9 Dey Hamaseti; Bir fitneye verilen cevap
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i55033-9_dey_hamaseti_bir_fitneye_verilen_cevap
İran milletinin 30 Aralık 2009 tarihinde kendiliğinden gelişen muazzam ve coşkulu yürüyüşü 9uluslararası boyutta masajı olan ve iki önemli göstergesi bulunan bir hareketti.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Aralık 30, 2016 12:47 Europe/Istanbul

İran milletinin 30 Aralık 2009 tarihinde kendiliğinden gelişen muazzam ve coşkulu yürüyüşü 9uluslararası boyutta masajı olan ve iki önemli göstergesi bulunan bir hareketti.

İlk gösterge, İran milletinin iktidarıylı ki küresel istikbarın komplolarına karşı kendiliğinden oluşan bir harekette tecelli etti. Bu halkçı hareketin ikinci göstergesi, İslam inkılabının İran sınırlarının ötesinden ve 10. Dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaşanan bazı huzursuzluklardan nemalanmak üzere tasarlanan ve yönetilen yıkıcı akımlara karşı yumuşak gücünü ortaya koymasıydı.

İran’da 10. Dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaşanan olaylar nizamı devirmeyi amaçlıyordu. Bu hedef İran’ın başkenti ve diğer bazı büyük şehirlerde güvensizlik ve kargaşa yaratma teorisine dayanıyordu. Bu teoriye göre isyancılar çıkan kargaşalara destek vermeyi gündemine aldı ve bu süreç Muharrem ayında doruk noktasına ulaştı, fakat düşmanın evdeki hesabı çarşıya uymadı.

10. dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra sokaklarda yaşanan isyan aslında normal ve alışılagelmiş bir durum değildi. Bu gelişme bundan önce başka ülkelerde uygulanan kadife devrim ya da diğer adıyla yumuşak devrim modeline göre tasarlanmıştı.

Aslında 10. Dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra İran’da yaşanan olaylar dizisi iki açıdan ele alınabilir. Birincisi ortada İslam inkılabının en önemli getirisi olan İslam Cumhuriyeti nizamının itibarı ve haysiyetinin savunulması söz konusuydu ki bu değerler fitneci hareketler ve toplumun çeşitli kesimlerinin duygularını kışkırtma yöntemi ile hedef alındı. İkinci meselenin önemi birinci mesele kadar fazlaydı ve gerçekte birinci mesele ile paralel yürütülüyordu, ki o da İslam Cumhuriyeti nizamının temel erkanlarından biri olan seçimlerin sağlığını sorgulamak ve karalamaktı.

Gerçekte halkın %85 kadarının katılım sağladığı 10. dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerine hile karıştığını ileri sürmek, kolay kolay gözardı edilecek ve görmezden gelinecek bir konu değildir. Bu mesele, yani seçimlere hile karıştırıldığı meseli, yıllar öncesinden beri İslam Cumhuriyeti nizamı düşmanlarının gündeminde olan İslamî nizama karşı algı operasyonunun devamıydı. Öte yandan seçimlerde adaylığını koyan bazı adayları seçim kampanyaları sırasında ve seçimlerden sonra bu seçimlere hile karıştığını telkin etmeye çalışmak gibi tuhaf yaklaşım ve ayrıca adayların ilgili yasal kurumlara baş vurmaksızın bu tür iddiaları ortaya atması, 10. Dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerini tehlikeli bir sürece doğru sürüklemeye başladı.

10. dönem cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili senaryo burada da noktalanmadı ve seçimleri kaybeden bazı adayları desteklediklerini ileri süren bazı malum odakların kontrolden çıkan hareketleri ve Muharrem ayında Aşura yas merasimleri ve simgileri ve değerlerine saygısızlık etmeleri artık işin iyice çığırından çıktığını ve din karşıtı akımların bu senaryoyu ele alarak uygulamaya başladıklarını ortaya koydu. Ecnebi medyanın da desteklediği ve beslediği bu fitne, seçimlerden sonraki atmosferi İslamî nizamı devirme hedefine doğru yönlendirmeye başladı.

Bu yüzden 30 Aralık gününde yaşanan hamaseti irdelerken tüm zeminleri ve tüm bileşenleri göz önünde bulundurmak ve kendiliğinden oluşan bu muazzam hareketin nasıl düşmanların büyük bir komplosuna karşı halkçı yumuşak güce dönüştüğünün sebeplerini gün ışığına çıkarmak gerekir.

Bu fitnenin ardından ele geçirilen belgeler ve kanıtlar, fitnenin başta ABD olmak üzere bazı Batılı ülkeler ve içerideki uşakları tarafından yönetildiğini ortaya koydu. Bu senaryonun ilk varsayımı, İran’da önce bir itiraz hareketini görecede seçim sonuçlarına yönelik itiraz şeklinde organize etmek ve halkın oyları hiç sayıldığını telkin etmeye dayanıyordu. İkinci varsayım ise İran milletini nizamla yüz yüze getirmek ve toplumu iki kutuplu hale getirmek ve halkı da kendi aralarında karşı karşıya getirmek ve böylece nizamı devirme projesini hayata geçirmekti.

Kuşkusuz bu fitnenin perde arkasında yer alan dış odaklar İslam Cumhuriyeti nizamına karşı düşmanca emellerini gütmek için iç arenada atmosferi hazırlamaya ihtiyacı vardı. Nitekim 2009 seçimlerinden sonra yaşanan gelişmeler fitne ve yumuşak darbe türünden bir hareketti ve seçimleri kaybeden adayların oy sayımına hile karıştığı iddiası ile masklenmişti  ve bu açıdan Amerika ve diğer dış odaklar bu fitnenin ihtiyaç duyduğu atmosferi oluşturmakta büyük katkıları oldu.

Bu eksende yer alan başta ABD ve İngiltere olmak üzere bazı Batılı ülkelerin büyükelçilikleri  ve yurt dışında kurulan özel odalar ve düşünce odaları ve yine casusluk örgütleri koordineli bir şekilde harekete geçti.

Bu iddiayı ABD dışişleri eski Bakanı Rise da doğruladı. Rise Mart 2009 tarihinde bu müdahaleleri doğraladığı açıklamasında Amerika yönetimi çeşitli yollardan eğitim üzerine yatırım yaptığını ve böylece uluslararası düzeyde ideolojik açıdan seküler olan sosyal bir katman yetiştirmeyi amaçladıklarını belirtti.

Bu arada uydu kanalları ve internette facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin de İran’da huzursuzlukları körüklemek ve isyancıları yönlendirmek için büyük çaba sarf ettiklerini de gözardı etmemek gerekir. Zaten bu yüzden ABD dönem Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da boşuna beyaz sarayın İran’de yeşiller olarak adlandırılan isyancı hareketi desteklemek için gizlice emek harcadığını fakat hepsini anlatamayacağını açıklamadı.

Şimdi o olayların üzerinden yıllar geçiyor, ama tesirleri hala devam ettiği gözleniyor. İran İslam inkılabından sonraki yıllarda organize terörün ve ABD’nin askeri darbe yaptırmaya kadar türlü müdaheleleri ve dayatılan 8 yıllık savaş gibi bir dizi komplosuna maruz kaldı, ama İran milleti bir bütün olarak bu komplolara karşı tek yürek ve vahdet içinde durdu ve hepsini bozguna uğratarak zorbalara boyun eğmeyeceğini ortaya koydu, nitekim bu milet zaferlerini de uyanık ve basiretli olmasına ve kendiliğinden gelişen 9 Dey (30 Aralık) hamaseti gibi hareketlere borçlu olduğunun bilincindedir.

Gerçekte İran milleti 9 Dey hamasetinde bir başka zorlu sınavdan başı dik çıktı ve inkılapçı bir çıkışla siyasi bilincini sergiledi ve düşmanların komplolarını velev ki kadife devrim maskesi altında olsun tespit ederek yanlış yolu çok iyi tanıdığını gözler önüne serdi.