İran’ın Suriye’de milli ve bölgesel çıkarlar çerçevesinde askeri varlığı
13 Kasım 2011’de Kisinger Newyorker gazetesine verdiği mülakatta Amerika’nın Suriye’de stratejik hedeflerinin derinliğini ortaya koyan bir cümleyi beyan ederek şöyle dedi: Suriye içten yanmalıdır.
Batılıların Arap baharı olarak adlandırdığı bölgedeki inkılapçı ayaklanmalar ve İslamî uyanış sürecinin ardından Amerikalı yetkililer bu itirazların silahlı isyana dönüşmesi gerektiğini düşünüyordu. Ve bu düşünceye göre Amerika 5 Şubat 2012’de Suriye’de muhalif kesimleri silahlandırma aşamasına geçti. Suriye’de IŞİD, Ahrarul Şam, El Nusra cephesi ve hatta özgür Suriye ordusu adlı örgütleri 2012 yılında ve Kisinger’in bu sözlerinin ardından şekillendi ve savaş ateşi iyice alevlendirildi.
Askeri ve siyasi meselelerin teorisyeni Kisinger, Beşar Esad yönetimi hatta içten yakılan ateş yöntemi ile olsa bile bir şekilde yok edilmesi gerektiğine vurgu yapıyordu. Neden? Zira Suriye Ortadoğu bölgesinde stratejik açıdan direnişin merkezinde yer alıyordu ve bu yüzden her zaman Amerika ve siyonist İsrail rejiminin Arap – İsrail çatışmalarında anahtar konumundaki hedeflerinden biriydi.
Aslında Suriye’nin rolü Ortadoğu bölgesinde yaşanan son gelişmelerin ardından Batı için daha da önemli hale geldiği anlaşılıyor. Suriye bir bakıma Ortadoğu bölgesinin en hassas jeo politik noktasında yer alıyor ve Ürdün, İsrail, Lübnan, Türkiye ve Irak’la komşu olması ve yine bölgenin enerji boru hattı ve büyük deniz yolunun kesiştiği noktada yer alması itibarı ile de anahtar önem arz ediyor. Bundan başka Suriye’nin Rusya ile Akdeniz kıyılarında yer alan Tartus limanındaki askeri üs üzerinden geniş işbirliği de Suriye’nin Ortadoğu bölgesinde önemli bir barikatı sayılıyor.
Bu yüzden Suriye Batı için bölgede uzun vadeli amaçlarına ulaşmak için bir köprü konumundadır. Ancak buna karşın Suriye’nin bu konumunun önemini ikiye katlayan şey ise, İran İslam Cumhuriyeti nizamının Suriye ve Rusya ile anti siyonist stratejilerin üzerinde kalıcı bir anlaşma çerçevesinde temel rol ifa etmesidir. Yine bu süreçte Lübnan Hizbullah hareketi İran ve Suriye’nin dış politikasında anahtar rol ifa ediyor ve ister siyasi ve ister askeri açıdan İsrail’e etkili darbeler indirmeyi başardığı gözleniyor. Gerçekte İran ve Suriye arasındaki ilişki her iki taraf için güvenlik bakımından fevkalade önem arz ediyor.
İşte bu yüzden Suriye’de iç kriz patlak verir vermez İran İslam Cumhuriyeti ortaya çıkan tehditlerle mücadele etmek için Beşar Esad yönetimine çok yönlü destek politikasını uygulamaya başladı ve bu doğrultuda ve Batı’nın bu bölgeye musallat olmasını önlemek için Rusya ve Çin ile bir ittifaka gitti ve dış politikasını da buna göre düzenledi.
Suriye’nin İran İslam Cumhuriyeti için en önemli stratejik boyutlarını iki başlık altında ele almak mümkün. Bunlardan biri Batı’nın direniş cephesini zayıflatma hedeflerini engellemek ve diğeri ise İsrail’in bölgeyi parçalamaya yönelik şom planı ile mücadele etmektir.
Suriye tekfirci IŞİD terör örgütünün tüm askeri baskıları ve bu ülkenin önemli bir bölümünü işgal etmesine rağmen İran ve Rusya’nın destekleri ile bu komploya karşı direnmeyi başardı ve şimdi bu direniş, bölgede güvenlik yapısının en önemli temellerinden birine dönüşmüştür.
Bundan önce bir çok uzman ve gözlemci İran’ın Beşar Esad yönetimine verdiği destek tedrici bir şekilde azalacağını ve İran, Suriye’de yeni hükümette bir yeri olması için tutumunu değiştireceğini savunuyordu. Ancak gelişmelere bakıldığında olan şu ki İran Suriye’ye yönelik desteğini azaltmadığı gibi çok yönlü desteği ile herkesi şaşırttı. Bugün Suriye’de hem barış ve hem savaş süreçleri eşzamanlı olarak ilerliyor ve İran her iki süreçte anahtar rol ifa ediyor. İran’ın bu rolü Rusya ve şimdi de Türkiye’nin yaptığı işbirliği ile Astana müzakerelerinde daha da belirgin hale geldiği anlaşılıyor.
Ray El Yom gazetesinin yazdığına göre, korsan rejim İsrail’in Suriye ve Lübnan gelişmeleri karşısında sergilediği sert tutumu ve gerginlik yaratma politikasını Amerika’nın İran’a yönelik provokatif politikalarından ayrı değerlendiremeyiz. Korsan İsrail Başbakanı Netanyahu Suriye, Irak ve Lübnan’da direnişin zaferlerinden kaygılıdır, zira bölgede dengeler değişmektedir. Bugün Suriye yönetimi İran ve Rusya’nın destekleri ile hızlı bir şekilde güçlenmektedir. Washington ve Tel aviv bunun bilincindedir ve bu yüzden siyonist rejim başbakanlık bürosu geçen Salı günü bir bildiri yayımlayarak bu durumdan duyduğu öfkesini dile getirmiştir.
Korsan İsrail Başbakanlık bürosu yayımladığı bildiride, İsrail her halükarda ve her türlü şartların altında Suriye’de güvenlik çıkarlarına uygun hareket edeceğini açıkladı.
Aslında bu bildiri Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un İran’ın Suriye’deki askeri varlığını meşru ilan ettiği açıklamasına bir tepkiydi. Lavrov açıklamasında, Rusya İranlı güçlerin Suriye’den çıkması için hiç kimseye hiç bir söz vermediğini vurguladı.
Tel aviv’in İran’ın Suriye’deki varlığına yönelik tepkisi, Amerika savunma Bakanı James Matis, Amerikalı askerlerin IŞİD ile mücadele bahanesi ile Suriye topraklarında illegal vardığını sürdüreceklerini açıkladığı bir sırada gündeme geliyor.
Kuşkusuz tüm bu gelişmeler siyonist rejim için açık mesajlar niteliğindedir ve Tel aviv’in bu mesajları gözardı edemeyeceği kesindir. Bu mesajların muhtevası, İsrail rejiminin bölgede hiç bir engelle karşılaşmaksızın cirit atabileceği günlerin mazide kaldığına yöneliktir.
Avrasya dayanışma bölümü ve Şanghay işbirliği teşkilatı genişleme Başkanı Vladimir Yusiev şöyle diyor: Rusya Suriye konusunda İran’ı başka hiç bir ülke ile değişmek istemiyor.
İran ve Rusya şimdi bölgede güvenlik politikasından ortak bir tanım sunmuş bulunuyor. Bu yüzden İsrail bu konuda inisiyatifi ele geçirebilecek veya İran’ı Suriye’de rol ifa etmek veya bu ülkedeki askeri varlığını silmek gibi bir konumda değildir.
Aslında Suriye’de kimlerin bulunması gerektiği konusunda ancak Suriye devleti karar verebilir. Bu doğrultuda Tahran, Moskova ve Şam üçlüsü bölgede Amerikan – siyonist planlara karşı direniş eksenini koruyabilmek için büyük çaba harcadı ve büyük bedeller ödedi. Bu çabaların sonucunda bu ittifakı zayıflatmayı ve İran ile müttefiklerinin arasını açmayı ve özellikle Lübnan ve Filistin’de direnişe darbe vurmayı ve Filistin meselesini unutturmayı amaçlayan Amerikan – siyonist plan bozguna uğratıldı.
Astana müzakerelerinde İran’ı temsil eden Dışişleri Bakanı Yardımcısı Hüseyin Cabiri Ensari Moskova’da yaptığı açıklamada Suriye krizinin sonlandırılması için Tahran ve Moskova’nın birlikte hareket etmeleri önemli olduğunu vurguladı.
Şimdi Amerika ve siyonist İsrail bölgede direniş ekseninin güçlendiği gerçeği ile karşı karşıya bulunuyor ve İran, Suriye ve Rusya ittifakı da her zamankinden daha da güçlendiği anlaşılıyor. Gerçekte İran’ın Irak ve Suriye’deki varlığı insani ve ahlaki açılardan da büyük önem arz ediyor ve İran İslam Cumhuriyeti’nin inanç mahiyetinden kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 154. Maddesinde bu nizamın temel politikalarından biri olarak dünya mustazaflarını müstekbirlere ve işbirlikçilerine karşı korumaya vurgu yapılıyor. Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti zorbaların bu tür uygulamalarına karşı kısa vadeli milli çıkarlarını düşünüp sessiz kalamaz, bu tür komplolara duyarsız davranamaz.
İran’ın çevresindeki ortamda güvenlik tesirleri bakımından da Irak ve Suriye İran için stratejik ve jeo politik bakımdan büyük önem arz ediyor ve bu iki ülkenin tekfircilerin ve Arap ve Batılı hamilerinin eline geçmesi İran ve bölge için telafisi mümkün olmayan hasarlara yol açacağı kesindir.
Geçen haziran ayında IŞİD teröristlerinin Tahran’da düzenlediği terör eylemleri ve İran’ın bu eylemlere Suriye topraklarının derinliklerinde IŞİD hedeflerini füze ile vurması söz konusu terör örgütleri ile İran sınırları dışında ve özellikle Irak ve Suriye’de savaşmanın bölgenin toplu güvenliğine hizmet edeceğini de ortaya koydu.