Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımların dosyası - 3
Geçen iki bölümde Amerika’nın İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yaptırım politikasının nasıl şekillendiğini ve ilk önce Amerika’nın Tahran’daki casusluk yuvası olan büyükelçiliğinin ele geçirilmesi bahanesi ile bu yaptırımların başladığını ve ardından teröre destek, insan hakları ihlalleri ve Ortadoğu bölgesinde sözde barış sürecine karşı çıkmak gibi bahanelerle devam ettiğini anlattık.
Geçen bölümde ayrıca Saddam rejimi Kuveyt işgali maceresında yenilgiye uğradıktan sonra Amerika’nın dönem yönetimi iki yönlü kontrol politikasını izlemeye başladığını ve yaptırımlardan ikincil yaptırım veya sınırötesi yaptırım adı ile anılan yeni yaptırımları uygulamaya başladığını beyan ettik. Yeni yaptırımlara göre herhangi bir Amerikalı firma veya başka bir ülkenin firması İran’ın petrol sanayiinde yatırım yaptığ takdirde cezalandırılıyordu. Ancak bu karar dünya genelinde ve özellikle Amerika’nın Avrupalı ortakları arasında ciddi tepkilere yol açtı.
Bugünkü sohbetimizde Amerika’nın İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yaptırım politikasının bir başka merhalesi olan nükleer yaptırımları gözden geçirmek istiyoruz.
Bu macera, Amerikalılar Irak’a yeniden çıkarma yapmak ve Saddam’ı devirerek büyük Ortadoğu projelerini hayata geçirmek için fırsat kolladıkları sıralarda başladı. Fakat bu projeyi uygulamak, İran’ı dize getirmeden mümkün değildi. Bu yüzden yeni bir senaryo tasarlandı ve böylece İran sadece Ortadoğu bölgesini güvensiz hale getiren bir ülke değil de, aynı zamanda dünya güvenliği için büyük bir tehdit olarak tanıtılacaktı. Amerika bu senaryoyu uygulamak için münafıklar terör örgütünü kullandı. Örgüt İran yönetimi Natanz’da gizli nükleer tesislerinde nükleer silah yapmak istediğini iddia ediyordu.
Gerçi bu iddia İran İslam Cumhuriyeti tarafından güçlü bir şekilde tekzip edildi, fakat batının propaganda sistemi İran aleyhinde zehirleme operasyonunu başlatarak BM güvenlik konseyini İran aleyhinde yaptırım kararnameleri çıkarma konusunda ikna etmeyi başardı. Eğer o tarihe kadar Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımlar sadece Washington’un siyasi ve iktisadi müttefiklerince destek gördüyse, nükleer maceranın düğmesine basılması ile birlikte yaptırımlar uluslararası boyut kazandı.
Bundan önce İran İslam Cumhuriyeti nükleer programının barışçıl olduğunu ispat etmek için Almanya, Fransa ve İngiltere’den oluşan AB troykası ile anlaşmaya varmış ve NPT’nin ek protokolünü gönüllü olarak uygulamayı kabul etmişti. Bu anlaşmanın ardından Amerika’nın dönem Başkanı oğul Bush’un İran’a karşı yürüttüğü kampanyaların yatışması bekleniyordu. Fakat Amerika’nın esas amacı büyük Ortadoğu projesini hayata geçirmek için İran’ı dize getirmek olduğundan beyaz saray İran ve üç Avrupa ülkesi arasında imzalanan ve Saadabad anlaşması adı ile ün yapan nükleer anlaşmayı reddetti.
Öte yandan Amerikalı yetkililerin sabotajları yüzünden İran ile anlaşmaya varan Avrupalı taraflar da bu kez yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmaya başladı. Tahran yönetimi ise nükleer haklarını elde etmek için çareyi santrifüjlerini yeniden çalıştırmak ve nükleer yakıtı bizzat üretmekte buldu. Ancak İran’ın bu kararı Batılı devletlere 2006 yılında İran’ın nükleer dosyasını UAEK gündeminden çıkarmak ve Viyana’dan Newyork’a, BM’ye taşımak ve güvenlik konseyinde İran aleyhinde kararname çıkarmak için gerekli bahaneyi vermiş oldu.
İran’ın nükleer programı ile ilgili dosyanın UAEK’undan BM’ye intikal ettirildiği 2006 yılından İran ve 5+1 grubu arasında Cenevre’de ve 2015 yılında Bercam nükleer anlaşması imzalandığı güne kadar geçen sürede BM güvenlik konseyi İran aleyhinde altı kararname çıkardı. Bu kararnameler 2006 yılında onaylanan 1696 sayılı kararname, 2006 yılında onaylanan 1737 sayılı kararname, 2007 yılında onaylanan 1747 sayılı kararname, 2008 yılında onaylanan 1803 sayılı kararname, 2008 yılında onaylanan 1835 sayılı kararname ve 2010 yılında onaylanan 1929 sayılı kararnamelerden ibaretti. Üstelik bu kararnamelerin tümü BM bildirgesinin yedinci maddesinin kapsamı içinde onaylandı. Bu madde üye ülkelere küresel barış ve güvenliğin tehdit altında bulunduğu bahanesi ile suçlu üyeye iktisadi yaptırım başta olmak üzere bazı pratik uygulamalarda bulunma yetkisi veriyordu.
BM güvenlik konseyinin İran karşıtı üçüncü kararnamesinden itibaren İran İslam Cumhuriyeti nizamına karşı bazı yaptırımlar uygulanmaya başladı. İşin başında sadece İran’ın nükleer faaliyetleri ve bu faaliyetlerle ilgili firmalara yaptırım uygulandı, ancak zamanla ve Amerikalıların lobileri sonucunda yaptırımların kapsamı İran’ın diğer iktisadi sektörlerini de kapsamına almaya başladı ve bankalar, sigorta firmaları, nakliyat firmaları ve İran’ın petrol satışı da yaptırımların kapsamına alındı. Bu arada BM güvenlik konseyinin yaptırımlarından müstesna olan gıda maddeleri ve ilaç da yabancı bankaların İranlı taraflarla işbirliği yapmaktan kaçınmaları yüzünden bu yaptırımlardan etkilenmeye başladı.
Amerikalı yetkililer bu yaptırımları beşeriyet tarihinin en geniş yaptırımları ilan etti ve Amerika dönem Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da İran’a dayatılan yaptırımları güdümlü yaptırımlar ilan etti ve bu yaptırımların İran ekonomisinin belini kıracağını ileri sürdü.
Buna karşın ve İran’a dayatılan yaptırımların ağırlaştırılmasına paralel olarak İran’ın barışçıl nükleer programı gelişmeye devam etti, öyle ki yaptırımlardan önce çalışan bin santrifüjün sayısı yaptırımların doruk noktasında 20 bine çıkarıldı. İran ayrıca bu aşamada %20 zenginleştirilmiş uranyum üreterek Tahran nükleer araştırma reaktöründe radyoaktif ilaç üretiminde gerekli olan nükleer yakıtı bizzat üreterek Amerika elebaşılığındaki batının yaptırımlarına karşı direneceğini ortaya koydu. Bu ilkeli politika Amerikalıları baskıları arttırmaya yöneltti. Amerikalı yetkililer haksız uygulamalarını haklı göstermek için BM güvenlik konseyinin kararnamelerine dayanıyordu.
Ancak Amerikalı yetkililerin başka ülkeleri İran’ın barışçıl nükleer faaliyetlerine karşı uyguladığı baskıda kendi saflarına çekmekte ne kadar başarılı olduğu ortadaydı. Örneğin Washington yönetimi tüm dünya ülkelerini İran ile tüm iktisadi ve ticari ilişkileri kesmekle Amerika’nın mali sisteminden dışlanma riskini göze almak arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya bıraktı. Bu tutumun ardından İran ile işbirliği yapan bir çok ülke ve yabancı firma Amerikalıların cezalarından çekinerek İran piyasasından çekilmeye karar verdi. Bu arada bir kaç Asya ülkesine İran’dan petrol satın almalarına izin verildi, fakat her altı ayda bir İran’dan ithal ettikleri petrol miktarını belli bir oranda düşürmek ve sonuçta İran’dan petrol ithalatını sıfır seviyesine indirgemekle yükümlü hale getirildi.
Amerikalı yetkililer ayrıca İran merkez bankasına ve dünya ekonomi tarihinde görülmemiş bir uygulama olan İran’ın milli para birimi Rial üzerinde ticarete yaptırım uygulamaya başladıktan sonra İran’ın petrol ihracatından elde ettiği döviz kaynaklarına ulaşma yolunu da kapattılar. Amerikalı yetkililerin bu kararı ardından AB de İran ile avro üzerinde ticareti yasakladı ve İran’ın Suift sistemine ulaşımını engelledi.
Amerikalı yetkililer BM güvenlik konseyinde çıkarttıkları uluslararası yaptırım kararlarına paralel olarak bu ülkenin içinde de İran karşıtı yeni tek yanlı yaptırım kararları almaya devam ediyordu. Örneğin Temmuz 2010 tarihinde Amerika’nın dönem Başkanı Obama yeni bir yaptırım kanununu imzaladı. Bu yeni kanuna göre 1996 yılında çıkarılan İran ve Libya yaptırım kanunu ilsa’da öngörülen baskılar daha da artıyordu ve daha çok yasal ve tüzel kişi İran’ın nükleer faaliyetleri ve yurt dışında benzin ithalatı yüzünden yaptırım listesine giriyordu. Amerika yönetimi İran’ın petrol ihracatı ve merkez bankasına dayattığı yaptırımların ardından ve İran’a benzin satışının yasaklanmasından sonra İslam Cumhuriyeti nizamını dize getirebileceğini zannediyordu.
Bu arada ve geçen sürede Amerika yönetimi iktisadi olmayan bazı yaptırımları da uyguluyordu ki bu da Washington’un İran’ın barışçıl nükleer programını durdurmak için elinden geleni ardına koymadığını gösteriyordu. Örneğin 2006 yılında Amerika federal mahkemesi İran’ın Tahti Cemşit tarihi bölgesine ait büyük bir tarihi eser kolleksiyonunun siyonist rejim İsrail lehine zaptedilmesine karar verdi.
Yine microsoft ve yahoo firmaları da Amerika yönetiminin baskıları yüzünden İran’ı bu firmaların internet hizmetlerinin kapsamı dışına alacaklarını açıkladı, ama yine de daha önce de belirtildiği üzere tüm bu uygulamalar İran milleti ve devletinin barışçıl nükleer enerjiden yararlanma hakkından vazgeçirmeye gücü yetmedi.
Bu yüzden ve sonunda Amerika dönem Başkanı Obama İranlı üst düzey yetkililerle bir dizi yazışma gerçekleştirmek ve İran’ın nükleer haklarını tanıma sözü vermekle geçmişte izledikleri yanlış yolu düzeltti ve böylece zemini nükleer anlaşmaya varmak üzere hazırladı.
Cenevre’de gerçekleşen iki yıllık sıkı müzakerelerin arından İran ve 5+1 grubu durdurmaya karşı durdurma formülü üzerinde anlaştılar ve İran’ın nükleer programının nihai anlaşmaya varana kadar geçici olarak durdurulmasına karşı 5+1 grubu da BM güvenlik konseyinde İran karşıtı yeni kararname çıkarmayı durdurma sözü verdi.