam ediyor:

Eğer dünyanın sonu gelecek olursa bir tek arzum, seninle ve senin yanında ve senin kardeşin gibi olmak ve mutluluğunu ve acını paylaşmak ve senin gibi sevmektir ey semavi Hafız, zira bu benim yaşamımda büyük onur ve hayat sebebidir. Ey Hafız, senin gazel yazma yöntemini taklit etmek istiyorum, senin gibi kafiye yapmak ve gazelimi senin inceliklerin gibi bezemek istiyorum. Önce manayı düşünmek ve ardından sözcüklere dökmek istiyorum. Görecede aynı ama manada farklı olmadıkça hiç bir kelamı kafiyede iki kez getirmek istemiyorum. Tüm bu kurallara uymak ve böylece senin gibi şiir yazmak istiyorum, ey dünya şairlerinin takdir ettiği büyük şair.

Hafız’ın şiirleri Almancaya çevrildikten sonra bir çok düşünür şark diyarının bu harikulade insanına hayran bıraktı. Nitche, Hafız’ın şiirlerini muhteşem bir saraya benzetiyor. Hafız’ın şiirleri Nitche’yi Hafız’dan harikulade bir varlık olarak söz edecek kadar etkilediği anlaşılıyor, öyle bir varlık ki Nitche’ye göre bir daha dünyaya geleceği imkansız gibi gözüküyor ve o kadar imkansız ki bir ferde dağ doğurdu denecek kadar imkansızdır. Bu anlatım Nitche’nin Hafızdan ne kadar çok etkilendiğini açıkça ortaya koyuyor.

Fransız düşünür Foşe Dokor adeta Hafız’ın şiirleri ile yatıp kaldığı anlaşılıyor. Dokor şöyle diyor: Hafız’ın şiirleri yaşamın tüm anları içindir. Hafız’ın aşk beyanı İslamî çerçevede şekillenmiş ve güçlü bir tevhid çerçevesinde yer alır. Aşkın muhatabı ise yegane bir varlıktır ve aşk da, mükemmel, tek, kıskandıran ve başkalarına yabancı olan bir aşktır. Hafız’ın aşkı ise arifane bir ortamdan alıntıdır.

Dünyada doğudan batıya, tüm büyük düşünürlerin hayranlık duyduğu şey, Fars edebiyatında büyük şairlerin şiirlerine yansıyan yüce düşüncelerdir. Bugün Hayyam’ın felsefi soruları, Mavlana’nın arifane aşkı, Firdevsi’nın düşüncesi ve Sadi’nin hikmeti dünyada bir çok taraftarı olan özelliklerdir.

Bir dönem Hayyam’ın İngiliz Fits Jerald tarafından çevrilen rübaileri, incil ve Şekspiyer’in eserlerinden sonra dünyanın en çok satan kitabı oldu. Bu eser basit bir şiir olma durumunu aşarak bir şiara dönüştü ve bir çıkış ve şahlanışın simgesi haline geldi, öyle ki 20. Yüzyılda İngiltere ve Amerika’da bu eserin bulunmadığı hiç bir ev veya öğrenci dolabı kalmadı. Hayyam Avrupalı insanın evine girmiş ve eseri onların en önemli kitabı haline gelmişti, öyle ki İngiliz askerler iki dünya savaşı sırasında bu kitaber beraberinde götürüyordu.

Hayyam’ın İngilizceye çevrilen eserini okuyan İngiliz şair Richard Luga şöyle diyor:

Belki rübainin kendisi bir çiçek olmadığı ve gülün kırmızı yaprakları olduğu söylenebilir, öyle ki bunların bir araya gelmesinden bir çiçek oluşmuş ve belki de Fits Jerald’ın çevirisi bu çiçeğin açması şeklinde tabir edilebilir. Çiçeğin yaprakları İran’dan gelmiş, fakat İngiliz bir büyücü büyüsünü kullanarak onları ruhu okşayan bir güle çevirmiştir. Bu gül yüz bir yapraktan oluşur ve güzelliği ve hoş kokusu bakımından hiç bir çiçek ona benzememektedir.

İranlı büyük arif ve şaif Mevlana’nın şiirlerinin çevrilmesi de dünya edebiyatında büyük bir devrim sayılır. Şems’in şiir divanının çevirisi uzun süre yok satan eser olarak kalmıştır. Bugün dünya Mevlana’nın mesajını almış ve bu şairin aşk fısıltılarından sarhoş olmuştur.

Herman Ete şöyle anlatıyor: Sema, feleğin çarkından bir sırdır ve ilahi aşkten sarhoş olan bir ruhun dönmesidir. Mevlana toplu halde düzenlenen bu dansın harmonik hareketlerinden coşup ilahi vahdet sırrına kavuşma şevkine ulaştığında, büyük şiir divanını oluşturan o değerli sonsuz irfani gazellerini yazmaya başlıyordu. Bu divan, şiirleri mana ve ifade güzelliği ve beytlerin uyumu bakımından dünya edebiyatının en değerli gevheri sayılan bir divandır.

İranlı büyük şair Firdevsi’nin Şahname adlı eseri hiç kuşkusuz beşeri dehanın en muhteşem şaheserlerinden biridir ve Homer ve Dante gibi evrensel hamasetlerle boy ölçüşür ve şiir gücü, zarafeti, paklığı, aydınlığı, narinliği, tarzı ve dili itibarıyla Yunanlı şairlerin en seçkin eserleri ile eşdeğerdedir. Başta Rus şarkiyatçılar olmak üzere dünyanın en ünlü şarkiyatçıları Firdevsi’nin Şahname’sini dünya edebiyetinin hazinesinde eşi bulunmaz incisi olarak tanımlıyor. Rus İran bilimcisi ve edebiyatçı Bertles şöyle diyor: Dünyada İranlı kavramı var olduğu müddetçe, büyük şair ve kalbindeki yakıcı aşkı vatanı uğruna feda eden Firdevsi’nin adı da ebediyen var olacaktır. Firdevsi Şahname’yi yüreğinin kanı ile iyazdı ve bu bedeli ödeyerek İran milletinin sevgi ve saygısını kazanmanın yanında dünya edebiyat hazinesine en değerli ve eşsiz inciyi sundu.

Çek şarkiyatçı ve düşünür Jan Ripka ise Firdevsi’yi, Şahname’nin ünlü İranlı pehlivanı Rüstem’ne benzetiyor ve bu Rüstem Fars edebiyatı için büyük emek harcadığını kaydediyor. Ripka şöyle anlatıyor: Firdevsi Fars edebiyatında Rüstem gibi boy gösteriyor. Firdevsi’nin adı şarkiyatçıların sonsuz sayıda telifleri ve onun eserinden yaptıkları çevirilerle anılıyor ve uzun süredir Avrupa’da ve genel olarak İran diyarının kültürel sınırlarının en uzak noktalarında bile ün yapan bir şairdir. Şahname’nin öyküsü insanoğlunun bir hamasetini anlatıyor ve bu hamasetin ortaya çıktığı yer, İran tarihidir.

Çek düşünür Ripka şöyle devam ediyor:

Gerçekte Şahname, geçmişlerin tüm geleneklerini, içindeki tüm hayal ürünü mecazi durumlara rağmen birer emanet gibi koruyan değerli bir tarihi belgedir. Bu eser, sadece tarih için değil, aynı zamanda tarihin başlangıcı ve ilkel beşeri toplumların ortaya çıkması gibi durumları incelemek üzere bazı gerçekleri gün ışığına çıkarmaktadır. Bu eser Sasaniler çağında hayat tarzını ve bazı tarihi noktaları, tüm Arap kaynaklardan vesaire kaynaklardan daha iyi aydınlatmaktadır.

Fransız şarkiyatçı Henry Mase de şöyle diyor:

İran’ın tüm hamasetleri arasında Şahname’nin özel meziyeti vardır, zira bir milletin kendi kimliğini ve bağımsızlığını savunması yolundaki tarihi çatışmaları anlatmaktadır. Şahname, bir milletin onuru ve acılarının şiiridir. Bu konu bu eseri dünyanın en değerli edebi eserleri arasına yerleştirmektedir. Ancak Şahname’nin başka değeri de vardır, o da iki farklı dönemi birbirine bağlamaktır. Bir yanda içinde dünyanın en ünlü mezheplerinin ortaya çıktığı eski İran ve öbür yanda yeni İran’ın başlangıcı sayılan 11. Yüzyılın İran’ı vardır. Bu milli hamaset, zerdüşt ve İslam olmak üzere iki farklı dünyayı bütünleştirmiş ve Asya’da yaşanan bir değişimin en etkili yönlerinden birini anlatmıştır.

İranlı büyük şair Sadi’nin Gülistan ve Bustan adlı eserleri de tüm dünyayı hayran bırakan eserlerdir. Sadi insanseverlik temelinde gelişen değerli hikmete sahip olan bir insandır. Gerçekte Batılı insanı en çok hayran bırakan konu, Sadi’nin ahlaki tealimidir. Bu tealim insansevirlik ve insaniyete ve insani şerefe değer vermekten başka bir amacı yoktur.

19. yüzyılda yaşayan Amerikalı yazar ve düşünür Emerson şöyle diyor:

Sadi tüm milletlerin ve alemin tüm kavimlerinin dilinden konuşuyor ve söyledikleri de Humo, Şekspiyer, Servant ve Montini gibi her daim tazedir.

Emerson Gülistan adlı eseri incillerden biri ve dünya diyanetinin kutsal kitabı olarak değerlendiriyor  içinde bulunan ahlak ilkeleri uluslararası genel kanunlar olduğunu ifade ediyor.

Tüm bu anlatılanlar, Fars dili ve edebiyatı ve şiirinin semalarında parlayan binlerce yıldızdan sadece bir kaçıydı.

Fars şiiri ve edebiyatı günü tüm edebiyat ve kültür hayranlarına kutlu olsun.015