ABD’nin İran’ın insan kaçakçılığında rolü ile ilgili iddiası
Amerika Dışişleri Bakanlığı geçen hafta yayımladığı raporunda İran İslam Cumhuriyeti insan kaçakçılığını yok etmek için asgari standartlara uymadığını iddia etti.
Amerika Dışişleri Bakanlığının yıllık raporunda dünya ülkeleri üç seviyeye ayrılıyor. İlk sırada Amerika açısından insan kaçakçılığı zeminini yok eden ülkeler yer alıyor. Amerika kendi açısından kendisini bu sıraya yerleştiriyor. İkinci sırada ise asgari standartlara uymayan ama bu yolda kayda değer çabaları sarf eden ülkeler yer alıyor. Üçüncü sırada ise Amerika’ya göre asgari standartlara uymadıkları gibi bu alanda hiç bir çaba harcamayan ülkeler yer alıyor.
Amerika Dışişleri Bakanlığının yıllık raporunda en kötü sırada Amerika’ya göre insan kaçakçılığına zemin hazırlayan ülkeler yer alıyor.
Biraz önce de belirtildiği üzere Amerika Dışişleri Bakanlığı geçen hafta yayımladığı raporunda İran İslam Cumhuriyeti insan kaçakçılığını yok etmek için asgari standartlara uymadığını, kaçakçılıkla mücadele veya politikalarını şeffaflaştırmadığını ve insan kaçakçılığı ile mücadelede STK’larla işbirliğinde kayda değer bir çaba sarf etmediğini iddia etti.
İnsan kaçakçılığı veya insan ticareti çağımızda sürekli gelişme kaydeden en talihsiz faaliyetlerden biridir. BM insanları milli ve uluslararası sınırlarda illegal ve gizli bir şekilde hareket ettirmeyi insan kaçakçılığı olarak tanımlıyor. Bu yer değiştirme meselesi genellikle gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ve ekonomileri güçlü olan ülkelere doğru gerçekleşiyor ve nihai amacı da insanların zorla cinsel veya iktisadi açıdan sömürülmelerinden oluşuyor.
Şimdi Amerika Dışişleri Bakanlığının bu raporu hangi şartlar altında yayımlanıyor, gelin buna bir göz atalım.
Amerika’nın kendi resmi kurumlarının araştırmalarına göre Amerika’de her yıl en az 100 bin kadar yasal yaşın altındaki genç kızlar cinsel kölelik uğruna pazarlanıyor. Hatta Amerika’nın başkenti Washington’da yaşları 13’un altında olan küçük kız çocukları cinsel köle olarak kullanılmaları için satışa çıkarılıyor.
Dünyada her yıl 2.5 milyon insan gelişmekte olan ülkelerden kaçak ediliyor. Bu sayının yarısını ise maalesef masum çocuklar oluşuyor. Bu sayıdan yüz bin kadarı ise Amerika’ya getiriliyor ve genellikle El Salvador, Meksika, Çin ve Vietnam’dan Amerika’ya kaçak olarak getirildiği anlaşılıyor. İnsan kaçakçılarının esas amacı cinsel sömürü olmasına karşın Amerika’da bu insanlar en ağır işlere üstelik ücretsiz veya haftalık izni olmaksızın ve fazla mesai yaptırılarak sömürülüyor.
AB iç politika komiseri Sesilia Malem Eştrom Almanya’da yayımlanan De Volt gazetesine verdiği mülakatta bu şom fenomenin Avrupa’da da söz konusu olduğunu belirterek şöyle diyor: inanılması çok zor ama AB ülkelerinde bir meta gibi satılan on binlerce insan yaşıyor. İnsan ticaretinin her yerde ve çevremizde cereyan ettiği ve bizim düşündüğümüzden bize çok daha yakın olduğu acı bir gerçektir.
Öte yandan BM tarafından yayımlanan veriler de bu konuyu doğruluyor ve dünyada her yıl kaçak edilen yaklaşık yarım milyon insanın hedef ülkeleri Amerika ve AB ülkeleri olduğunu ve bu kirli sektörde elde edilen milyarlarca dolarlık gelirin yaklaşık yarısı Amerikalıların cebine girdiğini ortaya koyuyor. Görevi insan kaçakçılığı ile mücadele olan insan kaçakçılığı etüt milli Merkezî NHTRC de bu acı gerçeği doğruluyor.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi’nin Amerika Dışişleri Bakanlığının insan kaçakçılığı ile ilgili olarak İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelttiği suçların mahiyeti hakkında yaptığı açıklamaya göre uluslararası camia dünya genelinde insan kaçakçılığının şiddetlenmesine sebebiyet veren insanlık dışı uygulamaların ve bu bağlamda uygulanan politikaların esas suçlularının tespit edilerek hakettikleri cezanın verilmesini bekliyor. Behram Kasımi’ye göre bu alanda Amerika devletinin sorumluluğu açık ve net olarak ortadadır ve Washington yönetimi ne başkalarını suçlamak ve ne de bu sorumluluğundan başkalarını yersiz ve yalan dolan suçlamalarla sorumlu tutmak bu sorumluluğu omuzundan kaldıramayacağı kesindir.
Kuşkusuz insan kaçakçılığının esas kaynaklarını ve köklerini Amerika ve müttefiklerinin tek yanlı politikalarında, müdahaleci tutumları ve askeri tecavüzleri ve yıpratıcı savaşları dayatmaları ve asimilasyon yapmaları ve terör eylemlerini düzenlemelerinde aramak gerekir.
Oysa Amerika’nın tüm suçlamalarına karşın İran İslam Cumhuriyeti yıllar önce insan kaçakçılığı ile mücadele doğrultusunda bazı yasaları çıkaran bir devlettir. İran İslam Cumhuriyeti anayasası 156. Maddesinde doğrudan ve 8. Maddesinde de dolaylı olarak suçun önlenmesini gözetlemiştir, ki bu da başlı başına suçun önlenmesi suçların kontrol altına alınmasında en önemli araçlardan biri olduğunu ortaya koyuyor.
İran öte yandan 2004 yılında insan kaçakçılığı ile mücadele kanununu onaylayarak beşeriyet karşıtı bu şom fenomenle mücadele etmek ve dünya camiası ile birlikte hareket etmek için önemli adımlar atmıştır. Nitekim İran İslam Cumhuriyeti’nin Afganistan vatandaşlarını koruma altına alınması bir çok kez BM ve AB kurumları tarafından büyük takdirle karşılaşmıştır.
BM’nin İran’da mülteci işleri yüksek komiserliği temsilcisi Sivanka Danapala 20 Haziran günü dünya sığınmacılar günü dolaysıyla İran’ın Meşhed kentinde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, İran İslam Cumhuriyeti dini öğretilerinden kaynaklanan barıştalep ve insan sever ruhu ile her daim uluslararası konvansiyonların çok çok önünde hareket ederek sığınmacıların hizmetinde olduğunu belirtti.
Yine Batılı uzman Tina Frant da bir çokları Amerika’da insan kaçakçılığı ile mücadele için bir çok yasa bulunduğunu zannettiğini, oysa gerçekte böyle bir şey olmadığını belirtiyor. Kendisi cinsel köleliğin kurbanı olan Frant, insan ticareti Amerika’da yeni bir konu olmadığını ve yarım asırlık bir mazisi söz konusu olduğunu ifade ediyor.
Evet, tüm bunlar, Amerika devleti ve Dışişleri Bakanlığı gerçek dışı raporlar ve kendince dünya ülkelerini çeşitli seviyelere ayırmakla asla gizlemeyeceği gerçeklerin bir bölümüdür. Bugün rüyaları Amerika’ya varmak olan bir çok göçmen eğer denizlerde boğulmaz veya çöllerin sıcağı veya dağların soğuğundan sağ kurtulmayı başarırsa sonuçta insan kaçakçılarının tuzağına düşüyor ve ömrünün geriye kalan kısmını kaybettiği hayallerinin hasretini çekerek yaşamak zorunda kalıyor.
Ve insan kaçakçılığı ve insanların sömürüsü alanında bu denli kara ve kirli mazisi e karnesi olan Amerika gibi bir devletin başka ülkeleri insan kaçakçılığı ile mücadelede müsamahakarlıkla suçlaması ve özellikle bu ülkenin Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un İran İslam Cumhuriyeti’ni Amerika’nın başını çektiği kirli insan ticaretini yapmak ve insan haklarını ihlal etmekle suçlaması acı mizahtır.