Direniş ekonomisi 3
İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyit Ali Hamenei, ekonomi alt yapıların güçlendirilmesi ve bu orta ve uzun süreli stratejilerde bu konunun önemine defalarca vurgu yapmıştır.
Bu hedefe ulaşma yolunda İslam inkılabı rehberi her yeni yılı "tüketim modelinin ıslah edilmesi", "daha fazla irade, daha fazla çalışma", "ekonomi cihat yılı", " milli irade ve cihatçı yönetim ile, ekonomi ve kültür" gibi sloganlar ile güdümlü olarak adlandırmasına öze göstererek, direniş ekonomisi ile birlikte gelişme modelinin şekillenmesini belirledi. Ayetullah Hamenei içinde bulunduğumuz hicri şemsi yılı nevruz bayramında İran halkına hitaben mesajında hş 1395 yılını, "direniş ekonomisi, eylem ve amel" olarak adlandırdı.
Bu kavramlar ekonomi ilminde kalkınma ve gelişme alt yapılarını güçlendirmek ve ekonomi gelişmesinin temel ilkeleri sayılıyor ve aslında sürdürülebilir ekonominin gelişme zaruretleri ve sürecinin bir parçasıdır, üstelik ileriye dönük hareketin de garantörü sayılır.
İslam inkılabı rehberi düşmanın İran'a karşı ekonomi savaşı ve baskıları hedeflerinin tam bilincinde olarak, mevcut hassas ve kader belirleyici kesitten geçiş ve güvenli ekonomiye ulaşma yollarından birinin, direniş ekonomisini ciddiye almak olduğunu defalarca hatırlattı. Bu yüzden güvenli ekonomi ve bu kavramdan doğru bir algı ve anlayışa sahip olmak ise, çeşitli hasar ve darbelere karşı ekonomini güçlenmesinde büyük önem taşıyor.
Günümüzde ulusal güvenlik alanındaki tehditler çok geniş alanda ve çeşitlerde söz konusudur. Bu bağlamda, yumuşak savaş, döviz piyasasını düşürmek gibi ekonomik savaşlar, borsayı felç etme, ekonomi güvensizlik oluşturmak için yaptırıma başvurmak, veya bilgi tabanlı ekonomi ilerlemeleri sabote etme ve modern teknolojiye ulaşmayı engellemek gibi yöntemlere değinebiliriz.
Ekonomi alanındaki tehditler genelde yumuşak savaş şeklinde, ülkelerin ekonomi damarlarını kontrol ve yönlendirme gibi yarı gizli yöntemlerle gerçekleşiyor. Tabi ki bu yöntemler dünyadaki ekonomi şartları ve gelişmeleri ile hedef toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak değişiyor. Örneğin eğer eskiden bir ülke kendi ihtiyaçlarını geleneksel yöntemlerle iç üretimden karşılamışsa artık nüfusun artması ve ihtiyaçların çeşitlenmesi ile sanayi ekonomiye ihtiyacı ve bağlılığı artar.
Bu bağlılıklar II. Dünya savaşı ve dünyanın Doğu ve Batı olarak iki kutba ayrılması ardından daha da arttı ve pratikte ülkeler zengin ve yoksul olarak ikiye ayrıldı. Bu sömürgeci bölünmede, zayıf ülkelerin kaynakları daha aleni bir şekilde yağmalandı, özellikle Ortadoğu ülkelerin petrol kaynakları, sanayi ülkelerin ekonomi geliştirme motoruna dönüştü. Bu sanayi gelişme, sanayi ülke ürünlerinin 3. dünya ülke piyasalarına gerçek fiyatlarının birkaç katı daha pahalı olarak girmesine ve sanayi ülkelerin üretim ve zenginliklerinin artmasına sebep oldu.
Batının hedef ülkelere tek yanlı girişi, aslında ekonomi bağımlılığı cinsinden bir tehdit aracına dönüşüyor ki günümüzde ihtiyaçların şeçitlenmesi ve çetrefilleşmesi ile birlikte tehditler ve nicelik ile nitelikleri de artmış bulunuyor. İşte bu şartla, tehditlerin giderilmesi anlamında sağlanacak güvenliğin daha geniş olmasını gerektiriyor, üstelik askeri tehditlere ilaveten ekonomi tehditler, tarım ihtiyaçları ve gıda güvenliğini de kapsamına alıyor.
Genel anlamda direniş ekonomisi, baskılara ve hatta ekonomi şoklara karşı, “güçlendirmek” ile beraber ”ekonomi gelişme” anlamındadır. Bu iki temel konu, ekonomi baskılara karşı direniş ve dayanıklılığın zaruretlerindendir. Bu çerçevede ülkelerin makroekonomi siyasetleri çeşitli hedefleri dikkate alıyor ki, yeni teknolojilere dayalı benzer ürünler ile rekabet etmek, bu cümledendir.
Bu konunun önemi nedeni ile direniş ekonomide vurgulanan stratejilerden biri, bilgi tabanlı ekonomiye dayanmak, ülkede kapsamlı bilimsel planı uygulamak, ülkenin dünya çapındaki konumunu yüceltmek için ulusal yenilikçi sistemi örgütlemek, bilgi tabanlı hizmetler ile ürünlerin üretim ve ihracatını arttırmak ayrıca bölgede ekonomi tabanlı ekonomide birinciliğe ulaşmaktır.
Dünya çapında verilere göre iran’ın bilim üretme payı dünyanın %1,58’dir. Bu konu iran’da insan sermayesinin bilim üretme kapasitesinin olduğunu gösteriyor, fakat bilgi tabanlı ekonomi, yaratıcılık ve ekonomi alanında yenilikçi olmaya kadar uzun bir mesafe kalmıştır.
Günümüzde yeni teknolojiye dayanan ekonomi, büyük gelişmeler kaydetmiş ve ekonomide software altyapıları hızla yerini yenilikçilik, icat, yeni ürünler yaratmak ve software devrediyor. Aslında ekonominin tüm alanlarında bilgi edinmek, güçlü olmaya sebep oluyor.
Bu yüzden dünyada bilim ve teknoloji üreten ülkeler, uluslararası alanda daha yüksek ekonomi ve siyasi güce sahipler. Başka bir ifade ile günümüz dünyasında araştırma alanında yatırım yapmak ile ülkelerin ekonomi ve siyasi güçleri ile doğrudan bağlantılıdır. Bu yüzden günümüz dünyasında ekonomi gelişmenin gereksinimleri, bilim, teknoloji ve teknik becerilerden ibarettir. Bu yüzden ilerlemiş ülkeler son 30 yılda bilgi tabanlı girişimciliği, çalışma programlarına almışlardır.
Günümüzde teknoloji ülkelerin ekonomi gelişme ve kalkınmalarının en önemli temellerinden biri sayılırken, ekonomi kabiliyet ve güvenlik de ekonomi gelişmenin endekslerindendir. Çeşitli toplumlarda tecrübelere dayalı yapılan araştırmalar, dengeli ve sürdürülebilir sosyal ve ekonominin bilim ve teknolojinin ilerlemesine bağlı olduğunu gösteriyor. Bu yüzden bilgi tabanlı ekonomide, bilgi ve ilime nicelik ve nitelik bakımından öncelik vermek daha önemlidir.
Bir çok ekonomiste göre günümüzde sermaye hacmi ve piyasanın ölçüleri ülkelerin ekonomi gelişmelerinde temel rol ifa etmemekte, zira bu rolü bilim ve teknoloji üstlenmekte. Her zaman dikkat edilmesi gereken konu, bilgi tabanlı ekonomiye ulaşmanın sadece öğrenim ve eğitim ile bilgi üretme ve dağıtmakla yeterli olmadığını gösteriyor, zira önemli olan konu onları ekonomi kaynaklarında sürekli olarak kullanmaktır.
Direniş ekonomisinde bilgi tabanlı ekonominin gelişme zaruretine ilaveten, ekonomi güvenliğin sağlanması ve istikrarında önemli ve gerekli olan bir diğer konu, ekonomi ilişkilere çeşitlilik vermek ve çeşitli alanlarda dengeli ilişkileri yaymak ayrıca bölge içi ekonomi bağları sıklaştırmaktır.
Ekonomi yakınlaşma, ortak Pazar, ekonomi ilişkilerdeki engelleri kaldırma, yeni yatırım alanlarına ulaşma ve ortak ürünler üretmekle gerçekleşebilir. Bu yüzden ekonomi güvenliğin sağlanmasın ve uzun vadeli çıkarların sağlanması için ekonomi işbirliği ve dayanışma, zaruri görünüyor.
Ekonomi yakınsamanın örneklerinden biri, batı avrupa’daki yakınlaşmadır. Avrupa’da yakınlaşma süreci “Tuna” nehri üzerinde gemicilik ve “post” genel birlikle 1856 ve 1874 yılında başladı ve II. Dünya savaşına kadar da devam etti.
II. Dünya savaşı sırasında bu süreç daha da hızlandı ve 1947 yılında “Marşal” planının gerçekleşmesi ile Avrupa Ekonomik Birliği teşkilatı şekillendi.
Güney Asya’da da bölgesel ekonomik süreci, bu alandaki bir başka tecrübedir. 1967 yılında Güneydoğu Asya Uluslar Birliği- ASEAN’nın temeli de üyeler arasında bölgesel gelişme ve kalkınmaya hız kazandırmak, geniş işbirliği alanı sağlamak ve bölgede barış ve istikrarı garantilemek amacı ile Tayland’da atıldı; giderek üye olmayan ülkeler ile ilişkiler de Birliğin çalışma programında yer aldı.
60’lı yılların BM’in geliştirilmesi on yılı olarak belirlenmesi ardından, bölgesel ekonomi işbirliği özellikle de gelişmekte olan ülkeler arasında daha da önem kazandı. İran, Pakistan ve Türkiye bu esasa dayanarak aralarındaki işbirliğini geliştirmek ve yaymak amacı ile bölgede “Bölgesel Kalkınma ve İşbirliği-RCD” yi kurdular. Daha sonra ve İran islam cumhuriyetinin kurulması ardından RCD teşkilatı ECO olarak ad değiştirdi. 1991 yılında ve Sovyetler Birliğinin dağılması ardından bağımsızlıklarını yeni kazanan ülkeler ve Afganistan da ECO’ya üye oldular, böylece üye sayısı 3’ten 10’a yükseldi.Ciddi iradenin var olması şartıyla ekonomik yakınlaşma, siyasi ve güvenlik yakınlaşmaya da sebep olabilir. Aslında krizler, şoklar veya ekonomik dalgalanmaların çok doğal olduğu gerçeğini kabullenmek gerekir.
Amerika ve Avrupa’da 2007 yılında yaşanan kriz, bu ülkelerin bile şiddetli dalgalanmalara karşı çok kırılgan olduklarını gözler önüne serdi. Bu yüzden zor şartlara nasıl katlanılması gerektiği ve her şartta kendini yenileme ve uyum sağlama, büyük önem arz ediyor.
Başarılı ülkelerin tecrübesi, hükümetlerin esnekliği ve hareket kabiliyeti ve ekonomi modellerinin, onların ekonomi ve mali krizlere karşı direnişin önemli alt yapıları sayıldığını gösteriyor. Direniş ekonomisi alanında, dier ekonomilerdeki alışverişlerde kendi kapasiteleri ve konumunu iyi kavrayan ülkelerin daha başarılı olduğu görünüyor, fakat başarılı direniş ekonomisine ulaşmanın doğal olarak bazı gereksinimleri vardır, bu da zaman ve gerekli çalışma yöntemlerini gerektirir.Küresel gelişme ve değişim öncülerinden olan Amerikalı yazar Alvin Tofffler, bu hedef ulaşmada anahtarın bilgi e teknoloji olduğunu belirtiyor.
Toffler bu konuda bir çok kitap ve makale kaleme almıştır, fakat onun felsefe ve düşünceleri 1970 yılında yayınlanan Gelecek Şok, 1980 basımı 3. Dalga, ve 1990 yılında kaleme aldığı Güç Değişimi adlı kitaplarda özetleniyor. bu kitapların her biri kendi çapında değerli birer eser sayılır fakat yan yana gelince Toffler’in değişim ile ilgili düşüncesi olan sonsuz hareketi gösteriyor.Bu kitaplar çevremizde yaşanan değişimin tesadüfi ve düzensiz olmadığını, bazı modeller ve faktörlerin perde arkasında bizim “stratejik “ bir şekilde bu değişikliklere karşı koymamıza sebep olduğunu, ayrıca karşılaştığımız durumlarda tehlikeli tepkilerden kaçınmamız gerektiğini belirtiyor.
Toffler 3. Dalga adlı kitapta 2.dalga sırasında avrupa’da sanayi devrimin şekillenmesi hakkında şöyle yazıyor: 2.dalga inanın 300 yıllık yaşam döneminde denir, bu dönemde sanayi devrimi yaşandı ve insanın yaşam tarzını etkileyerek, toplumda özel durumlara sebep oldu.Aslında bir çok ülke yaptıkları programlarla iç kaynaklara dayanarak, uzun vadeli projelerle dünya ekonomi alanında kendilerine önemli bir konum kazanmışlar. Bu hareketin iki boyuta dayanıyor: biri ekonomi alanında iç kapasiteler ve diğeri de sınırlar dışındaki dış kapasiteler. Örneğin ASEAN yani güney doğu Asya’nın 10 ülkesi 2012 yılında 204 milyar dolar ihracat yaptılar.
Bu konunun bir diğer örneği ise Japonya’nın ekonomisidir ki GSYİH açısından dünya ikincisi ve Satınalma Gücü Paritesi açısından da dünya 3.südür. Japonya ekonomisi II. Dünya savaşı ardından yıkıcı hasarlar gördü faka ardından tazminat ödemenin yanısıra üretimi eksen alarak ilerici ekonomi gelişmeye ulaşabildi. Japonya yabancı mal ithalatı engellerken, eski ve yerli sanayi atölyeleri canlandırdı ve iç sanayiyi geliştirdi, öyle ki kendi kapılarını dünyaya açtığında yerli sanayisi, yabancı ürünlerle rekabet etme gücüne ulaşmıştı. Aslında bu sanayi, maharetli ve profesyonel uzman ve zanaatkârlar sayesinde, 19.y.y.in ortalarında yeni ve modern Japonya’nın temellerini attılar.
Bu stratejiler çeşitli ekonomik hedeflere ulaşmak için çeşitli yolların var olduğunu gösteriyor. Bu stratejilerden bazıları gelişme teorisi çerçevesinde gündeme gelmiştir. Bazıları ise içe dönüktür. Örneğin Hindistan ve Brezilya, ithalat alternatif yöntemi (yani iç üretimi güçlendirme) kullandı. G. Kore ve Türkiye ise dışa açılarak ihracat geliştirme yollarını izlediler. İran da sahip olduğu siyasi jeopolitik özelliği, dünya çapında zor düşmanlara sahip olduğu ayrıca ekonomi, iş ve sermaye alanında büyük içi kapasitelere sahip olması nedeni ile, çeşitli alanlarda yerli programlama ve yeni projelere ihtiyacı vardır. Direniş ekonomi modeli işte söz konusu esnek ve sürdürülebilir harekettir, bu da İslam cumhuriyetinin mevcut şartlarda ciddiyetle izlediği stratejidir.
Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) yaptırım sonrası dönemde direniş ekonomisi siyasetlerinin devamı başlığı altında direniş ekonomisi ile ilgili raporunda, İran’ın direniş ekonomisi stratejisinin ekonomi ve stratejik açılarından olduğunu, aksi halde yaptırımların üstesinden gelemeyeceği, hatta çeşitli ekonomi zor sonuçları hafifletmeyi başaramayacağını belirtti.
Amerikan Enterprise düşünce enstitüsünü de “İran direniş ekonomisi, gelecek yaptırımlar için bazı sonuçlar” başlıklı raporunda direniş ekonomi siyasetlerinin uygulanması nedeni ile İran’ın Bercam nükleer görüşmelerde kendine daha güven içinde hazır olmasını, zira müzakerelerin başarısız kalması ve yaptırımların devam etmesi halinde İran’ın direniş ekonomi adlı alternatif ekonomi düzene sahip olduğunu belirtiyor.
Genel bir değerlendirmede, direniş ekonomisi stratejisinin, milli çıkarlar ve hedefleri, güçlü fakat bir o kadar ilerleyen ve sürdürülebilir bir ekonomi ile gerçekleştirme olduğu, bunun ise tüm alanlarda güvenliğin artmasına sebep olacağı söylenebilir. / 015