Avrupa ve ABD açısından nükleer anlaşma
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i66136-avrupa_ve_abd_açısından_nükleer_anlaşma
İran ile İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya'da oluşan 5+1 grubu arasındaki yoğun ve zorlu görüşmelerin ardından Temmuz 2015 yılında nükleer anlaşma imzalandı ve Ocak 2016 itibarıyla yürürlüğe girmiş oldu.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Nisan 01, 2017 12:03 Europe/Istanbul

İran ile İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya'da oluşan 5+1 grubu arasındaki yoğun ve zorlu görüşmelerin ardından Temmuz 2015 yılında nükleer anlaşma imzalandı ve Ocak 2016 itibarıyla yürürlüğe girmiş oldu.

İran ile 5+1 grubu arasında imzalanan nükleer anlaşma BM Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararnamesinin onaylanmasının ardından uluslararası bir anlaşma haline geldi.

Kapsamlı Ortak Eylem Planı denen nükleer anlaşma uyarınca İran karşıtı nükleer yaptırımların kaldırılmasının karşılığında Tahran'ın nükleer alandaki bazı faaliyetleri kısıtlandı.

ABD'nin eski başkanı Barak Obama'nın nükleer anlaşmanın uygulanmasını ihmal etmesi ve Cumhuriyetçi yeni başkanı Donald Trump yönetiminin de nükleer anlaşmayı "en kötü" anlaşma olarak nitelemesine karşın, Avrupalılar ve İran  nükleer anlaşmanın uygulanmasının sürmesi gerektiğine vurgu yapıyor, ancak ABD'liler ise kuşku ve şüphe ile anlaşmaya bakıyorlar.

Nükleer anlaşmanın uygulanmasından beri, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı defalarca İran İslam Cumhuriyeti'nin anlaşma uyarınca kendi yükümlülüklerine bağlı kaldığını teyit etmiştir. Bu konu, Ajans'ın yeni raporunda da aynen tekrar edildi.

UAEA Genel Müdürü Yukio Amano, 2017 yılında bir kez daha İran'ın bütün nükleer faaliyetlerinin nükleer anlaşma çerçevesinde olduğunu doğruladı.

Image Caption

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı 24 Şubat'ta yayınladığı raporunda, İran'ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı'na bağlı kaldığını ve 18 Şubat 2017 tarihine kadar İran'ın yüzde 3.67 oranındaki uranyum miktarının 101.7 kilogram olduğunu, bu rakamın nükleer anlaşma ile İran'ın bulundurmasına izni olan miktarın sadece üçte birine tekabül ettiğini bildirdi.

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif da son sıralarda, Münih Güvenlik Konferansı'na katılan yetkililer ve temsilciler ile yaptığı görüşmelerde, Tahran'ın nükleer anlaşma dahil bütün uluslararası yükümlülüklerine bağlı kaldığını ve mevcut durumu dikkatle izlediğini kaydetti.

Zarif bu görüşmelerde AB ve Avrupalı ülkelerden, bölge ve dünyada İranofobi'yi yayma ve kuşku ve belirsizlik ortamı oluşturma çabalarıyla mücadele etmelerini istedi.

İran Dışişleri Bakanı ile Münih Güvenlik Konferansı'nın kulisinde ayrı ayrı görüşen uluslararası örgütler ve kurumlar temsilcileri ve muhtelif ülkelerin yetkilileri, nükleer anlaşmanın önemini, korunması, İran'ın yükümlülüklerine bağlı kalması, nükleer anlaşmanın küresel ve bölgesel istikrar üzerindeki etkileri, bütün tarafların anlaşmaya tamamen uymaları ve İran ile ikili münasebetlerin güçlendirilmesine vurgu yaptılar.

Image Caption

İran'ın nükleer anlaşmayı yerine getirme noktasında iyi niyetini sürdürmekle birlikte, nükleer anlaşmanın ihlal edilmesi halinde misliyle karşılık vereceğine ve İran'ın nükleer faaliyetlerinin nükleer anlaşması dönemine yeniden taşınacağına vurgu yapmış bulunuyor.

İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri muhtelif görüşmeler ve konuşmalarda her daim bu temel konunun altını çizerek, İran'ın ABD başta olmak üzere karşı tarafın anlaşmayı ihlal etmesi halinde cevabının ağır ve kesin olacağına vurgu yapmışlardır.

Bu çerçevede, Zarif, İran İslam Cumhuriyeti'nin Tahran'ın nükleer faaliyetlerini nükleer anlaşma öncesi noktaya taşımaya oldukça hazır olduğunu belirtmiştir.

Dışişleri Bakanı Şubat 2017'de Amerikan NBC kanalına verdiği demeçte, nükleer anlaşmanın "karşılıklı güvensizlik" temelinde düzenlendiğine dikkat çekerek, nükleer anlaşmanın korunması için gereken bütün unsurlar ve tahminlerin dikkate alındığına vurgu yaptı.

Zarif bu mülakatta, İran'ın füze denemesinin zamanlaması ile ABD'nin yeni Başkanı Donald Trump'ın göreve başlaması arasında her hangi bir bağın olmadığının altını çizerek, İran'ın teknik açıdan gerektiği her zaman kendi füzelerini denediğini kaydetti.

Dışişleri Bakanı ayrıca, Tahran'ın savunma amaçlı araçlarını üretmek için çabasına devam edeceğine vurgu yaparak, İran'ın girişimlerinin asla kişiler veya ülkeleri kışkırtma çerçevesinde olmadığını kaydetti.

Image Caption

Nükleer anlaşmanın uygulanması yoluna taş koyan ABD'ye rağmen Avrupalılar ancak nükleer anlaşmaya tamamen bağlı kaldıklarını her defasında deklare ediyorlar.

Nükleer anlaşmanın uygulanmasının ardından Tahran'a gelen muhtelif Avrupalı heyetlerin üzerinde durdukları ortak nokta ise, nükleer anlaşmaya destek ve bütün tarafların anlaşmayı yerine getirmeleri gerektiği konusu olmuştur.

Avrupalılar'ın nükleer anlaşmanın uygulanmasında ne kadar başarılı oldukları bir kenarda kalsın, nükleer anlaşma, ABD'nin onlar için hiçbir konuda güvenilir bir ortak olmadığını kanıtladı. Bugün Avrupalı ülkeler için ABD'nin sadece kendi çıkarlarını düşündüğü ve bu bağlamda hiçbir yaklaşımdan çekinmediği ve hatta kendi çıkarlarını sağlamak için IŞİD gibi terörist grupları kullanmaya hazır olduğu, ispatlanmıştır.

Bu çerçevede, Hukuki ve Uluslararası İşlerden Sorumlu İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Seyyid "Abbas Irakçi" 23 Şubat'ta Meşhed'de yaptığı açıklamada, "nükleer anlaşmadan önce, dünya İran'ın karşısında, ABD'nin yanında durmuştu, ancak bu uluslararası anlaşmanın ardından bütün ülkeler nükleer anlaşmanın yanında ve ABD'nin karşısında yer aldılar" ifadesini kullandı.

Irakçi'nin sözlerine göre, İran İslam Cumhuriyeti'nin dış politikasındaki başarısı nükleer anlaşma sonrasında yerden göğe kadar olumlu yönde değişmiştir, öyle ki ABD Başkanı Donald Trump, nükleer anlaşmayı, Washington için en kötü anlaşma olarak niteliyor.

Irakçi, nükleer anlaşma öncesine kadar, İran'ın barışçıl nükleer programının uluslararası arenada yasak olduğuna temasla, İran İslam Cumhuriyeti'nin bu anlaşmanın ardından rolü ve etkinliği, Güvenlik Konseyi'nin İran'ı bölgede barış garantörü şeklinde niteleyecek kadar değiştiğini ifade etti.

Nükleer anlaşma, İran İslam Cumhuriyeti'nin gücü ve halkının direnişi sayesinde elde edilmiştir, dünyanın büyük güçleri bu güç ve direniş karşısında müzakere masasına oturma zorunda kaldılar.

Esasında İran İslam Cumhuriyeti gücünü halktan almaktadır ve bu güç kaynağı olduğu sürece, İran İslam Cumhruiyeti de güçlü kalacak.

Bu güçten dolayı dünyanın 6 güçlü ülkesi, İran ile müzakerelerde Tahran'ın nükleer programını tanımak zorunda kaldı, bu da "nükleer anlaşmanın en önemli kazanımı" sayılır.

Nükleer anlaşma ile Avrupalılar, İran'ın etkin gücünü fark ettiler, bu yüzden AB Dış Siyaset Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini başta olmak üzere muhtelif Avrupalı yetkililer, Batı'nın nükleer anlaşmaya bağlı olduğuna vurgu yaparak, İran'ı bölgede Suriye başta olmak üzere bölgesel krizlerin çözümü için önemli bir güç olarak görüyor.

Federica Mogherini, Trump sonrası AB ile ABD ilişkilerinin ele alındığı AB Dışişleri Bakanları Toplantısının ardından yaptığı açıklamada, AB'nin İran ile 5+1 grubu arasındaki nükleer anlaşmanın uygulanması konusunda bir endişesi, var olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine şu sözleri dile getirdi: "Şeffaf ve net söyleyecek olursam, demeliyim ki bu, iki taraflı bir anlaşma değil, çok taraflı bir anlaşmadır ve Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmıştır, bu yüzden bu anlaşma bizim ve BM'nin lehinedir."

Avrupa ve Amerika İşlerinden Sorumlu İran Dışişleri Bakan Yardımcısı "Mecid Taht Revaçi" de Şubat 2017'de PRESSTV'ye verdiği mülakatta, ağır su üreten ülkelerin sayısı fazla olmadığını, ancak İran'ın ağır su üreterek, ihraç edebildiğini, bunun da nükleer anlaşma çerçevesinde teknik olarak büyük bir kazanım olduğunu ifade etti, Trump'ın "hodri meydan" demesine rağmen Avrupalılar'ın nükleer anlaşmanın tamamen uygulanmasını istediklerini sözlerine ekledi.

Image Caption

ABD'nin nükleer anlaşmaya bakışı, İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'nin "ABD, alsa güvenilmez" olduğuna dair tahmininin doğru olduğunu ortaya koydu. Nükleer anlaşmanın yürürlüğe girmesinin ardından ABD, verdiği sözleri ve yükümlülüklerini ihlal ederek, uluslararası sistemde güvenilir bir ülke olmadığını göstermiş oldu.

Obama yönetimi, Netanyahu'nun sıkı şekilde karşı çıkması ve ABD'deki iç anlaşmazlıklara rağmen kabul etse de, anlaşmanın uygulanmasında, nükleer anlaşmaya karşı çıkanların hoş karşıladığı bir yolda hareket etti, ABD'nin İran'a yönelik 10 yıllık yaptırım kanununun uzatılmasıyla, Washington, nükleer anlaşmayı ihlal etti ve Rusya dahil 5+1 grubunun diğer üyeleri, ABD'nin bu girişimine sert tepki gösterdiler.

Donald Trump yönetiminin nükleer anlaşmaya karşı sert tavrı şu sıralarda değişmiştir.

Bir zamanlar, Netanyahu'nun telkin ve yönlendirmeleriyle nükleer anlaşmayı yırtacağından söz eden Trump, ancak zaman ilerledikçe ve uluslararası camiayı kendi yanında görmeyince bu tutumundan uzaklaşmaya başladı.

Burada unutmayalım ki İslam İnkılabı Rehberi, Trump'ın anlaşmayı yırtacağına dair sözlerine askeri komutanları kabul ettiği görüşmede gösterdiği tepkide, "ABD, nükleer anlaşmayı yırtarsa, İran onu yakar" vurgusunda bulundu.

Ancak Obama yönetimi gibi Trump da tek taraflı girişimlere yönelerek, nükleer anlaşmayı ihlal etmeye devam ediyor, nitekim, ABD son girişiminde, bazı İranlı özel ve tüzel şahsiyetleri yaptırım listesine aldı.

Trump'ın nükleer anlaşmaya karşı sert tavrına bakılırsa, ABD tarafından nükleer anlaşmanın ihlalinin devam edeceğini söylemek mümkün.