29 Ferverdin, İran İslam cumhuriyeti ordu günü
Hicri Şemsi 29 Ferverdine tekabül eden 18 Nisan günü, İran takviminde “ordu günü” olarak kayda geçmiştir. Bu sohbette İran İslam cumhuriyeti ordusunun ülke ve bölgenin istikrarındaki rolünü ele almaya çalışacağız.
İran İslam cumhuriyeti, güvenliğin korunması bağlamında sahip olduğu stratejik ilkeler çerçevesinde, kendi savunma ve caydırıcı gücünün korunması ve hazırlıklı olmasının yanısıra her zaman dünyada barış ve güvenliğe vurgu yaparak, bölgede askeri stratejilerin karşılıklı güven ve sürdürülebilir istikrar oluşturmada kullanılması gerektiğini savunmuştur. Bu bağlamda İran ordusu, dayatılan savaş döneminde ülkenin savunulması ve saldırının defedilmesinde etkin rol üstlenirken, günümüzde de tüm gücü ile İran İslam cumhuriyeti sınırlarını iktidarla savunmak için hazırlıklıdır ve caydırıcı bir güç olarak da düşmanı hatta sınır ötesi operasyonlarda kolaylıkla yok edebilir.
Fakat Amerika, İran’ın savunma ve caydırıcı gücünün bölge için tehdit olduğunu iddia ederken, Amerika ve İngiltere yetkililerinin bölgeye sürekli ziyaretleri ise bu propaganda ortamını daha da yoğunlaştırmakta. Amerika bizzat füze saldırı kapasitesini yükseltmek amacı ile bölgede ortak tatbikatlar düzenlerken, İran’ın füze savunma programından endişeli olduğunu iddia ediyor.
Washington Post gazetesi bir süre önce yaptığı açıklamada, Pentagon’un Suudi Arabistan’a 60 milyar dolarlık silah satışı anlaşmasını imzaladığını belirterek buna ilaveten Suudi Arabistan’ı 10 milyarlarca dolar değerinde olan füze savunması ile donatma müzakereleri gerçekleştirmekte olduğunu duyurdu.
İran’ı tehdit göstermeye dayalı Amerikalı yetkililerin politikaları şimdiye kadar sürekli sürdürülmüştür. Bu eylemler Amerika dış siyaset organı tarafından belirlenen iş paylaşımı programı uyarınca organize ediliyor ve diğer bir bölümü de kongre eylemleri ve kararları ile sürdürülüyor.
İran İslam cumhuriyeti bu tehditlerin seviyesini gözeterek, savunma ve ilgili öncelikleri dikkate alarak kendi savunma stratejisini, önleyici güç seviyesini yükseltmek tabanında ayarlamıştır. Bu strateji bölgede güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesi ve bölgede her saldırganın saldırı ve maceracılığını önleme doğrultusundadır. Üstelik İran en yüksek düzeyde ve defalarca yaptığı açıklamalarda, bölgede güvenliğin sağlanmasında, yakınsama ilkesine bağlı olduğunu vurgulamıştır. Bu yüzden İran savunma gücü, bölgede bir tehdit sayılmazken üstelik bölge dengelerinde toplu güvenlik ve istikrarın güçlenmesi için bir ön gereksinim sayılır.
Amerika son 20 yılda bölgesel ve uluslararası gelişme sürecini, bizzat üremesinde etkili ve sorumlu olduğu terörizm ile mücadele ve güvenlik konusunu bir araç olarak kullanmakla değiştirmeye çalışmıştır. Amerika bu bağlamda önleyici saldırılar gerçekleştirmekte. Amerika dünyanın en az 136 ülkesinde askeri üsler oluşturarak askeri müdahalelerde bulunuyor. Bu müdahaleler, 2001 yılında New York’ta dünya ticaret merkezi ikiz kulelerine saldırı bahanesi ile Afganistan ve Irak’a 2001 ve 2003 yıllarında direkt saldırılarla daha da alenileşti. Bu saldırılar, Amerika’nın askeri güç ile bölge ülkelerine saldırarak nüfuzunu arttırmaya çalıştığını gösteriyor. Bunun son örneği ise son günlerde Suriye’ye füze saldırısı ile yaşandı. Bu müdahaleci siyasetlerin sonucu, bölge ülkelerinde savaş ve krizlerin dayatılması ve güvensizlik ile kaosun oluşmasıdır. Bu siyaset bölgeye ağır bedeller dayattı.
Tabi ki bu siyaset İran diplomasisi açısından reddedilir. İran İslam cumhuriyeti her türlü zorbalık ve sultacılığa karşıdır ve karışmama prensibi ilkesinin altını önemle çizerek, bölge ülkelerini bölgesel sorunların çözümünde dayanışma ve işbirliğine teşvik etmekte. Fakat Amerika yetkilileri İran’ı bölge ülkelerinin içişlerine müdahale ile suçluyor; işte bu iddia Yemen’de yıkıcı savaş başlatan Suudi Arabistan gibi bazı ülkelerce tekrarlanarak dillendiriliyor. Tabi ki bu siyasetin hedefi ise İran’ı bölgede zayıflamaktır. Amerika bu hedefi İslam inkılabının zaferinden sonraki ilk yıllarda da Saddam’ın İran’a karşı saldırısı ile sürdürerek İran İslam cumhuriyetini dize getirme hülyasına daldı.
Irak’ın İran’a karşı dayatma savaşına başlama sebepleri, 3 hedefin güttüğünü göstermekte. İlkin İran İslam cumhuriyeti nizamını direkt olarak savaş yolu ile devirmekti ki bu hedef Amerika tarafından amaçlanıyordu. İkincisi bölgede askeri dengeleri değiştirmekti. İslam inkılabı zaferinden önce İran’ın rolü, Amerika çıkarlarını korumakta anlam kazanıyordu, fakat İslam inkılabının zaferi ile bu denge değişti. Saddam rejimi aslında Amerika’nın teşvikleri ile bölgede İran askeri gücünün yerini almayı umut ediyordu. Üçüncü hedef ise İslam inkılabının bölge ülkelerine örnek oluşturmasını önlemekti, bu da Şii hilali teorisi ve İranofobi projesi çerçevesinde gündeme geldi.
Amerika son 38 yılda bölgedeki kukla ve uşak rejimlerin yardımı ile dolaylı veya dolaysız bir şekilde İran halkını dize getirme sevdasını gerçekleştirmeye çalıştı; fakat bu eylemlerin hiç biri, İran tutumunu onların lehine değiştiremedi. Dayatma savaş dönemi sona ermesine rağmen İran’a yönelik tehditler değişmemiş ve Amerika bu seçeneklerini hala sürdürmeye ve gerçekleştirmeye devam ediyor. Bu yüzden İran savunma kabiliyetlerinin güçlenmesi ise bir zaruret sayılıyor.
İslam inkılabı rehberi ve başkumandan Ayetullah Hamenei bir süre önce İran askeri sanayi bilgi tabanlı, yerli ve modern teknoloji ve ürünlerini inceleme ziyaretinde bu konuya değinerek, “zorba, sultacı, ahlak cevherinden, vicdan ve insaniyetten nasibini almamış” güçlerin iktidar olduğu, başka ülkelere saldırı ve savunmasız insanları öldürmekten çekinmeyen hükümetlerin var olduğu dünyada savunma ve saldırı sanayiinin güçlenmesi ve gelişmesinin tamamen doğal olduğunu zira zorbacı güçlerin bu ülkelerin iktidarını hissetmedikleri müddetçe, güvenliğin sağlanamayacağını belirtti.
İran’ın sürekli Amerika ve bölgesel müttefiklerince tehdit edildiği, bu tehditlerin azalmazken her geçen gün daha da artırarak çeşitlendiği ise bir gerçektir. Bu yüzden İran İslam cumhuriyeti savunma doktrini uyarınca mevcut tehditlere uygun ve orantılı olarak etkili projeler tasarlayıp gerçekleştirmiştir.
İran İslam cumhuriyeti dayatma savşı ardından savunma gücünü, kutsal savunma tecrübelerinden yararlanarak ve yerli kapasiteye dayanarak, geliştirmiştir. İran İslam cumhuriyetinin savunma doktrini, stratejik hedefler temelinde ve etkin savunma yaparak önleyici olabilmek için “güç aracı üretimi” gibi önemli ilkeye dayalıdır. Bu bağlamda İran’ın kara, deniz ve hava uzay savaşlarındaki kabiliyeti, modern dünya standartları ve “önleyici” ilkeye dayalı olarak gelişmiştir.
Hali hazırda İran İslam cumhuriyeti ileri teknoloji ve çeşitli balistik füze üretiminde kendine yeterli hale gelerek, bu teknolojiye ulaşan ender ülkelerden biridir. Denizaltı ve deniz savunma alanında da İran deniz güçleri envanteri, Fars Körfezi ve Hürmüz boğazından okyanuslar ve uluslararası sularda görev yapabilecek kapasite ve iktidara sahiptir.
Tüm bu getiriler İran savunma gücünün her türlü muhtemel saldırıya üst seviyeden karşılık verecek kabiliyetinde olduğunu, günümüzde İran silahlı güçlerinin yapılanma ve strateji değişimi ile, hangi seviyede olursa olsun her türlü tehdide iktidarla karşılık verebileceğini gözler önüne seriyor. Tabi ki şimdiye kadar İran asla savaşı başlatan taraf olmamıştır, fakat tehditlere ve saldırgana, iktidar ve büyük kabiliyetlerle karşılık verebileceğini, askeri ve savunma gücü ile bölgeyi istikrarsızlaştıran akımlar ve hareketlere karşı durabileceğini pratikte de göstermiştir.