Kutsal savunma haftası -1
Savaş ölüm ve yıkımı hatırlatır. Ancak ne zaman savaş ülkeyi, inancı ve yüce insani değerleri savunmak gibi bir boyut kazanırsa kutsal ve takdire şayan olur.
İran milletinin Saddam rejiminin sekiz yıl boyunca dayattığı tecavüze karşı verilen mücadele bu tür savaşlara bir örnektir.
Evet, sekiz yıl süren kutsal savunma, ülkeyi, İslam’ı ve yüce insani değerleri savunma uğruna bir savaştı. Bu uğurda bir çok genç, kadın ve erkek şehit düştü. Ancak bunların her biri direniş abidesi oldu ve hiç bir zaman unutulmayacaktır. Zira bu insanlar en yüce değerleri savunmak için canını bile feda etti.
İran milleti ta eski zamanlardan beri medeniyet ve kültür yapan bir millettir ve bu kültür yapma işi gerçi engebeli bir süreç izlemiştir, ama hiç bir zaman sönmemiştir.
İslam inkılabı da İran’ın siyasi hayatında yeni bir dönemin başlangıcı sayılır. Bu yüzden iki Doğu ve Batı süper güçleri ve bu güçlerin uyduları İslam inkılabı ile düşmanlık gütmeye başladı, çünkü İslam inkılabı milletlere zulüm ve istikbar ile mücadele yolunu gösterdi ve Amerika ve sovyetler birliği gibi iki süper gücün sömürücü politikalarını sorgulamaya başladı.
Irak’ın eski diktatörü Saddam rejiminin İran İslam Cumhuriyeti topraklarına saldırısı İslam inkılabı zafere kavuştuktan 19 ay sonra başladı ve Doğu ve Batı süper güçleri Saddam’a ve saldırısına destek verdi. Gerçekte Doğu ve Batı süper güçleri İslam inkılabının özgürlükçü mesajının zulüm ve sömürü altında inleyen milletlere ulaşmasından endişe ediyordu.
Saddam rejiminin İran topraklarına tecavüzü 22 Eylül 1980 tarihinde başladı. Saddam’ın İran milletine dayattığı savaş tam sekiz yıl sürdü, fakat ne Saddam ne de Doğu ve Batı blokundaki hamileri İran İslam Cumhuriyeti topraklarını parçalamak ve yeni yeni ayakta duran İslam Cumhuriyeti nizamını yıkmak gibi hedeflerine ulaşabildi.
Aslında bu savaş İslam inkılabının ülkülerini yüceltme ve İran İslam Cumhuriyeti nizamını tüm alanlarda büyütme ve geliştirme yönünde bir onur ve güç noktası oldu.
İran milleti her yıl kutsal savunma yıllarında şehit düşen on binlerce insanı, onbinlerce gaziyi ve milyonlarca kadın erkek, genç yaşlının ülkeyi ve İslam inkılabı değerlerini savunmak için büyük fedakarlıkta bulunmalarını saygı ile anmak için 22 ila 28 Eylül günlerini kutsal savunma haftası olarak adlandırdı.
Her yıl kutsal savunma haftasında şehitleri, gazileri ve İran milletinin cesur direnişini anmak için çeşitli etkinlikler düzenleniyor.
Kutsal savunma haftasının ilk gününde her yıl İran’ın çeşitli kentlerinde askeri geçit töreni düzenleniyor. Askeri geçit törenlerinin en muhteşem olanı başkent Tahran’da düzenleniyor. Askeri geçit töreninde İran silahlı kuvvetleri kara, deniz, hava ve uzay alanlarında en yeni kazanımlarını da sergiliyor.
İran halkı ve mücahitleri Saddam rejiminin 8 yıl süren saldırılarına karşı direniş ve fedakarlıktan yeni bir kültür yarattılar. Gerçekte İran’ın çağdaş tarihinde en önemli ve unutulmaz hadiselerden biri sekiz yıllık kutsal savunmadır.
Allah yolunda cihat eden mümin insanların yarattığı hamaset, İslamî kültürün pratik cilvelerini izlemek için en güzel örnek sayılır. Aslında İslam inkılabı tarihinin bu dönemini ve İslam Cumhuriyeti nizamının bekasına katkısını dayatılan sekiz yıllık savaşın hem teorik ve hem pratik boyutta yönetimi ve iyi bir sonla sonlandıran İran İslam Cumhuriyeti nizamının kurucu önderi İmam Humeyni’nin -ks- bakışından daha iyi anlayabiliriz.
İmam Humeyni -ks- kutsal savunma yılları hakkında geniş kapsamlı bir bakışı vardır ki bu büyük hadiseye farklı bir açıdan açıklık getirir. Bu saaş İslam inkılabının büyük liderinin irfani ve manevi bakışında yeni yeni kraliyet zulmünden kurtulan bir millet için ilahi bir sınavdı. İmam Humeyni -ks- bu konuda yaptığı açıklama şöyle diyor: savaş da öyle bir meseleydi ki insan çok önemli olduğunu sanıyordu, ama daha sonra faydaları zararlarından daha çok olduğu anlaşıldı. Savaş yüzünden halk kitleleri arasında oluşan birliktelik, ordu, jandarma ve İslam inkılabı muhafızlar askerlerinden oluşan Ruhani ve manevi atmosfer ve İran genelinde kadın erkek, herkesin arasında oluşan yardımlaşma ruhu tüm dünyaya İran’da yaşanan durumun tüm meselelerden farklı olduğunu gösterdi.
Tarihte İran milletinin sekiz yıl süren kutsal savunmasından hürriyet, direniş ve Allah’a iman şeklinde söz edilecektir. Ancak bu savaşta tecavüz eden taraf ve ona sekiz yıl boyunca yardım eden ve onu teşvik edenlerden çirkinlikle söz edilecek.
İmam Humeyni -ks- savaş hakkında şöyle buyurdu: biz her gün tüm alanlarda yararlandığımız bazı bereketlerle karşılaştık. Biz inkılabımızı savaş sırasında dünyaya ihraç ettik. Biz bu savaşta mazlumiyetimizi ve saldırgan tarafın zulmünü ispat ettik. Biz bu savaşta dünya zalimlerinin iki yüzlülüğü üzerindeki maskeyi düşürdük. Biz bu savaşta dostumuzu düşmanımızı tanıdık. Biz bu savaşta kendi ayağımızın üstünde durmayı öğrendik. Biz bu savaşta doğu ve Batı süper güçlerinin heybetini çökerttik. Biz bu savaşta İslamî inkılabımızın köklerini güçlendirdik. Biz bu savaşta halkımızın tek tek kardeşlik ve vatanseverlik duygusunu idrak ettik. Biz bu savaşta dünya halkına ve özellikle bölge milletlerine tüm güçlerin ve süper güçlerin karşısında yıllarca kendimizi savunabileceğimizi gösterdik.
İmam Humeyni -ks- Saddam’ın ölümcül savaş makinesi Doğu ve Batı süper güçlerinin himayesi altında ilerlediği o hassas ve kader belirleyici anlarda şöyle buyurdu: Biz Saddam’a öyle bir tokat vuracağız ki bir daha ayağa kalkacak gücü olmasın.
İmam Humeyni’nin -ks- bu tarihi sözü “savaş, savaştır ve bizim izzetimiz ve şerefimiz bu savaşa bağlıdır” cümlesi ile birlikte o büyük insanın azim ve kararlılığı ve güçlü duruşunu ortaya koymaktadır. İmam Humeyni’nin -ks- bu ünlü cümlesi aylar sonra ve Abadan kuşatmasının kırıldığı Samen-ul Eimme -s- operasyonları, Tarik-ul Kudüs operasyonu, Feth-ul Mubin operasyonu, Beytulmukaddes operasyonu ve Hürremşehir’in kurtuluş operasyonu sırasında pratiğe döküldü ve daha sonraki yıllarda da Kerbela 5 ve Velfecer 8 operasyonlarında Irak’ın baas ordusunu dağıttı. Saddam savaştan sonraki yıllarda ve Kuveyt topraklarına saldırdığı sıralarda şöyle itiraf etmişti: Biz İranlılarla savaşta azimli ve kararlı insanlarla karşı karşıya kaldık.
Bu zalim cani ayrıca İmam Humeyni’yi -ks- takdir ederek bir başka itirafta da bulundu ve onlar mertçe savaştı, dedi.
İmam Humeyni’nin -ks- bir başka özelliği de bir çok hadiseyi doğru biçimde tahmin etmesiydi. İmam Humeyni’nin -ks- arif bir insan olmaktan başka bu tür doğru tahminlerde bulunması, küresel gelişmeleri derinden idrak ettiğini ve ilahi yardımlara inandığını ve İran milletinin canı pahasına rehberlerine sadık kalacağına inandığını gösteriyordu.
İmam Humeyni -ks- Irak’ın baas ordusunun İran topraklarına tecavüz ettiği ilk aylarda Saddam’a hitaben şöyle demişti: Saddam’a da senin için bir yol biliyorum ve o yol, senin gidip intihar etmendir, diyorum. Nitekim Hitler de yenildikten sonra kendisini öldürdü. Sen de eğer erkeksen ve Hitler gibiysen, intihar etmelisin.
İmam Humeyni’nin -ks- Saddam’a bu tavsiyesi, baas ordusu taarruz konumunda ve İran ordusu İslam inkılabından sonraki kargaşa şartları altında bulunduğu bir sırada gündeme geliyordu.
Saddam Amerika 2003 yılında Irak topraklarını işgal ettikten sonra yakalandı ve zillet içinde idam edildi.
İmam Humeyni -ks- Fars körfezinin güneyinde yer alan Arap emirlikleri havaalanlarını ve limanlarını Saddam rejimine açtıkları ve petrol paralarını ve tüm askeri imkanlarını baas ordusuna sundukları sıralarda bu ülkelerin liderlerini nasihat ederek Saddam canisini desteklemekten el çekmelerini istedi ve Saddam fırsat bulursa bu ülkelere de saldıracağı uyarısında bulundu.
İmam Humeyni’nin -ks- bu öngörüsünün gerçekleşmesi pek uzun sürmedi ve sekiz yıllık savaş sona erdikten iki yıl sonra ve 1990 yılının ortalarında Saddam kendi hamilerine, yani Kuveyt ve Arabistan’a saldırdı.
Aslında İran milletinin sekiz yıllık kutsal savunma yıllarında sarf ettikleri emek ve verdikleri mücadele ve sergiledikleri direniş hakkında söylenecek çok şey var. İran milleti hiç bir zaman inkılabı ve İslam’ı savunmak için her şeylerini feda eden yiğitleri asla unutmayacaktır. Kutsal savunma haftası da bu onurlu insanları saygı ile anmak için bir bahane sayılır.