Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımların dosyası - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i90165-amerika’nın_İran’a_dayattığı_yaptırımların_dosyası_2
Geçen bölümde Amerikalı yetkililerin, Amerika’nın İran’ın içişlerine müdahalesi ve İran’da 25 yıl boyunca despet Pehlevi rejimini desteklemesine gösterilen tepkide Tahran’daki büyükelçiliği veya casusluk yuvasının ele geçirilmesini bahane ederek uygulanmaya başladığını anlattık.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Kasım 25, 2017 15:34 Europe/Istanbul

Geçen bölümde Amerikalı yetkililerin, Amerika’nın İran’ın içişlerine müdahalesi ve İran’da 25 yıl boyunca despet Pehlevi rejimini desteklemesine gösterilen tepkide Tahran’daki büyükelçiliği veya casusluk yuvasının ele geçirilmesini bahane ederek uygulanmaya başladığını anlattık.

 Bu yaptırımlar İslam inkılabı zafere kavuştuktan hemen bir yıl sonra dayatıldı. Bu yaptırımlar Amerikalı vatandaşların İran ile ticaret yapmaları yasağı, İran’ın Amerika’daki mal varlığının bloke edilmesi ve İran’ın şah rejimi döneminde İran milletinin paraları ile satın aldığı silahların teslim edilmemesi gibi maddeleri içeriyordu.

Ancak Amerika’nın Tahran büyükelçiliği macerasının son bulması ve Cezayir bildirisinin yayımlanmasından sonra Amerikalı yetkililer yaptırım politikasını İran’ı teröre destek vermek ve insan haklarını ihlal etmek veya kitle imha silahları elde etmeye çalışmakla suçlamakla sürdürdü. Üstelik bu yaptırımlar İran toprakları Saddam’ın baas rejiminin saldırısına uğradığı ve İran kendini savunmak için bile silah temin edemediği bir sırada uygulanıyordu. Amerika yönetimi İran milletini dize getirmek için bu savaş sırasında İran’a her türlü savunma aracının satılmasını yasakladı. Amerika hatta İran’ın Fars körfezindeki petrol tesislerine saldırmak ve yine İran yolcu uçağını düşürerek 290 insanı katliam etmekten bile çekinmedi.

Bu arada Saddam rejiminin 1990 yılında Kuveyt topraklarına saldırması bile Amerika’nın İran’a karşı hasmane tutumunda bir değişiklik yaratamadı.  Gerçekte İran’ın 1991 yılında Amerika ile Irak arasında yaşanan ve birinci Fars körfezi savaşı olarak anılan savaşa müdahale etmemesi Amerika’nın hızla zafer kazanmasına vesile oldu. Aslında İran İslam Cumhuriyeti Ortadoğu bölgesinde her türlü tecavüz ve çıkarmaya karşı çıkan ilkeli politikası çerçevesinde Kuveyt’i işgal etme krizine karışmaktan sakındı, fakat bu ilkeli politika Amerikalıların hasmane tutumunu şiddetlendirmesi ile karşılık buldu

Amerika’nın Bill Clinton dönemindeki yönetimi iki yönlü kontrol adı altında bir politika tedvin etti ki amacı İran ve Irak’ı eşzamanlı kontrol altına almaktı ve uygulanmasının en önemli sonucu, birincil yaptırımların ikincil yaptırımlara dönüşmesiydi. Amerika yönetimi İran’a dayattığı yaptırımlara uluslararası boyut kazandırmak için İran’a karşı eski yaptırımların yanında yeni yaptırım kararları almaya ve böylece İran’ın esas döviz gelir kaynağını yani petrolü hedef almaya başladı. Fakat İran petrolünün ihracatına getirilecek yasak petrol piyasalarını sarsacağından Amerika sadece Batılı firmaların İran petrol ve doğalgaz sektörlerinde yaptırım yapmalarını engellemeye ve böylece İran’ın savaştan zarar gören petrol tesislerinin yeniden onarılmasına mani olmaya karar verdi.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Irak’ın dayattığı sekiz yıllık savaşta hasara uğrayan özellikle petrol ve doğalgaz tesislerinin yeniden imarı ve onarımı için yabancı firmaları bu sektörlerde yatırım yapmaya davet etmişti. Bu davet İran’ın petrol sektörünün kapasitesinin bilincinde olan Batılı firmalarca büyük ilgi ile karşılandı. Bu arada Amerikalı petrol firmalarından Conoco firması İran petrol sektöründe yatırım yapmak üzere bir münakasayı kazanan taraf oldu.

Ancak başta Amerikalı bir firma olmak üzere bazı Batılı petrol firmalarının İran’da yatırım yapmak üzere bu ülkeye akın etmeleri Washington’da siyonist çevrelere bağlı İran karşıtı lobilerde tehlike çanlarını çalmaya başladı. Bu yüzden söz konusu siyonist lobiler İran İslam Cumhuriyeti petrol sektörünü ve dayatılan savaşta uğradığı hasarları onardıktan sonra büyük güce kavuşacağını ileri sürerek Amerika’nın dönem yönetimini Amerikalı firmaların İran’a gelmelerine engel olması yönünde baskı altına aldı. Bu baskılar sonunda sonuca ulaştı ve Bill Clinton Mart 1995 tarihinde Amerikalı firmaların İran petrol sanayiinde yatırım yapmalarını yasak ilan etti. Clinton bu yasak için İran’ın teröre destek verdiği ve Ortadoğu bölgesinde sözde barış sürecini engellediği yaftalarını gerekçe gösterdi.

Öte yandan Amerika Başkanı Clinton’un petrol firmalarını İran piyasasına girmelerini engelleme yönündeki kararını açıklaması etkili olamayacağı düşünüldüğünden, sonunda Clinton iki ay sonra ve Mayıs ayında 12957 sayılı kararını yayımladı. Bu kararda İran ile hemen hemen her türlü ticaret ve bu ülkede yatırım yapmak yasaklanıyordu. Bu kararın ardından Amerika’nın Conoco petrol firması geri çekildi ve Avrupalı firmalar hızla Amerikalı firmanın yerine doldurdu.

Avrupalı firmaların İran petrol sektöründe yatırım yapmak üzere İran’a akın etmesini engelleme hareketi başarısız kalınca bu kez İran’a karşı yeni yaptırımlar gündeme geldi. Bu yaptırımlar ikincil yaptırımlar veya sınırötesi yaptırımlar olarak adlandırıldı. O tarihe kadar ABD Başkanı veya kongresinin İran’a yönelik iktisadi yaptırım kararları sadece Amerikalı vatandaşları ve Amerikalı firmaları kapsıyordu, fakat o tarihten sonra Bill Clinton yönetiminde ve Damato kanunu olarak anılan İran ve Libya’ya yönelik yaptırım kanunundan sonra başka ülkeler ve firmaları da Amerika’nın yaptırım kanunu kapsamına alındı, oysa bu karar ülkelerin milli egemenlik hakkına ve uluslararası yasalara aykırıydı

İran ve Libya’ya yaptırım uygulanmasını öngören Damato kanunu Ağustos 1996 tarihinde Amerika’nın dönem Başkanı Bill Clinton tarafından imzalandı. Bundan önce bu kanun Amerika temsilciler ve senato meclislerinde oy çoğunluğu ile onaylanmıştı ve senatoda bu yasanın baş hamisi İtalyan asıllı senatör Alfonso Damato olduğundan kanun, Damato kanunu olarak ün yaptı.

Bu kanun İran petrol sektöründe 20 milyon doların üzerinde yatırım yapan Amerikalı firmaların yanı sıra başka ülkelerin firmalarına da bir takım cezaların uygulanmasını öngörüyordu. Aslında petrol sektöründe yapılan yatırımların hacmi Damato kanununda belirlenen 20 milyon dolarlık tavanın çok üstünde olduğundan, kanun pratikte Batılı birinci ve ikinci sınıf petrol firmalarının İran piyasasına girmesine engel oluyordu. Gerçi kanunda ABD başkanına maslahat gördüğü takdirde bu kanunu çiğneyen bazı firmalara ceza uygulamayı engelleme yetkisi veriyordu, fakat bu kararından kongreyi haberdar etmesi gerekirdi.

Aslında Amerika başkanına bu yetkinin verilme sebebi, Washington’un Amerika’nın sınırlarını aşan yaptırım kararlarına dünya camiasından gelecek tepkiden duyduğu kaygıydı. Zira bu kanun onaylanmadan aylar öncesinden başka ülkeler ve özellikle AB ülkeleri, bu ülkelerin firmalarına ABD’nin iç yasalarına göre ceza uygulanması karşısında sessiz kalmayacakları ve ceza uygulandığı takdirde misillemede bulunacakları yönünde uyarılar gelmiştir. Bu ülkeler hatta Amerika aleyhinde uluslararası mahkemelerde dava açacakları tehdidinde de bulunmuştu. Bu yüzden Amerikalı yasama yetkilileri temkinli hareket ederek ABD başkanına bazı yabancı firmaları bu kanunda öngörülen cezalardan muaf tutma yetkisi verdi. Buna göre Fransa’nın Total firması İran ile anlaşma imzaladığında ABD Başkanı Bill Clinton bu firmanın Amerika tarafından herhangi bir ceza ile karşılaşmayacağını açıklayan bir karar yayımladı.

Gerçekte beyaz sarayın İran ve Fransa’nın Total petrol firması arasında imzalanan anlaşma karşısında geri adım atması çıkardığ kanunun etkili olmadığını ortaya koydu ve böylece yolu başka yabancı firmaların İran petrol sektörüne girmelerine açtı.

Bu kanunun süresi beş yıldı, ancak 2001 yılında oğul Bush yönetiminde kongre tarafından uzatıldı. Buna karşın 2006 yılında ve Libya’da yaşanan ve bu ülkenin ABD yaptırım listesinin dışına alınmasına yol açan gelişmelerin ardından ilsa kanunu isa-2 kanunu olarak değiştirildi ve içinde bazı ufak tefek değişiklikler yapıldı. Örneğin kanunda 20 milyon dolarlık tavan 40 milyon dolara yükseltili ve süresi de beş yıldan on yıla uzatıldı.

2016 yılında Obama yönetimi isa-2 kanununu yine uzattı. Oysa o sıralarda İran ve 5+1 grubu arasında Bercam nükleer anlaşması sağlanmıştı. Bu yüzden İran İslam Cumhuriyeti Amerikalıların bu hareketini Bercam nükleer anlaşmasının ihlali ilan etti.

Amerika’nın dönem Başkanı Bill Clinton’un ikinci başkanlık döneminden 2003 yılında İran’ın barışçıl nükleer programı etrafında koparılan yaygaraya kadar uygulanan ve Amerika’nın İran’a dayattığ yaptırımların eksenini oluşturan ilsa kanunundan başka bu süre içerisinde İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı başka yaptırım yasaları da uygulandı. Örneğin 1996 Nisan ayında terör ve idam cezası ile mücadele kanunu onaylandı. Bu kanunun amacı, İran ile her türlü mali işlemi yasaklamak ve İran’a askeri teçhizat veren ülkelere mali yardımları önlemekti. Bu kanunun ardından Ağustos 1997 tarihinde de Clinton yönetimi herhangi bir ürünü tekrar İran’a ihraç etmek isteyen ülkelere ihracat yapılmasını yasaklayan bir kanun çıkardı. Temmuz 1998’de ve ardından Ocak 1999’da Clinton yönetimi İran’ın füze sanayiinin gelişmesinde işbirliği yaptıkları gerekçesi ile 10 Rus firmayı yaptırım listesine aldı. Eylül 1999’da da Amerika yönetimi İran’a, dini özgürlükleri ihlal ettiği iddiası ile yaptırımlar uygulamaya başladı.

Bill Clinton yönetiminin sonlarında bazı bölgesel ve küresel gelişmelerin etkisi altında kalan beyaz saray bu kez İran’a uygulanan yaptırımları biraz hafifletmeye başladı. Örneğin Aralık 1998’de İran’ın adı uluslararası uyuşturucu madde trafiğine bulaşan ülkelerin listesinden çıkarıldı. Nisan 1999’da Clinton aldığı kararda İran, Libya ve Sudan’a gıda maddeleri ve ilaç ihracatını serbest bıraktı. Kasım 1999’da ise Amerika yönetimi Boeing firmasına İran yolcu uçaklarının yedek parçalarını karşılamasına izin verdi.

En son Mart 2000 tarihinde Amerika’nın dönem Dışişleri Bakanı Modlin Olbright bir konuşmasında Amerika’nın 1953’te CIA’nin İran’da Musaddık yönetimine karşı yaptırdığı darbe başta olmak üzere İran’ın içişlerine müdahalelerinden üzüntü duyduğunu dile getirdi ve bu açıklamanın ardından İran’ın Amerika’ya halı, havyar ve fıstık gibi petrol dışı ihracatı serbest bırakıldı.

Ancak Amerika’da yönetimin el değiştirmesi ve oğul Bush’un iktidarın başına geçmesi ve ardından 11 Eylül 2001 terör saldırısının yaşanması ile birlikte Amerika yönetiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı hasmane politikaları yeniden şiddetlendi.