Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımların dosyası - 4
Geçen bölümlerde belirtildiği üzere, Amerika İran’da 1979 yılında İslam inkılabı zafere kavuştuktan hemen sonra türlü bahaneleri ileri sürerek İran’a yaptırım uygulamaya başladı.
Bu yaptırımlar ilkin teröre destek veya insan hakları ihlalleri gibi bahanelerle uygulandı ve bu çerçevede Amerikalı firmalar ve vatandaşlar İranlı taraflarla ticaret yapmaktan men edildi.
Daha sonraları ve 1990’lı yılların ortalarında sıra ikincil yaptırımlara geldi. Bu kez Amerikalı yetkililer uluslararası hukuku hiçe sayarak başka ülkeleri ve Amerikalı olmayan firmaları da İran ile işbirliği yapmak ve İran’ın petrol sektöründe yatırım yapmaktan men etti.
2003 yılında Irak topraklarının işgali ve Saddam rejiminin devrilmesinin ardından İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde yeni bir proje başlatıldı. Yeni projede İran nükleer silah yapmaya çalışmak ve dünya barışını ve güvenliğini tehdit etmekle suçlandı ve sonuçta BM güvenlik konseyinde İran aleyhinde ağır yaptırım kararnameleri onaylandı. Yeni yaptırımlar İran’ın petrol ihracatını sıkıntıya soktuğu gibi petrol satışından elde edilen döviz gelirine ulaşmayı da engellemeye başladı.
Bundan başka ve yeni yaptırımların çerçevesinde İran ile bankacılık alanında işbirliği de asgari seviyeye geriledi ve ilaç, benzin ve gıda maddeleri gibi bazı temel ihtiyaçların karşılanması da zora girdi.
Buna karşın İran İslam Cumhuriyeti barışçıl nükleer faaliyetlerini uluslararası kuralların çerçevesinde sürdürdü. Ancak Batı bu süreci İran’ın askeri hedeflere doğru sapma şeklinde yorumlamaya çalıştı.
Geçen bölümde belirtildiği üzere sonunda taraflar yaşanan bu çıkmazdan çıkabilmek için İsviçre’nin Cenevre kentinde ciddi ve yapıcı bir müzakere sürecini başlattı. Yeni müzakere süreci İran ve 5+1 grubu arasında nükleer teamül çerçevesinde başlatılan yeni bir süreçti ve Batı’nın İran’a dayattığı yaptırımların üzerinde önemli etkisi oldu.
Gerçi İran ve karşı taraf arasında nükleer müzakerelerin mazisi 2003 yılına dayanıyordu, ancak 2013’te 5+1 grubu ile başlatılan müzakereler yeni bir aşamaya geldi. Gerçekte Amerika’nın dönem Başkanı Barack Obama’nın İran İslam Cumhuriyeti nizamının liderleri ile yazışmaları ve İran’ın nükleer haklarını benimsemesi ve İran’da yeni hükümetin işbaşına gelmesi, tarafların arasında her iki tarafın kazançlı çıktığı bir anlaşmaya varmaya zemin hazırladı.
Bu eğilimin çerçevesinde İran ve 5+1 grubu arasında nükleer müzakereler AB dönem Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherin Ashton başkanlığında ve 20 Kasım 2013’te Cenevre’nin ıntercontinental hotelinde başladı ve dört gün sonra ortak eylem programı başlığı altında hazırlanan belge ile noktalandı. İran’ın nükleer programının barışçıl olduğunu güvence altına almak üzere tarafların üzerinde uzlaştığı uzun vadeli geniş kapsamlı çözüm yoluna göre taraflar ilk adım olarak karşılıklı bazı uygulamalarda bulunmayı kabul etti.
Bu çerçevede İran’ın üstlendiği yükümlülükler uranyumu %5’in üzerinde zenginleştirmeyi altı ay askıya almak, Arak nükleer reaktörünü Natanz ve Fordu nükleer tesisleri ile birlikte geliştirmemek, %20 zenginleştirdiği uranyumun yarısını Tahran araştırma reaktörünün yakıtı için saklamak ve diğer yarısını %5 seviyesine kadar seyreltmek ve yeni yeni %5 seviyesine kadar zenginleştirdiği uranyumu uranyum di oksite çevirmeyi altı ay durdurmaktan ibaretti. Bundan başka İran nükleer programının barışçıl olduğunu ispat etmek ve bu alanda kaygıları gidermek için UAEK ile işbirliğine ivme kazandırmayı da kabul etti.
İran’ın üstlendiği bu yükümlülüklerine karşı 5+1 grubu da İran aleyhinde yeni yaptırım kararları almamayı ve İran’a dayatılan bazı yaptırımları hafifletmeyi ve özellikle BMGK ve AB çerçevesinde yeni yaptırım uygulamamayı ve Amerika’nın da tek yanlı yaptırım kararları almamayı kabul etti. Bundan başka AB ve ABD’nin altın ve değerli metallere ve İran’ın petro kimya sanayiinin ürünlerinin ihracatına uygulanan yaptırımları ve yine ABD’nin İran’ın otomotiv sanayiine dayattığı yaptırımların kaldırılması kararlaştırıldı. Anlaşmada ayrıca İran’ın ham petrol satışının engellenmesinin kaldırılması ve müşterilere şimdiki düzeyde petrol alımına devam etmeleri ve petrol satışından elde edilen gelirin belli bir miktarı İran’a verilmesi kararlaştırıldı.
İran’ın sivil uçaklarının güvenliğinin temin edilmesi yönünde gerekli yedek parçaların İran’a satışı, petrol satışından elde edilen gelir kaynağında İran içinde insani ihtiyaçları kapsayan ticaretin kolaylaştırılması için mali bir kanal açılması ve yine yurt dışında üniversitelerde eğitim alan İranlı öğrencilerin üniversite harcının altı aylık sürede bu kaynaktan ödenebilmesi, 5+1 grubu ortak eylem programı adlı belgede üstlendiği diğer bazı yükümlülükleriydi.
Bu yükümlülükleri yerine getirmek üzere AB ve ABD, nihai anlaşmaya varana kadar İran’a dayattıkları yaptırımları askıya alacaklarını açıkladı. Bundan önce Amerikan kongresi İran aleyhinde aldığı yaptırım kararlarında bu ülkenin başkanına maslahat gördüğü ve Amerika’nın çıkarlarına uygun bulduğu takdirde İran’a dayatılan yaptırımları belli bir süre için askıya alma ve konuyu resmi bir yazı ile kongreye bildirme yetkisi vermişti. Bu izin çerçevesinde Obama yönetimi de 2015 yılında nükleer anlaşmayla ilgili müzakereler sonuca ulaşarak Bercam adı ile anılan ortak eylem programı belgesi yayımlanıncaya kadar her altı ayda bir Amerikan kongresi veya yürütme kurumunun dayattığı yaptırımları askıya alıyordu.
Bu arada bir sonraki bir buçuk yıllık sürede yürütülen müzakerelerin en önemli gündem maddesi yaptırımlar meselesi ve Batılı devletlerce nasıl kaldırılacağı tartışmasından ibaretti. İran heyeti müzakerelerde nükleer yaptırımlar bir kenara bırakılmadan hiç bir anlaşmanın mümkün olmadığını ve İran hiç bir yükümlülüğü üstlenmeyeceğini belirtmişti. Bir başka ifade ile, nükleer hakların ve özellikle araştırma ve geliştirme hakkından başka yaptırımların meselesi de İran’ın kırmızı çizgisi olmuştu.
Buna karşın başta Amerikalı heyet olmak üzere Batılı taraflar defalarca türlü bahaneleri ileri sürerek İran’a dayattıkları yaptırımları tamamen kaldırmaktan kaçınmaya çalıştı. Örneğin BM güvenlik konseyinin aldığı yaptırım kararlarının kaldırılması 5+1’in elinde değil de, güvenlik konseyi üyelerinin elinde olduğu ileri sürülüyordu. Yine bazı durumlarda Amerika yönetiminin kongrenin kararlarını feshetme yetkisi kısıtlı olduğu ileri sürülüyor ve bazen de açıkça İran’dan daha fazla taviz koparmadan yaptırımları kaldırmayacakları ifade ediliyordu.
Ancak sonunda ve İslamî nizamın üst düzey yetkililerinin desteğini arkasına alan İran’ın müzakereci heyetinin ısrarını sürdürmesi üzerine yaptırım düğümü çözümlendi. Buna göre karşı taraf, BM güvenlik konseyinin İran aleyhinde çıkardığı yaptırım kararnamesini yeni bir kararname çıkararak iptal etmeyi kabul etti. Bu konu, başta ABD olmak üzere karşı tarafın sözünü tutmama yolunu kapatmak ve İran dosyasını BM bildirgesinin yedinci maddesinin kapsamı dışına almak için İran açısından büyük önem arz ediyordu.
İran ve 5+1 arasında sağlanan nükleer anlaşmadan sonra BM güvenlik konseyinde onaylanan 2231 sayılı kararnamede bu anlaşmanın metnine de yer verildi ve sonuçta konseyin İran aleyhinde çıkardığı önceki altı kararname feshedildi.
AB’nin yaptırım kararnameleri konusunda da 5+1 grubunda yer alan üç Avrupa ülkesi, yani Britanya, Fransa ve Almanya da Avrupa konseyinden İran Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerini yerine getirdiği UAEK tarafından onaylanmasına paralel olarak Avrupa’nın dayattığı yaptırımları feshetmesini istemeyi kabul etti. Bu uygulama 2015 yılında gerçekleşti, fakat Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımların durumu daha karmaşıktı.
Gerçekte son 40 yıllık süre içerisinde Amerikan kongresi İran aleyhinde çeşitli yaptırım kararları almıştı. İşin başında nükleer yaptırımların nükleer olmayan yaptırımlardan ayırt edilmesine çalışıldı. Daha sonra Amerikalı taraf Bercam nükleer anlaşmasının nihai belgesinde Amerikan yürütme kurumu ile yasama kurumunun dayattığı yaptırımların birbirinden ayırt edilmesini kabul etti. Buna göre Amerika yönetimi ABD Başkanı veya Dışişleri Bakanlığı veya hazine bakanlığı veya enerji bakanlığı gibi yürütmeye bağlı kurumların aldığı ve İran’ın nükleer faaliyetleri ile ilgili olan tüm yaptırımları, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirdiğinin onaylanmasına paralel olarak tamamen ve ebediyen feshedilmesini kabul etti.
Ancak Amerikan kongresinin yaptırım kararları hakkında, Amerikalı heyetin Amerika yönetiminin kongrenin kararlarını tek yanlı olarak feshetme gücüne sahip olmadığı yönündeki gerekçesi İran heyeti tarafından kabul edildi ve böylece ABD Başkanı yasal yetkilerini kullanarak kongrenin yaptırım yasalarını belirli bir süre için askıya alması kararlaştırıldı. Gerçi bu uygulama kongrenin İran’a dayattığı yaptırımların esasını koruyordu, ama aynı zamanda yaptırımların uygulanmasını da engelliyordu.
Bu arada Bercam nükleer anlaşması belgesinde Amerikan kongresinin aldığı yaptırım kararları ile ilgili sorunun çözümü yönünde bir çözüm yolu öngörüldü. Bu çözüm yoluna göre İran devleti Bercam nükleer anlaşması uygulandıktan 8 yıl sonra İran’ın ek protokole katılması ile ilgili yasa tasarısını İran meclisine sunmayı kabul etti ve bilmukabil Amerika devleti de kongreden İran’a dayatılan tüm nükleer yaptırımlarını feshetmesini istemeyi kabul etti.
Gerçi ne İran ve ne Amerika devleti milli meclislerinde bu taleplerinin onaylanacağı yönünde söz vermedi, ama yine de iki ülkenin yasama kurumlarında bu uygulamaların karşılıklı olması sonuçta İran aleyhinde nükleer yaptırımların son izlerini de yok edecekti.
Her halükarda bu anlaşmalarla beraber nihai anlaşmaya ya da bilinen adı ile Bercam nükleer anlaşmasına varma yolu açılmış oldu. İran nükleer hakları tanınması ve yaptırım yasalarının bertaraf edilmesi karşılığında uluslararası camianın kaygısı olarak adlandırılan durumu bertaraf etmek üzere barışçıl nükleer faaliyetlerinde bazı kısıtlamaları kabul etti.