İran ve uluslararası konvansiyonlar - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i84131-İran_ve_uluslararası_konvansiyonlar_2
Tarih boyunca beşeriyetin ve hatta günümüz dünyasındaki toplumların karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, ırkçılık olmuştur. Ancak İslam dini ve İran İslam Cumhuriyeti ırkçılığı ve ırk ayrımcılığını her daim kınamış ve reddetmiştir.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Eylül 16, 2017 13:47 Europe/Istanbul

Tarih boyunca beşeriyetin ve hatta günümüz dünyasındaki toplumların karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, ırkçılık olmuştur. Ancak İslam dini ve İran İslam Cumhuriyeti ırkçılığı ve ırk ayrımcılığını her daim kınamış ve reddetmiştir.

İran diyarının kültüründe ırkçılığın kınanma mazisi bu toprakların yazılı tarihinin ilk dönemlerine kadar dayanır. Oysa Batı dünyasında Hz. İsa’nın –s– tealimine itina edilmeksizin ırkçılık ancak 1776 yılında ve ABD’nin bağımsızlık bildirgesinde ve ardından 1789 yılında Fransa ihtilalinden sonra kınandı ve sonunda da 1948 yılında BM bünyesinde evrensel insan hakları bildirgesi adı ile yayımlanan belgede tüm insanların eşitliği ve özgürlüğü gözetilerek ırkçılık reddedildi.

Daha sonraki yıllarda evrensel insan hakları bildirgesine bağlı bazı belgeler BM tarafından onaylandı. Bu belgelerde ayrımcılığın tüm şekilleri reddedilmeye başladı ve insanların eşitliğine vurgu yapıldı. Örneğin 1965 yılında eğitim alanında ayrımcılıkla mücadele konvansiyonu, 1966 yılında uluslararası medeni ve siyasi haklar konvansiyonu, 1965 yılında ırkçılığın her türlüsü ile mücadele konvansiyonu ve 1973 yılında uluslararası Apartaid cinayetini men ve ceza konvansiyonuna değinmek mümkün. Son iki konvansiyonda ise özellikle ırkçılık ve ırk ayrımcılığı gözetilmiştir.

Irkçılık, insan haklarını ihlal eden bir etken olarak İslam dininde reddedilmiştir. Yasalarını İslam dinine göre tedvin ederek hazırlayan İran İslam Cumhuriyeti de her türlü ayrımcılıkla mücadeleyi yüce hedefleri arasına yerleştirmiş ve bu nizamın temelini adaletin gerçekleşmesi ve ayrımcılığın yok edilmesine dayandırmıştır. Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti nizamının kurucusunun gözetlediği temel hedeflerden biri de adaletsizlik ve ayrımcılıkla mücadele olmuştur. Günümüzde İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei de halkın tüm kesimleri arasında adalete ve eşitliğe vurgu yapmaktadır.

İran diyarı, etnik çeşitlilik bakımından oldukça zengin ülkelerden biridir, fakat bazı ülkelerde farklı kültürleri benimseyen ve farklı ırklara ve dillere mensup olan insanlar azınlık sayılmasının aksine İran İslam Cumhuriyeti nizamında çeşitli etnik gruplar aynı milletin birer parçası sayılır ve anayasada da tüm İran milleti için eşit haklar öngörülmüş ve bu haklara vurgu yapılmıştır.

İran anayasasının 19. Maddesinde şu ifadeler yer alıyor: İran halkı hangi etnik gruptan olursa olsun eşit haklara sahiptir ve renk, ırk, dil ve bunun gibi durumlar imtiyaz sebebi olamaz.

Bu yüzden İran’da etnik azınlıklara mensup olan insanlar hiç bir kısıtlama ile karşılaşmaksızın idari ve hükümet erkanlarında çeşitli mevkilerde ve makamlarda yer alarak ülke yönetimine ortak olabilir ve bu açıdan başkaları ile aralarında hiç bir farklılık yoktur ki bu da İran İslam Cumhuriyeti nizamının etnik azınlıklara gösterdiği özel ilgi ve özenin işaretidir.

İran İslam Cumhuriyeti anayasasının üçüncü maddesinde hükümet tüm vatandaşlara yönelik her türlü haksız ayrımcılığı bertaraf etmek ve tüm maddi ve manevi alanlarda adil imkanlar yaratmakla yükümlü hale getirilmiştir. Yine anayasanın 20. Maddesinde net olarak tüm vatandaşların siyasi, iktisadi, kültürel ve sosyal hakları vurgulanarak şu ifadelere yer verilmiştir: milletin tüm bireyleri ister kadın ister erkek, yasaların himayesi altındadır ve tüm vatandaşlar İslam ilkelerine uyularak insani, siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel haklara sahiptir.

İran İslam Cumhuriyeti anayasasına göre İran’ın resmi dini İslam ve resmi mezhebi 12 imamlı Caferi mezhebidir ve bu dinin ve bu mezhebin seçilmesinin kriteri İran toplumunun çoğunluğudur. Ancak aynı kanuna göre diğer İslamî mezhepler dini azınlık sayılmıyor, zira onlar da Müslümandır ve diğer Müslümanlar gibi tüm sosyal ilişkilerinde tam saygı görmektedir. İslamî hükümete göre bu mezheplerin izleyenleri mezheplerinin gerektirdiği merasimleri kendi fıkıhlarına göre yerine getirmekte serbesttir. Müslüman dini azınlıklar ayrıca çocuklarının talim ve terbiyesi veya genel olarak kendi okulları veya camileri ve ayrıca izdivaç ve boşanma gibi medeni hal durumları gibi durumlarda kendi inançlarına göre hareket etmekte özgürdür.

Anayasanın 14. Maddesine göre İran İslam Cumhuriyeti nizamı, ilahi kitap ehli olan gayri Müslimlere de adalet ve eşitlik ilkesine göre davranmalıdır ve bu kesimi, nizam aleyhinde komplo kurmadıkları ve hükümetin şemsiyesi altında bulundukları sürece korumalıdır.

İran anayasasının 13. Maddesinde Zerdüşti, Yahudi ve Hristiyan azınlıklar dini azınlıklar olarak tanınmıştır. Bu insanlar yasalar çerçevesinde dini merasimlerini yerine getirmekte ve medeni hal durumlarında da kendi inançlarına göre hareket etmekte serbesttir.

İran’da dini azınlıkların haklarına saygı çerçevesinde onlara ülkenin en yüksek yasama kurumunda birer temsilci bulundurma hakkı da tanınmıştır. Nitekim anayasanın 67. Maddesinin sonunda dini azınlıkların temsilcileri kendi semavi kitapları üzerine yemin edebilecekleri ifade edilmiştir.

İran İslam Cumhuriyeti nizamı sadece kendi yasalarında kendi vatandaşlarına yönelik ayrımcılığı reddetmiyor, aynı zamanda dünyada her türlü ırkçılığın ve ayrımcılığın yok edilmesini de bir prensip olarak benimsiyor ve buna göre her daim ırkçılığa karşı muhalefetini ilan ederek ırkçılığı reddeden uluslararası konvansiyonlarda tutumunu bu soruna karşı gösteriyor.

Despot ve ırkçı rejimlerle ilişkilerini kesmek, İran İslam Cumhuriyeti nizamının bu alanda sergilediği tutumun bir başka göstergesidir. Örneğin İran hiç bir koşul altında Güney Afrika’da Apartaid düzeninin hakimiyeti sırasında bu rejimi onaylamadı ve ırkçı rejim devrildiği güne kadar mazlum konumda olan siyahilerin camiasına destek verdi. İran İslam Cumhuriyeti Filistin konusunda da her daim mazlum Filistin milletinin yanında ve ırkçı gaspçı rejim İsrail’in karşısında yer almıştır.

Öte yandan son yıllarda İran milletinin Iraklı ve Afgan mültecilere kucak açması da İslamî nizamın insani rafet ve şefkatini ve başka milletlere saygısının işaretidir. Bu çerçevede BM ırkçılıkla mücadele komisyonu defalarca İran İslam Cumhuriyeti’ni Iraklı ve Afgan mültecileri insani bir şekilde ağırlamasını takdir etmiştir.

Uluslararası konvansiyonlara göre her insan beşeri izzetini korumak için okula gidebilmeli, çalışabilmeli ve yaşayabilmelidir ve asla mülteci kamplarında birilerinin ona bir bağışta bulunmasını beklememelidir. Buna göre İslamî İran’da sığınmacılar her daim halk arasında normal bir şekilde yaşamıştır. Hatta İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin talimatı üzerine ister Iraklı ister Afgan, tüm mülteci çocukları ister yasal ister illegal olarak İran’a sığınmış olsun okullarda kayıt yaptırma hakkına kavuşmuştur. Bu insani hareket günümüzde insan haklarını savunduklarını iddia eden bir çok ülkede hala bir hayal gibi gözükmektedir.