Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımların dosyası - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i90161-amerika’nın_İran’a_dayattığı_yaptırımların_dosyası_1
Yaptırım, Amerika ile İran İslam Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin ayrılmaz bir parçası sayılır.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Kasım 25, 2017 15:27 Europe/Istanbul

Yaptırım, Amerika ile İran İslam Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin ayrılmaz bir parçası sayılır.

İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuğu 1979 yılından sonra ve İslam Cumhuriyeti nizamının kuruluşunun üzerinden geçen kırk yılda Amerika türlü bahaneleri ileri sürerek İran İslam Cumhuriyeti’ne yaptırım uygulamıştır. Bu yaptırımlar ilkin, Amerika’nın İran’ın içişlerine müdahalesi ve İran’da 25 yıl boyunca despot Pehlevi rejimini desteklemesine gösterilen tepkide Tahran’da casusluk yuvasının ele geçirilmesi bahane edilerek uygulanmaya başladı.

Ancak Amerika’nın Tahran büyükelçiliği macerasının son bulması ve Cezayir bildirisinin yayımlanmasından sonra Amerikalı yetkililer yaptırım politikasını İran’ı teröre destek vermek ve insan haklarını ihlal etmek veya kitle imha silahları elde etmeye çalışmakla suçlamakla sürdürdü. Üstelik bu yaptırımlar İran toprakları Saddam’ın baas rejiminin saldırısına uğradığı ve İran kendini savunmak için bile silah temin edemediği bir sırada uygulanıyordu.

Daha sonraları bu kez İran’ın barışçıl nükleer faaliyetleri ABD elebaşılığındaki Batı’nın İran’a ağır ve geniş çaplı yaptırım uygulamasına mazeret oluşturdu. Amerikalı yetkililer bu bahane ile İran’ı dize getirmek istediklerini ilan ederek tarihin en ağır yaptırımlarını İran’a uygulamaya başladılar ve adını da güdümlü yaptırım koydulur.

Amerika bu süreçte bir kaç büyük gücü daha yanına alarak BM güvenlik konseyinde İran karşıtı bir kaç yaptırım kararnamesi de çıkardı ve böylece tek yanlı yaptırımlarına uluslararası boyut da kazandırdı.

Ancak tüm bu yaptırımlara rağmen İran İslam Cumhuriyeti barışçıl nükleer enerjiden yararlanma hakkından geri adım atmadı ve tüm yaptırımlara rağmen barışçıl nükleer faaliyetlerini sürdürdü ve sonunda söz konusu güçler bu hakkı kabul ederek İran ile müzakere masasına oturdu.

İran ve 5+1 grubu adı ile anılan Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, Çin ve Rusya arasında devam eden iki yıllık sıkı müzakerelerin sonunda Bercam adı ile anılan nükleer anlaşma imzalandı. Anlaşmada karşı taraf İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmesi karşısında İran’a dayatılan nükleer yaptırımları feshetme veya askıya alma sözü verdi.

Ancak Amerika Donald Trump yönetiminde yeni bahanelere sarılarak İran’a karşı yaptırımları Washington’un dış politika malzemesi olarak korumak istiyor.

Şimdi gelin hep birlikte Amerika’nın İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yaptırımlarının nasıl başladığını ve nasıl geliştiğini gözden geçirelim.

Biraz önce de belirtildiği üzere Amerika’nın İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı ilk iktisadi yaptırımları 1980 yılında ve Amerika’nın Tahran’daki büyükelçiliği veya diğer adı ile casusluk yuvasının İranlı öğrencilerce ele geçirilmesine tepki olarak uygulandı. Bu yaptırım kararında İran’ın eski şahı Muhammed Rıza Pehlevi döneminde İran ve Amerika arasında imzalanan ve yüz milyonlarca dolarlık silah satışını öngören anlaşma feshedildi ve İran İslam Cumhuriyeti’ne silah ve askeri teçhizat satışı da yasak ilan edildi. Bu hareketi takiben İran’ın Amerika’daki 12 milyar dolarlık mal varlığına el kondu ve İran ve Amerika arasında her türlü ticaret de yasak ilan edildi. Amerika devleti ayrıca İran İslam Cumhuriyeti ile tüm diplomatik ilişkilerini kesti.

İran’da İslam inkılabının zafere ulaşması ve ardından Amerika’nın Tahran’daki casusluk yuvasının ele geçirilmesinden derin öfke duyan Amerika’nın dönem Başkanı Carter yönetimi bu yaptırımların üzerinde özel hesap açmıştı. Bilindiği üzere İslam inkılabının zaferinden önce İran ekonomisi tamamen Amerika’ya bağımlıydı. O dönemde İran’ın gıda maddelerinden ilaca kadar ve yine sanayi sektörünün ihtiyaçlarından halkın tüketim maddelerine kadar her şey batıdan ve özellikle Amerika’dan ithal ediliyordu. Bu konu ülkenin güvenliğini temin etmekten sorumlu olan silahlı kuvvetlerde daha da belirgindir. Zira Pehlevi rejiminde İran silahlı kuvvetlerinin tüm ihtiyaçları Amerika’dan ithal ediliyordu ve şimdi Amerikalı yetkililer İran ile ticari ve askeri ilişkilerini keserek İran milletini teslim olmaya ve inkılap değerlerinden el çekmeye zorlayabileceğini zannediyordu. Ancak buna karşın inkılap önderi ve İran milleti gerekli buldukları sürece Amerikalı rehineleri Tahran’da tutmaya ve Amerika’yı İran’ın içişlerine müdahale etmekten el çekmeye zorlamaya karar verdi.

İran milletinin bu isteği Cezayir bildirisi ve Amerika’nın yazılı olarak İran’ın içişlerine karışmama sözü vermesi ile gerçekleşti ve Amerikalı rehineler 444 gün sonra ülkelerine geri döndü.

Ancak Tahran’da rehine olayı sona ermesine rağmen Amerika’nın İran’a karşı yaptırım politikası sona ermedi. Gerçi görecede Amerika ve bazı Avrupalı ortakları Cezayir bildirisinden sonra rehinelerin yüzünden dayattıkları yaptırımları kaldırdıklarını ilan etti, fakat Washington İran’ın mal varlığına Amerikalı firmaların alacaklarını bahane ederek el koydu ve ayrıca İran’a sattığı askeri teçhizat ve silahları teslim etmeyi de reddederek yaptırımları daha geniş boyutlarda uygulamayı sürdürdü.

Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımların etkileri Ocak 1984’te ve İran ordusu savaş cephelerinde baas ordusuna karşı büyük zaferler elde ettikten sonra ortaya çıkmaya başladı.

Amerika dönem Başkanı Ronald Rigan yönetimi Irak’ın baas rejiminin İran’a dayattığı sekiz yıllık savaş boyunca İran’a askeri teçhizat ve silah satışını engellemek için geniş çaplı bir hareket başlattı ve böylece İran’ın bu savaşta Irak’a karşı zafer kazanmasını önlemek istedi.

Ocak 1984 tarihinde Amerika yönetimi Beyrut’ta ABD deniz piyadelerinin karargahında yaşanan patlamada 241 deniz piyadesinin ölümünü bahane ederek İran İslam Cumhuriyeti’ni terör hamileri ülkelerin listesine aldı. O tarihten sonra teröre destek verme bahanesi Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımları genişletme malzemesi oldu. Bu hadiseden yaklaşık iki yıl sonra Amerika’nın her türlü askeri teçhizatının İran’a satışı ve ihracatı yasal ilan edildi ve iki amaçlı kullanılabilen her türlü ürünün ihracatı da denetime tabi tutuldu.

Öte yandan Amerika yönetimi dünya bankası gibi uluslararası mali kurum ve kuruluşlardaki temsilcilerine de bu kurumlarda İran’a yapılacak her türlü mali yardım veya verilecek her türlü krediye karşı çıkmaları yönünde talimat gönderdi ve bu doğrultuda bu kurumlara İran’a ulaşabilecek her türlü mali yardıma katkısı olacak mali yardımlarını azalttı.

Bu arada Amerika devletinin İran milletine yönelik düşmanlığı gittikçe genişlemeye başladı. 1987 yılında Rigan yönetimi bir dizi mesnetsiz iddiaya dayanarak İran’ın adını uluslararası uyuşturucu madde trafiğine bulaşan ülkelerin listesine aldı ve böylece İran’a askeri teçhizat satışına daha fazla kısıtlama getirdi. Oysa o sıralarda ve şimdi bile İran Afganistan çıkışlı uyuşturucu madde kaçakçılığı ile mücadelenin en ön safında yer alıyor ve bu yolda çok sayıda şehit verdiği de biliniyor.

Bu durum 1988 yılında Irak’ın İran’a dayattığı savaş son buluncaya dek tüm şiddeti ile devam etti.

Bu arada gerçi İran’da imar sürecinin başlaması ile beraber İslam Cumhuriyeti ile AB arasındaki iktisadi ve siyasi ilişkiler bir nebze olsun iyileşti, fakat Amerikalılar Avrupalılara eşlik etmedikleri gibi İran’a dayattıkları tek yanlı yaptırımları arttırdılar. Örneğin Lahey adalet divanı Amerika’nın İran’a 300 milyon dolar ödemesi yönünde karar almasına rağmen Washington yönetimi 1991 yılında İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde yeni yaptırım kararları aldı.

Gerçekte bölgede yaşanan hızlı gelişmeler Amerika yönetimini İran’a karşı yaptırım politikasını şiddetlendirmeye yöneltti. Saddam rejiminin Kuveyt’e çıkarma yapması Amerika’nın Irak’a çıkarma yapması ile karşılık buldu. Bu arada Amerika zayıflamış Irak’a karşı İran’ı kontrol altına alma bahanesi ile yeni yaptırım kararları aldı.

Bu çerçevede 1992 yılında İran ve Irak askeri teçhizatının genişlemesini önleme kanunu uygulanmaya başladı. Oysa İran’ın 1991 yılında Amerika ile Irak arasında yaşanan ve birinci Fars körfezi savaşı olarak anılan savaşa müdahale etmemesi Amerika’nın hızla zafer kazanmasına vesile oldu. Kuşkusuz İran İslam Cumhuriyeti Ortadoğu bölgesinde her türlü tecavüz ve çıkarmaya karşı çıkan ilkeli politikası çerçevesinde Kuveyt’i işgal etme krizine karışmaktan sakındı, fakat bu ilkeli politika Amerikalıların hasmane tutumunu şiddetlendirmesi ile karşılık buldu.

Amerika’nın Bill Clinton dönemindeki yeni yönetimi iki yönlü kontrol adı altında bir politika tedvin etti ki amacı İran ve Irak’ı eşzamanlı kontrol altına almaktı. Amerika’nın dönem yetkilileri Irak rejimi birinci Fars körfezi savaşı sonrası zayıflayınca İran bölgenin üstün gücü olmasından ve böylece Amerika’nın Ortadoğu ve Fars körfezindeki çıkarları tehlikeye girmesinden korkuyordu . bu yüzden Amerika eski yaptırımların yanında yeni yaptırım kararları almaya ve böylece İran’ın esas döviz gelir kaynağını yani petrolü hedef almaya başladı. Fakat İran petrolünün ihracatına getirilecek yasak petrol piyasalarını sarsacağından Amerika sadece Batılı firmaların İran petrol ve doğalgaz sektörlerinde yaptırım yapmalarını engellemeye karar verdi.

Ancak buna karşın Bill Clinton yönetimini önceki yönetimlerden farklı kılan konu, yaptırım sahasını Amerika topraklarının içinden bu ülkenin sınırlarının ötesine taşımaktı. Böylece Amerika’da ikincil yaptırım olarak adlandırılan yeni yaptırımlar ortaya çıkmaya başladı.