Sekiz yıllık kutsal savunma hamasetinin rivayeti - 2
Saddam rejimi neden ve nasıl İran İslam Cumhuriyeti topraklarına saldırdı? Bu soruya cevap vermek pek kolay olmasa gerek.
Saddam İran topraklarına saldırmadan önce ve sonra sınır anlaşmazlığını gerekçe olarak gösterdi. Fakat Saddam’ın İran İslam cumhuriyetine İslam inkılabının zaferi üzerinden 19 ay geçtiği bir sırada savaş dayatması ileri sürdüğü sınır anlaşmazlığından çok daha ötede bir şeydi. Sınır anlaşmazlığı veya toprak anlaşması Saddam’ın İran’a saldırması için sadece bir bahaneydi. Esas amaç henüz yeni yeni ayakta duran İslam Cumhuriyeti nizamını devirmektir.
Aslında Saddam’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırmasının sebebini milli, bölgesel ve küresel olmak üzere üç düzeyde ele almak gerekir. Buna göre ilkin bu saldırının sebebini milli düzeyde ve Saddam’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırmak için ileri sürdüğü delilerin üzerinde durarak gözden geçirelim. Bunun ilkin İran ile Irak arasındaki sınır anlaşmazlığa kısaca göz atalım. Bu anlaşmazlığın kökleri Irak toprakları Osmanlı imparatorluğunun sultası altında bulunduğu yıllara dayanır. Bu anlaşmazlıkların kesin çözüme kavuşturulmaması, Irak 1932 yılında bağımsızlığına kavuşmasından sonra da devam etmesine sebep oldu. İki ülke arasında ortak olan Ervend ırmağının suyundan nasıl yararlanılması gerektiği konusu iki ülke arasındaki anlaşmazlık konularından biriydi. Irak Ervend ırmağı üzerinde tam hakimiyet ve denizcilik hakkı iddiasında bulunuyordu.
Ancak o yıllarda İran’ın Pehlevi rejimi Batı kampında yer alıyordu ve Amerika’nın sınırsız askeri ve siyasi destekleri yüzünden İran Fars körfezinin rakipsiz gücüydü ve Irak o yıllarda İran ile boy ölçüşebilecek düzeyde değildi. Aslında Amerika da İran’dan bölgede kendisinin jandarması olarak yararlanmak için İran’a askeri ve siyasi destek veriyordu. Bölgenin bu siyasi şartlarında Irak yönetimi 1975 yılında Cezayir’de imzalanan bir anlaşmada İran ile sınır ve toprak anlaşmazlığını halletti. Fakat Saddam sürekli bu anlaşmadan hoşnut olmadığını dile getiriyor ve anlaşmayı feshetmek için fırsat arıyordu. Saddam İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuğu ve İran siyasi ve güvenlik bakımından sarsıntılı vaziyette olduğu için Cezayir anlaşmasını yırtmak ve İran topraklarına saldırmak için iyi bir fırsat olduğunu zannetti.
Irak’ın Beyrut büyükelçisi Kasım 1979 tarihinde Lübnan’ın Ennahar gazetesine verdiği mülakatta İran ve Irak arasındaki ilişkilerin iyileşmesini 1975 Cezayir anlaşmasını yeniden gözden geçirmeye bağladı. Saddam da nisan 1980 tarihinde yaptığı bir açıklamada İran ve Irak arasında savaşın durdurulma şartını Ervend ırmağı hakimiyetini 1975 yılından önceki duruma geri getirmeye bağladı. Irak diktatörü Saddam İran İslam Cumhuriyeti nizamına sert bir dille saldırarak Irak tüm gücüyle İran ile ihtilaflarını halletmeye hazır olduğunu belirtti ve buna göre de İran topraklarına saldırdı.
Irak rejimi İran İslam Cumhuriyeti topraklarına saldırdığı ilk günlerde bir bildiri yayımladı ve ateşkes için bir kaç şart ileri sürdü ve böylece İran’ı saldırgan taraf ve baas rejimini savunma konumunda İran topraklarına giren taraf gibi göstermeye çalıştı. Bu bildiride barış için bir kaç şartın gerçekleşmesi ileri sürülmüştü. Bu şartlardan biri Irak’ın toprak haklarının İran tarafından tanınması ve yine Irak’ın içişlerine müdahale edilmemesi, iyi komşuluk sözü verilmesi ve Fars körfezindeki üç adaların Araplara geri verilmesiydi.
Saddam’ın iddiaları arasında yer alan İran’ın Fars körfezindeki üç adaları olan Büyük Tonb, Küçük Tonb ve Ebu Musa adaları bir kaç bin yıldan beri İran egemenliği altında yer alan adalardır. Bu adalar bir zamanlar İngiliz güçleri tarafından işgal edildi. İngiliz güçler 1971 yılında Fars körfezini terk ettiklerinde ve yerlerini Amerikalılara bıraktıklarında adalar yeniden İran’ın doğrudan egemenliğinin altına geri döndü. O yıl BAE üç adalar üzerinde bazı iddiaları ileri sürdü ve İran’a karşı düşmanlık güden bazı Arap rejimler de bu iddialara destek vermeye başladı. Saddam da İran İslam Cumhuriyeti topraklarına saldırısında Arap rejimlerin desteğini alabilmek için üç adaların BAE’ine verilmesini barış ve ateşkes şartları arasına yerleştirdi.
Gerçekte Saddam’ın İran İslam Cumhuriyeti topraklarına saldırmakta sergilediği tavır, İran topraklarının bir parçasını koparmak ve İslam Cumhuriyeti nizamını devirmekten de ötede bir hareketti. Saddam için İran topraklarına saldırmak, Amerika’nın ilgisini çekmek ve şah döneminde İran’ın yerine Amerika’nın bölgede jandarması ve sonuçta bölgesel bir güç olmak için sarf ettiği çabaların bir parçasıydı. Bu tutumun sebebi ile Amerika’nın bölgeye yönelik savunma stratejisi, İran ve Arabistan ekseninde hamilerine askeri destek vermek ve böylece Doğu süper gücü olan sovyetler birliği karşısında durmak ve çakma rejim İsrail’in güvenliğini temin etmeye yönelikti. Bu çerçevede Nicson’un iki sütunlu politikasında İran’dan bölgede ABD’nin jandarması şeklinde söz ediliyordu. Şimdi ise Saddam İran’da İslam inkılabından sonra oluşan yeni şartlarda Irak İran’ın yerine Amerika’nın bölgede jandarması ve şahın alternatifi olabileceğini zannediyordu.
Newsweek dergisi Irak lideri Saddam’da bu eğilimin nasıl geliştiğini irdelediği raporunda Saddam’ın amacı Fars körfezi ve hatta Ortadoğu’nun tümüne musallat olmak ve aynı zamanda iki süper güçle sürtüşmekten kaçınmaktan başka bir şey olmadığını yazdı. Çünkü bu arada bir boşluk oluşmuştu ve bir nevi doldurulması gerekiyordu. Mısır yönetimi Camp David müzakerelerine katıldığı için Arap ve İslam dünyasında dışlanmış vaziyetteydi. Suriye ise iç sorunları ile uğraşıyordu ve bir dönem Fars körfezi jandarması olan İran İslam inkılabına maruz kalmıştı. O zaman Irak bu boşluğu doldurabilecek tek alternatif gibi gözüküyordu. Çünkü Irak eski sovyetler birliği ve Batı Avrupa ülkelerinden karşıladığı gelişmiş ve modern silahlara sahip olan bir devletti ve Arabistan ve diğer Fars körfezindeki emirliklerin aksine 13 milyon nüfusu vardı.
Saddam’ın zaten gizlemeye bile çalışmadığı İran İslam Cumhuriyeti topraklarına saldırmasının bir başka hedefi ise yeni yeni ayakta duran İslam Cumhuriyeti nizamını devirmekti. Saddam 12 Kasım 1980 tarihinde Irak basınında yayımlanan bir röportajında Irak’ın genel hedefleri hakkında şöyle konuştu: biz İran’ın parçalanması ve imha olmasından üzülmeyiz ve açıkça belirtiyoruz bu ülke bizim düşmanımız olduğu şartlarda her Iraklı veya her Arap İran’ın parçalanmasını ve yıkılmasını isteyecektir.
Irak’ın dönem Dışişleri Bakanı Tarık Aziz de savaşın başlaması üzerinden sekiz ay geçtiği bir sırada beş küçük İran’ın varlığı bir tek büyük İran’ın varlığından daha iyi olduğunu belirtti. Tarık Aziz, Irak İranlı kavimlerin isyanlarını destekleyeceklerini ve tüm güçlerini İran üzerinde odaklayacaklarını vurguladı.
Saddam Hüseyin 1981 yılının mart ayında da savaş cephelerine sürdüğü milli ordusunun askerlerine hitaben yaptığı konuşmada amacını şöyle açıkladı: biz Huzistan’ın Arap halkı ve İran’ın diğer kavimleri ve özellikle kürtlerin ve bulucilerin ve tüm gerçek vatanseverlerin ihtiyacı olan silahları onlara vermeye hazırız. Biz İran’ın toprak bütünlüğüne ilgi duymayız ve bu bizim stratejimizdir ve bir süre önceden beri de ilan ediyoruz.