İran ve uluslararası konvansiyonlar - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i84125-İran_ve_uluslararası_konvansiyonlar_1
Tarih boyunca beşeriyetin ve hatta günümüz dünyasındaki toplumların karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, ırkçılık olmuştur.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Eylül 16, 2017 13:36 Europe/Istanbul

Tarih boyunca beşeriyetin ve hatta günümüz dünyasındaki toplumların karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, ırkçılık olmuştur.

Irkçılık çeşitli tarihi evrelerde insan haklarını ihlal eden bir fenomen olmakla beraber her zaman bir grubun bir başka grubun üzerinde sulta ve üstünlük kurması ve çeşitli toplumlarda ihtilaf, güvensizlik ve savaşlara yol açan bir yaklaşımdır. Bu yüzden 1948 yılında BM’de ilk bildirge, evrensel insan hakları bildirgesi adı ile onaylandığında, tüm insanların eşitliği ve özgürlüğü ve ayrıca ayrımcılığın reddedilmesi ilgi odağına oturdu. Daha sonraki yıllarda ve çeşitli alanların üzerinde bu bildirge ile ilgili BM’de onaylanan diğer belgelerde de defalarca insanların eşitliğine ve her türlü ayrımcılığın reddine vurgu yapıldı. Bu belgelere 1965 yılında onaylanan uluslararası ırkçılığın her türlüsünün bertaraf edilmesi konvansiyonu ve 1973 yılında onaylanan ve Apartaid cinayetini men eden ve cezalandıran konvansiyonu örnek vermek mümkün. Bu belgelerde ırkçılığın üzerinde özel olarak vurgu yapıldı.

Uluslararası ırkçılığın her türlüsünün bertaraf edilmesi konvansiyonundan, ırkların eşit olduğu düşüncesini beyan eden en açık ve en geniş kapsamlı belge olarak söz ediliyor. Bu konvansiyonun birinci maddesine göre ırkçılık, sosyal imtiyazlardan ırk ve deri rengi temelinde her türlü ayrımcılık, kısıtlama ve mahrumiyettir ve insan hakları eşitliliği ve siyasi, iktisadi, kültürel ve yaşamla ilgili diğer alanlarla ilgili temel özgürlüklere zarar vermektedir.

Konvansiyonun ikinci maddesi de üye ülkeleri ırkçılığın her türlüsünü kınamak ve hiç geciktirmeden ve uygun yollardan her türlü ayrımcılığı yok etme politikasını ve milli uzlaşmanın sağlanmasını yürürlüğe koymak ve insanlara veya gruplara karşı ırkçılığa sebebiyet veren hiç bir yasaya veya pratik uygulamaya destek vermemekle yükümlü hale getiriyor.

Bu tür konvansiyonlarda üye ülkeler sadece kendileri ırkçılık yapmamakla yükümlü hale getirilmiyor ve bunun yanında ırkçılığı yasaklamaları ve uygun uygulamalar ve uygun yasalarla bireylerin veya grupların ırkçılığına mani olmaları gerektiği vurgulanıyor.

uluslararası ırkçılığın her türlüsünün bertaraf edilmesi konvansiyonunun üçüncü ve dördüncü maddeleri de üye ülkeleri bir ırkın veya belli bir deri rengine veya özel bir etnik gruba ait olan insanların üstünlüğüne dayalı her türlü düşünce veya teze dayanarak propaganda yapmalarını veya örgütlenmelerini yasaklamakla yükümlü hale getiriyor.

Ama maalesef, ırkçılığı insan haklarına karşı ciddi saldırı niteleyen bunca yasa ve konvansiyona karşın bazı işaretler, günümüzde hâla bazı insanların, grupların, örgütlerin ve bazı durumlarda devletlerin çıkarlarını temin etmek amacıyla diğer bazı insanlara veya gruplara karşı ırk, deri rengi, din, soy veya milli kökleri temelinde türlü ayrımcılığın uygulandığını gösteriyor ve hala bir çok insanın bu şom fenomenden acı çektiği anlaşılıyor. Günümüzde hâla hatta en gelişmiş ülkelerde bile ırkçı düşünceler açık gizli devam ediyor. Bu düşünce beyaz olmayan veya yerli olmayan etnik grupların alçak ve hor sayılmasına neden oluyor ve bu insanlar bu yüzden bir çok sosyal imtiyazdan ve fırsattan mahrum bırakılıyor.

Aslında bu tür ırkçı ve ayrımcı düşüncelerin en bariz örneklerini son yıllarda Batılı ülkelerde görmek mümkün. Günümüzde ırkçılığın yeni bir dalgası Avrupa’nın Norveç gibi soğuk Kuzey ülkelerinden ta Yunanistan gibi güneydeki sıcak ülkelere kadar geniş bir alana yayıldığı gözleniyor.

Yine sürekli insan hakları ve demokrasi iddiasında bulunan Amerika’da da ırkçılık anlayışı hiç değişmeden devam ediyor.

Bazı uzmanlar ırkçılığın inatçı ve bağnaz küçük bir grubun izlediği düşüncenin çok ötesinde bir düşünce olduğunu savunuyor. Buna göre ırkçılık bazı toplumların yapısını ve en derin noktalarına kadar kök salmış bir hastalıktır. Bir başka ifade ile ırkçılık bu tür toplumlarda sistematik bir şekilde toplumun yapılarını sarmıştır. Bu bakış açısına göre polis, sağlık sektörü, eğitim sistemi ve yargı kurumu gibi kurumlar bu tür toplumlarda sırf belli bir kesimin çıkarlarına hizmet eden ve diğer gruplara karşı ayrımcılık uygulayan politikaları izliyor. Gerçekte bu tarzda başkalarına yönelik tahammülsüzlük duygusu sadece toplumun normal düzeyinde değil, bazen hatta Batılı ülkelerin en üst düzeydeki katmanları arasında da bariz bir şekilde göze çarpıyor. Amerika Başkanı Donald Trump’ın son günlerde Virjinia eyaletinin Charlotsville kentinde yaşanan ırkçı şiddete karşı tutumu bu iddianın en somut ispatıdır. Bu arada bu olayların Amerika’da ne ilk ve ne de son ırkçı olaylar olduğu da belirtilmelidir.

Amerika’dan gelen haberler, insan hakları, özgürlük ve demokrasi iddiasında bulunan bu ülkede renkli derili insanların ve dini grupların ve özellikle Müslümanların ırkçılık gibi şom bir fenomen ve doğurduğu olumsuz sonuçları ile karşı karşıya kaldıklarını açıkça ortaya koyuyor.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bir konuşmasında bu konuya işaret ederek şöyle diyor: özgürlük ve insan hakları iddiasında bulunan Amerika’da hâla ırkçılık sorunu çözümlenmiş değildir. Amerika’da hâla siyahi insanlar bu toplumda yaşamak için kendini güvende hissetmiyor. Bazen polis bir insanı sırf siyahi olmak suçundan ölüm noktasına kadar dayak atıyor. Sonra da çıkıp insan hakları iddiasında bulunuyorlar.

BM insan hakları konseyinin özel raporu da kesinlikle bu konuyu doğruluyor. Boston review adı ile anılan bu raporda Amerika’da iki milyon Afrika kökenli vatandaşın oy hakkı konusunda bazı kısıtlamalarla karşı karşıya bulundukları belirtiliyor. Bundan başka Amerikalı siyahiler bu ülkede iş bulmakta da sürekli sıkıntı yaşıyor ve bir dizi kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor. Amerika’da istihdam konusunda ayrımcılık sıradan bir uygulama sayılıyor. Bu yüzden Amerika’da siyahilerin arasında işsizlik oranı %14’ün üstündedir. Yine Amerika’da yapılan bazı araştırmalar bu ülkede Apartaid akımının yeniden hortladığını ortaya koyuyor. Araştırmalara göre Amerika’da 58 meslekten 19’una mensup kesim işyerlerinde siyahilerle beyazların birbirinden ayrı tutulması ile ilgili uygulamaya yeniden dönülmesini istiyor.  Amerika’da istihdam alanında uygulanan ayrımcılık yüzünden siyahi ailelerin ortalama geliri beyaz ailelere kıyasla her zaman daha düşük olduğu anlaşılıyor.

Amerika’da azınlıkların haklarının sürekli ihlal edildiği yönünde sayısız kanıt ve delil bulunmasına karşın Amerikalı politikacılar nerede çıkarları icap ederse muhaliflerin azınlık haklarını ve insan haklarını ihlal etmekle suçluyor. Örneğin en son Amerika Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Washington’da yaptığı açıklamada İran İslam Cumhuriyeti’ni dini azınlıkların haklarını ihlal etmekle suçladı ve İran’da Hristiyanların ve diğer azınlıkların tacizlerin hedefi olduğunu iddia etti.

Aslında Amerika, İran İslam Cumhuriyeti yasalarını İslam dinine göre tedvin ederek onayladığı ve anayasasında açıkçı her türlü ırkçılığı ve ayrımcılığı reddettiği ve tüm insanlar hangi ırktan ve renkten ve mezhepten olursa olsun eşit olduğunu vurguladığı halde İran’ı dini azınlıkların haklarını ihlal etmekle suçluyor.